16 Nisan 2015 Perşembe

Merkez Bankalarının egemenliği devam edecek mi?

Amerikan Merkez Bankası FED’in eski başkanlarından Alan Greenspan’in cebinde önemli toplu sözleşmelerdeki ücret artışlarına ilişkin verileri not ettiği bir kağıtla dolaştığı rivayet edilir. Bu verileri arada bir kontrol eder, ekonomik beklentiler üzerine konuşurken cebindeki kağıda zaman zaman başvururmuş. Greenspan’in yaptığı merkez bankalarının fiyat istikrarı hedefinin son derece açık bir şekilde ücret artışlarının kısıtlanmasındaki başarı ile rabıtalandığını göstermesi açısından önemli. Ancak bu durum bir Merkez Bankası’nın her daim ücretleri baskılamak için bir araç görevi görebileceği sonucuna bizi ulaştırmamalı.


12 Nisan 2015 Pazar

Finans ve İçerilme: Herkes için Finans ya da Sermaye için Herkes*

Finansal kuruluşlar, şirketler ve devlet bir süredir Türkiye’deki emekçileri finansal tüketiciler olarak anıyor. Hesap yapmasını bilen, temel finansal hizmetleri kendi faydası için kullanabilen, daha genel bir bağlamda ise kendi hayatını üretken bir makineye yatırım yapar gibi planlayan emekçiler yaratma isteği bu sürecin temelinde yatıyor. Yetişkin tüm bireylerin banka hesabı olması, finansal hizmetlere sorun yaşamadan erişilmesi gibi hedefler burada birer ön gereklilik halini almış durumda. Küresel Güneyde revaçta olan bu sürecin adı finansal içerme / tabana yayılma. Emekçiler açısından bazı ihtiyaçların borçlanarak karşılanması durumunun finansal kurumlar için kar elde edilebilir şekilde ve neoliberalizmi desteklemek amacıyla yeniden biçimlendirildiğini görüyoruz. Orta ve uzun vadede finansal tabana yayılma (FTB) süreci hem finansal sistemle girdiğimiz ilişkiyi hem de finansal alana bakışımızı değiştirmeye soyunmuş durumda. Türkiye’deki durum ve uygulamalar öncesinde fikrin ortaya çıkışı ve yaygınlaşmasına değinmek gerekli.

3 Nisan 2015 Cuma

Akademik derebeylikler ya da özerklik? Kalsın lütfen!

İstanbul Üniversitesi’ndeki rektör seçimi sonrasında YÖK’ün Raşit Tükel’i ikinci sıraya indirmesi sürecinde ve Cumhurbaşkanı’nın sandık iradesine karşı gelerek YÖK’ün öne çıkardığı adayı ataması vesilesiyle, üniversite özerkliği tartışması yeniden gündeme geldi. Özerklik savunusuna karşı bir salvoda bulunmak istiyorum. Kişisel olarak Raşit Tükel’in rektör atanmasını çok istemiş olsam da tartışmayı genel bir düzleme çekmek, üniversite özerkliğine karşı olduğumu belirtmek ve bunun nedenlerini kısaca anlatmak istiyorum. Daha düzgün ifade etmem gerekirse, üniversiter (akademik) özgürlükler yanlısıyım ve özerklikle ifade edilen düzenlemelerin üniversite sorunlarını çözmeye yeteceğini düşünmüyorum. Günümüzde üniversite tartışmasının sloganvari bir “özerk demokratik üniversite” yaklaşımına sıkıştırılmasını da politik açıdan hatalı buluyorum.

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma