Yasal
bir düzenlemenin tortusu acılaşmış çay demi gibi iz ve tat bırakmaya devam
edebilir. Fransa’da kadınların pantolon giymesini yasaklayan ve yerel polisin
iznine tabi kılan düzenlemenin ancak 2013’te ortadan kaldırılması, kadınlara
yönelik ayrımcılığın sembolik anlamdaki varlığını bir kez daha göstermesine ve “ne
kadar saçmaymış” tadı vermesine karşın çoğu kişinin aklına gelebileceği üzere
bir ahlaki düzenlemenin, fosilleşmiş bir kanunun kaldırılmasından öte bir
hikayeye sahip.
Fransız
Devrimi’nin insan aklının kamusal kullanımı ve eşit yurttaşlar felsefesi
Jakobenlerin kararlarında bir toplumun tepeden değiştirilmesi iradesine
uzanırken, Termidor gericiliği ve Bonaparte dönemi sadece devrimcilerin marjinalize
edilmesi değil gündelik hayatın sekülerleştirilmesi yönünde alınan kararların da
ortadan kaldırılması ile karakterize edilebilir. Her ne kadar Batı merkezli bir proje olsa da Aydınlanma’nın
evrenselci referansları sıradan insana aklına yatmayan düzenlemeleri bir
çırpıda yırtıp atma kudretini aşılayan devrimci düşünceye güç katmışken,
Parisli kadınlar 18. yy’ın sonunda bugünden bakıldığında son derece temel bir
hak olarak görünen bir şeyi talep ediyorlardı. Burada sınıfsaldan ayrı
düşünülebilecek bir durum söz konusu değildi. Pantolon işçi sınıfının elbisesiydi.
Baldırı çıplaklar şeklinde şahane bir şekilde dilimize kazandırılan sans culotte ifadesi ipek çoraplarla
baldırını kapatamayan ve emek gücünü satarak kazandığı üç beş kuruşla ayıp
yerlerini ancak pantolon giyerek örtenlerin göstereniydi. Kadınların pantolon
giyme isteği çalışırken daha uygun bir giysiye kavuşmak kadar erkek kamusal
alanında eşit şartlarda bulunma isteğinin de bir yansımasıydı. 1800’deki yasal
düzenleme ancak bu arka plan üzerinden bir anlam ifade ediyor: Yenilgiye
uğramış Paris proletaryası kamusal tartışmadan çekilirken, devrimci çalkantıyla
seslerini daha gür ifade eden kadın proleterler de temel bir haktan mahrum
bırakılıyorlar.
1800’deki
düzenleme 1892 ve 1909’da bisiklet gidonu ya da at eyeri tutan kadınların
pantolon giyebileceğine dair ifadeler eklenerek revize edilmiş. 20. yy.da bir
yaptırım unsuru olarak atıfta bulunulmuş mudur bilinmez ancak 2009 yılında
hukuk profesörü Evelyne Prisier yasanın hala yürürlükte olduğunu beyan edip dikkat
toplamış.
Giysi
ve tüketim kalıplarının düzenlenmesine dair çok sayıda düzenleme Batı
toplumlarının tarihinden bulup çıkarılabilir. Eminim formasyonum nedeniyle neredeyse
hiçbir halt bilmediğim Doğu toplumlarında da örnekler bulunacaktır. Benim
aklıma Jacobite ayaklanmaları sonrasında 1746’da İskoç kiltinin yasaklanması geldi.
İskoç yaylalarındaki isyancılar kiltleri soğuktan korunma amaçlı olarak kullanıyorlardı
ancak çok işlevsel kullanılan bu giysinin düzen bekçisi askerlere saldırırken
sürpriz (!) unsurları için kullanılması ya da silahları etek altında istenilen
şekilde gizleme gibi bir faydası da vardı. Aslında taht kavgalarının bir
uzantısı olan Jacobite ayaklanmaları zamanla burada kullanılmaya çalışılan İskoçlarda
merkezi iktidardan ayrı ve bağımsız davranma düşüncesini de kuvvetlendirdi.
İskoç
savaşçılarının kilt giymesi gibi kadınların pantolon giymesinin yasaklanması da
kalıcı bir yaptırıma yol açmadı. Hatta istenmeyen sonuca uzun vadede alttan
alta katkıda bulunmuş bile olabilir. Ancak modern öncesi özellikleri barındıran
devletlerde ya da modern ulus devlet oluşum sürecindeki altyapısal iktidarın
sınırları düşünüldüğünde bu kadar aşırı kararlar yine de insanı şaşırtıyor.
Modern (kimilerine göre post-modern ancak bence akıl almaz derecede modern) iktidarın
daha açıktan davrandığını biliyoruz. Giysilerimizin ötesinde bedenlerimiz
düzenleniyor. Bütün dünyanın daha fazla birikim uğruna tarumar edildiği modern
dönemde kaynak savaşı aynı zamanda beden üzerine süregiden mücadele olarak da
görülebilir. Düzenin restorasyonu ya da kendini korumasının ahlak bekçiliği
gibi göründüğü durumlarda aslında son derece birikime dair bir mantık da işin
içinde olabilir, düzene direnenlerin sindirilmesi isteği ve bunun ortak
duyudaki bazı öğelere referansla daha kolay becerilebileceği düşüncesi de.
Düzen dediğimizin baldırlarımızın çıplak kalmasına kayıtsız kalamayacak kadar
bizimle hemhal olması yine de bende müstehzi bir gülümsemeye yol açıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder