Gewer’de PKK gerillalarının mezarları tahrip edildiği için
yapılan protesto gösterisinde iki kişi hayatını kaybetti. Haberleri TGRT denen
kanal-izasyondan geçen akşam öğrendim. Aynı saatlerde sanal alemde akan
haberleri aktarıyordu sevdiceğim, neredeyse altı ay önce Dikmen’de olan
bitenlere dair ne yapacağımızı bilememe durumunun verdiği sıkıntının aynısı bir
ses tonuyla. O gece evden çıkmanın pek akıllıca olmadığını söylüyordum,
ustream’den birkaç yüz metre ötemizdeki evlerin balkonlarını ve insanların
böğürlerini hedef alarak gaz bombası atan polisleri izlerken.
9 Aralık 2013 Pazartesi
23 Ekim 2013 Çarşamba
Bu nasıl belediye?
Bayram ziyaretlerinde şahane bir dil sürçmesine tanık oldum.
Hükumetin Suriye politikasını beğenmeyen, yüz binlerce Suriyelinin Türkiye’ye
gelmesini de pek olumlu bulmayan bir büyüğümüz, devletin yetersizliği ve
hükumetin beceriksizliğinden bahsederken, “bu nasıl belediye?” deyiverdi.
2 Ekim 2013 Çarşamba
Çifte kavrulmuş korkular
Hakan Bıçakçı kişisel olduğunu düşündüğü ama
kolektif bir nitelik taşıyan travmasından, boşluk korkusundan resim dersi
aracılığıyla bahsettiği bir yazı yazmıştı uzun zaman önce. Boşluk
korkusunun resim dersindeki yansıması şöyle olur: resim kağıdında hiçbir boşluk
bırakılmamalı, her alan boyanmalıdır. Aslında bu biraz ezbere dayalı eğitim
sisteminin tek bir tezgahtan çıkmış insan yetiştirme düşüncesinin de
yansımasıdır. Öğrenci boş bırakılmamalı, öğrencinin kendisi de boş bırakmaya
karşı durmalıdır. Milli manevi değerler, her daim ileriye gitme vs.
1 Ekim 2013 Salı
Reform dediğin kaç paket?
Seçim sistemini konuşmaya yıllardır devam ediyoruz. Ülke
barajlı d’Hondt sisteminde % 35 oy oranıyla iktidar olmak hatta 2002
seçimlerinde görüldüğü üzere sıra dışı sonuçların alınabildiği sandık
turlamalarında bu civarlarda bir oyla anayasa değişikliklerini referanduma
götürmek dahi mümkün oluyor. AKP’liler hariç seçim sistemini savunmaya yanaşan
kimseyi gördünüz mü son on yılda?
13 Ağustos 2013 Salı
cemaat havaları ve asabi Bonaparte
Türkiye’de kendisini sivil toplum hareketi olarak tanıtmayı
tercih eden dini bir hareket siyasal iktidara ayar verip demokrasi havarisi
görünümü sergiliyor. Kendi iktidarlarının büyük oranda bu cemaatin hegemonik
tutunum sağlama gücüne dayandığını düşünenler aynı zamanda bu cemaat olmaksızın nerede ne kadar yol alabileceklerini hesaplamaya kalkışıyorlar. Karından konuşmanın
yaygın olduğu Türkiye siyaset sahnesinde son zamanlarda pek sık rastlanılmayan
gelişmelerle açıktan adresler verilerek bir tartışma yapılıyor. Cemaat-AKP
çekişmesi resmi muhalefetin güçsüzlüğü kadar Haziran isyanının ve sokağın yarattığı
deprem nedeniyle yeniden hız kazanmışa benziyor.
5 Ağustos 2013 Pazartesi
Neoliberal otoriterlik sıradanlığa mı karizmaya mı ihtiyaç duyar?
Birgün’ün iç-dış mihraklar köşesinde serbest çağrışım
yazılar kadar olmasa da daha rahat yazmak, tatildeyken de yazmak gerek. Üç
kuşağın bir araya geldiği bir geç iftar-sahur arası toplaşmada karizmatik
otorite üzerine konuştuklarımız ve çağrışımları aktarmak bu kapsama girebilir.
Daha yaşlılarımızın T.C. Başbakanının akıbeti üzerine kendi aralarında da
düşünceleri farklılaşsa da Erdoğan’ın bir karizmasının olduğu konusundaki
cümlelerine daha gençlerimizden yine farklı tonlarda olmakla birlikte bu
karizmanın sorgulanabilir olduğuna yönelik itirazlar geldi. Bir süredir
aralıklarla Weber’in Economy and Society’sinden
karizmatik otorite ile ilgili kısımları okuyan ben de konu üzerine biraz
tefekküre daldım.
27 Haziran 2013 Perşembe
Başkanlık, bağımsız yargı ve iç ürpermesi
Mayıs ayında yazıp sonra güncellemek ve üzerinden
geçmek üzere kenara koyduğum yazıyı Haziran isyanı, AKP’nin 15-16 Haziran karşı
taarruzu, Erdoğan’ın konuşmaları ve takip eden manşetler sonrasında başkanlık
projesinin rafa kalkmış olabileceğine ilişkin spekülasyona karşı değiştirmeden
buraya koymaya karar verdim. Temel tespitim kadar AKP’nin yönelimi de henüz değişmediği
için diyelim. Yazı Erdoğan Teziç’in mayıs ayındaki salvosuyla başlıyordu:
19 Haziran 2013 Çarşamba
2014 planı akamete mahkum mu?
Direnişin
gündemi tartışmayı değiştirse de AKP’nin bundan sonra ne yapacağı halen temelde
Kürt hareketiyle yürütülen müzakerelere ve hareketin tepkilerine, bunun Türkiye
coğrafyasındaki rezonansına bağlı. Yakın tarihte yaklaşık üç yıla yayılan Oslo görüşmeleri 2008’de başladı. Görüşmelere katılanlardan
öğrendiğimize göre 2011 ortalarına kadar 8 ya da 9 görüşme yapıldı. Bu
görüşmeler sırasında Öcalan bir yol haritası ve sonrasında da protokol
hazırladı. Popüler kültürde ve gündelik medya dilinde bir projeyi
ifadelendirmek için “yol haritası” teriminin kullanılması da özellikle Habur
sonrası, Kürt hareketi ile devlet temsilcilerinin görüşleri arasında belirgin
bir farklılık olduğunun açığa çıkması da 2009-2010’a denk düşüyor. Bu
görüşmeler bitmeden KCK operasyonunun başladığını ve 2011 ortasında Silvan
olayı sonrasında Erdoğan ve dar kadrosuna (tabiyet kültürü AKP saflarında
egemen olduğu için de oradan bütün AKP kollarına) son bir hamle yapma ya da
popülerleştirilmiş versiyonuyla “son savaş”a kalkışma düşüncesinin egemen
olduğunu biliyoruz. KCK davasının cadı avına dönüşmesi bu düşüncenin uzantısı
iken 2012 yazında PKK’nin “halk savaşı” jargonunu kullanması ve Hakkari’de
geniş ölçekli operasyonlara kalkışması da buna verilen tepki. Ancak retrospektif
bir değerlendirme, 2012 kabusunun, Oslo görüşmeleri’nde mektup trafiği ile
sınırlı bir etki sahibi olan ve son önerileri masadaki KCK kadrolarına
iletilmeyen Öcalan’ın daha merkezi bir konumda dahil edildiği yeni bir tur
görüşme öncesi manevralardan ibaret olduğunu anlatacaktır.
12 Haziran 2013 Çarşamba
Faiz Hesapları ve Ürken Sermaye
Recep Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı direnişi öncesinde
de birçok kez dillendirdiği faiz lobisi kavramını, iki haftayı geride bırakan
direniş sırasında olayların altında yatan güç odaklarını açıklamak üzere tekrar
tekrar kullandı. Türkiye’de faizlerin bir süredir düşüyor olmasının verili ekonomik yapıda
Türkiye ekonomisinin kırılganlığını arttırdığını söyleyenlere karşı faiz
lobisini dize getireceklerini beyan etmesinden çok uzun bir süre geçtiği
sölenemez. Sık tekrarlanan bir kavram olunca ve bir çeviri hatasının ürünü
olduğuna yönelik söylenti sosyal medyada yeterince paylaşılınca herkes
birbirine daha yüksek sesle sorma ihtiyacı hissetti. Faiz lobisiyle ne kast ediliyor?
Ya da başbakan neden faiz lobisinin bir direniş örgütlediğini düşünüyor?
6 Haziran 2013 Perşembe
Gezi olayı ve siyaset merceği
Kent mekanı ve kamusal alan kullanımı üzerinden başlayan ve
yayılan, yer yer hükümet ve rejim değişikliği taleplerini içererek de büyüyen
bir kalkışmayı, aksi önerilere rağmen, siyaset merceğinden okumaktan başka bir
çare yok. Gezi Parkı eylemcilerinin ve eylemlere katılarak hareketin etkisini
katlayanların bir örgüt mensubu olmamaları yaptıklarının siyasi sonucu olmadığı
anlamına gelmez. Zaten daha tam bir sönümlenme gerçekleşmeden, siyasal
çekiştirme mücadelesi başladı.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
AKP Jakobenizmi
Jakobenizm devrimci bir hat, tepeden uygulanan bir dönüşüm projesinin tanımlayıcısı. Siyasal tarihte Fransız Devrimi’yle, radikal fikirlerle ve kişisel olarak Robespierre’le özdeşleştirilmiş bu dönüşümcü ve devrimciliği taşraya taşımak, üstüne üstlük muhafazakar bir harekete atfetmek siyaset biliminin terimlerini yerinde kullanmamak olarak anlaşılabilir. Türkiye tarihinde Jakobenizmi sürekli olarak Kemalizmle özdeşleştirme çabası gücünü korurken, bir de üstüne bu çaba Türkiye’deki politika yapıcıların önemlice bir kısmı tarafından kabul görmüşken taşralı bir AKP Jakobenizminden bahsedilebilir mi?
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Bastığımız toprakları gömülmeden tanıyalım
Orta Doğu’ya hoşgeldiğimizi kim söyledi? Zaten göbeğindeyiz.
Batı kodlarına göre Dünya’yı anlamaya bu kadar uğraşıp sonra da doğuda ve
ortada olmadığımızı ama bir on yıllık politikayla bu coğrafyaya daldığımızı
iddia etmeyelim. Ama bir dönüşüm söz konusu. Bu Orta Doğu devleti olmak değil. çeşit çeşit devlet var Orta Doğu'da ne de olsa. Gerçekleşen daha özgül bir dönüşüm, en çok da İsrail’e benzemekle tanımlanabilir.
14 Mayıs 2013 Salı
Britanya’da exodus tartışması ve muhafazakar manevralar
Britanya siyasetini Black Mirror dizisinin muhteşem ilk bölümündeki kadar olmasa da yine de oldukça hızlı bir kamuoyu değişimi tanımlar
hale geldiyse bunda Avro Bölgesi krizinin etkisi büyük. Yaklaşık dört ay önce
tabanını sağlamlaştırmak, muhafazakar milletvekillerinin ağzına bir parmak bal
çalmak ve sağdan yükselen UKIP (aşırı milliyetçi, göçmen karşıtı Birleşik
Krallık Bağımsızlık Partisi) tehlikesine karşı milliyetçilik bayrağını kimseye kaptırmamak üzere bir AB referandumundan bahseden Başbakan David Cameron siyasi
dar görüşlülüğünün ceremesini çekmeye başlamış görünüyor. Bir kez gayya kuyusu
açıldı mı politikacıların içine bakmadan duramayacağını kulağına fısıldamayı
unutan danışmanlarının işine son vermediyse bu kendisini daha da zayıf
gösterecek bir hamle olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyordur herhalde.
2 Mayıs 2013 Perşembe
ihtimal, bazıları koltuklarından edilecektir
Köprüleri kaldırılan İstanbul’da karşılarında dev bir
duvarla karşılaşan eylemcilerin fotoğrafı ya da DİSK binasına sıkıştırılmış yoldaşların hali feci bir durumda olduğumuzu gösteriyor. Buradan çıkış zaman
alacak. O zaman zarfında koltuğundan edilmesi gerekenler var.
19 Nisan 2013 Cuma
Hata mı atmosferik basınç mı?
Harvard’dan
Prof. Carmen Reinhart ve Prof. Kenneth Rogoff This Time is Different çalışmalarıyla akademik dünyaya derli toplu
bir finansal kriz tarihçesi hediye etmekle kalmadılar. Bu ve buna eşlik eden
makaleleri, raporları ile kamu borcu ve büyüme arasındaki ilişkiyi masaya
yatırıp, “bu ilişki biraz muğlak ve elimizde net bir kanıt yok” diyerek birçok
iktisatçının geçiştirdiği eşik sorununu incelediler. Soru şuydu: Kamu borcunun
gayri safi yurtiçi hasılaya oranı hangi seviyede olursa ekonomik faaliyet açısından
bir tehdit teşkil etmez? Çok sayıda ülkenin kamu borcu /GSYH oranları üzerinden
yaptıkları hesaplamalar bu muğlaklığı ortadan kaldırdı. Borç oranı % 90’ı
geçtiğinde ekonomiye radikal denilebilecek bir etkide bulunuyor ve tehlike
çanları çalıyordu.
4 Nisan 2013 Perşembe
Akademiye nazar değer mi?
İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki rektörlük binası işgali
ve bugünkü ODTÜ asistan dayanışması eylemindeki taleplerden anlaşılabileceği
üzere sorun çok. Çünkü, bilimsel çalışmanın değerinin parayla ölçülemeyeceğini,
insanın bilgiye erişim çabasının başlı başına bir kıymeti olduğunu, bunun
bilginin paylaşımı ve yaşamın daha iyi sürdürülebilmesi gibi unsurlarla belki
de paha biçilemez bir anlam taşıdığını söyleyenlere başka hiçbir olumlu tepki
vermeden karşıdakinin pek fark etmeyeceği alaycı bir tonda “haklısınız” demenin
dahi giderek zorlaştığı bir metalaşma sürecinin tanıklarıyız. Bilgi üretim
sürecinin bütünü, akademik emek gibi, metalaşma sürecinde ölçülebilir,
denetlenebilir ve standartlaştırılmış bir etkinlik haline getiriliyor,
getirilmek zorunda.
1 Nisan 2013 Pazartesi
Anayasa komisyonu’nun sessiz ölümü
Anayasa Komisyonu’nun çalışmalarını hangi tarihte
sonlandıracağı konusunda rivayet muhtelif.
Çalışmaların sonlandırılacağı tarihin ne olması gerektiği üzerine dönen
tartışma, anayasaya yasa yapma mantığıyla yaklaşıldığının göstergesi olduğu
kadar, Türkiye’nin girdiği eğik seçim düzleminde bir anayasa referandumu
ihtimalinin de giderek güçlendiğini anlatıyor. AKP grup başkan vekili Elitaş
ilk öngörülen sürenin 2012 sonunda dolduğunu ikinci kez süre aşımı olmayacağını
söylemiş. Erdoğan’ın daha önce verdiği tarih 1 Nisan’da dolduktan sonra Anayasa
Komisyonu nasıl ölecek ben onunla ilgileniyorum.
28 Mart 2013 Perşembe
Ne oluyor, kuzum?
Karşılıklı bir gaz verme sürecinden geçiyoruz. Kürt
hareketinde önemli isimler AKP odaklı İslamcıların en büyük arzusunun
anlaşıldığını ifade eden bir şekilde Türkiye’nin bölgesel güç olma imkanının
Türkiye’de bir iç barışın tesisinden geçtiğini dillendiriyor. AKP içindense,
biraz da görüşmelerin seyri hakkında çok az kişinin bilgi sahibi olması ve
takvim belirsizliği etkisiyle mutedil ancak “gün barış günüdür” cümlesinden
geride durmayan açıklamalar geliyor.
26 Mart 2013 Salı
Bankaları nasıl kurtarırsınız? (2. sürüm ya da Cyprus’ cut)
Kıbrıs’taki kriz birçok yorumda belirtildiği üzere Pandora’nın
kutusunu açmış görünüyor. Sermaye kontrolleri ve mevduatın vergilendirilmesi
artık güncel bir şekilde tartışılan, bir kurtarma paketinin parçası olarak öne
sürülen unsurlar haline geldi. Ancak bu Avro Bölgesi’ndeki neoliberal yeniden
yapılanma sürecinde henüz bir değişikliğe yol açmadı. Kıbrıs krizinin kendisi
nasıl Avro Krizi’nin devamı ve büyük finansal krizin bir uzantısıysa, bu krizle
baş etme yolları da daha önceki tepkilerin bir türevine denk düşüyor.
5 Şubat 2013 Salı
Baldırlar, Kamusallık ve Müstehzilik
Yasal
bir düzenlemenin tortusu acılaşmış çay demi gibi iz ve tat bırakmaya devam
edebilir. Fransa’da kadınların pantolon giymesini yasaklayan ve yerel polisin
iznine tabi kılan düzenlemenin ancak 2013’te ortadan kaldırılması, kadınlara
yönelik ayrımcılığın sembolik anlamdaki varlığını bir kez daha göstermesine ve “ne
kadar saçmaymış” tadı vermesine karşın çoğu kişinin aklına gelebileceği üzere
bir ahlaki düzenlemenin, fosilleşmiş bir kanunun kaldırılmasından öte bir
hikayeye sahip.
23 Ocak 2013 Çarşamba
Kur Savaşları: Yine ve Yeni
Brezilya Maliye Bakanı
Mantega 2010 yılında kur savaşlarının geri döndüğü fikrini ortaya attığından
beri aralıklarla bu durum konuşuluyor. Bir ülkenin rekabet gücünü korumak –
arttırmak ve daha dar anlamda ihracatı arttırmak için başvurabileceği
yöntemlerden birisi olarak kabul edilen para değerini düşürmenin başka ülkeler
tarafından da uygulanması ve karşılıklı devalüasyonların birbirini takip etmesi
anlamına gelen kur savaşlarını Mantega’nın vurgulaması, miktarsal kolaylaştırma
adı verilen para politikasının birçok ülkede para birimi değerini düşürme isteği
doğuracağına inanmasına bağlıydı.
21 Ocak 2013 Pazartesi
Hakiki bir reform için istifa ederek işe başlamalılar
Yükseköğretim Kurulu
büyük bir cüret sergileyerek anayasa değişikliği yapılmasına gereksinim duyulan
bir yasa değişikliği önerisini Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim etti.
Üniversite Konseyleri, şirket üniversiteler, sözleşmeli çalışma pratiklerinin yaygınlaştırılması
gibi birçok yenilik barındıran metnin ne kadarı nasıl yasalaşır bunu zaman
içinde göreceğiz. Sol muhalefetin YÖK’ü piyasacı bir kurum ilan etmesi ve
değişiklikleri neoliberal üniversite anlayışının bir uzantısı olarak görmesi
itirazlar açısından birçok eksikliği beraberinde getiriyor. En temel nokta,
zaten bu sıfatların YÖK mensupları tarafından gururla taşınıyor olması ve
herkesçe kabul edilmiş doğrular niteliği taşıması. Bu nedenle daha ziyade
YÖK’ün “yapıyoruz, yaptık, böyle olur işte” dediği noktaların birkaçının üzerinde durmak
istiyorum.
14 Ocak 2013 Pazartesi
Yunanistan: Borcunu öde, mali disipline sadık kal*
Uzun vadeye yayılan bir yeniden yapılandırma sayesinde, verilen tavize karşılık Yunan halkına on yıllar boyunca neoliberal politika uygulamalarının dayatılması öngörüldü. Avrupa Merkez Bankası ve Avro bölgesi devletleri her şeye rağmen Yunanistan’ın borçlarını ödemesini ve mali disipline sadık kalınmasını istiyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)