demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2016 Salı

Extended Life of Islamism and the Riddles of Turkish Politics after the July Coup Attempt

Now it’s official!

The strongest conservative/Islamist party of probably the whole Turkish republican history, at the height of its power, lacked the means to control the armed forces as well as the branches of the country’s intelligent service, the office of telecommunications which functioned as a surveillance and censorship mechanism and most strikingly 1/3 of the judges and prosecutors of the country, whose appointment they brokered from 2010 onwards.

10 Kasım 2015 Salı

en kanlı seçim kampanyası ve bazı muteber şirketlerin rakamları

Sersemledik ve güçten düşürüldük. Sandık başındaki müdahalelere karşın seçim sonuçlarını radikal bir şekilde değiştirebilecek hileler tespit edilmedi, iddia edilenler ispata muhtaç. Türkiye tarihinin en kanlı seçim kampanyası böylece geride kaldı. Türkiye tarihinin en kanlı dönemi olmaya aday bir dönem ise önümüzde duruyor.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Bozuk pusulalar ve oy ağaçları

Seçim serisinin bu ikinci yazısında ilki ile doğrudan alakalı olmayan online pozisyon-kanaat belirleme araçlarına değineceğim. Biraz zorlama gibi görünse de bir önceki yazıyla bağlantı kurabilirim:


6 Mart 2014 Perşembe

previously on...

Dizi izler gibi ses kaydı takibinden yorulmak mümkün. Ne zaman hangi kayıt çıktı, ne oldu takip etmek zorlaştı. Kayıt günlüğüne bianet'ten erişilebileceği gibi "çıkan kısmın özeti"ne de bakılabilir. bu derlemeyi olduğu gibi aktarıyorum. Dursun, sonra (yıllar boyunca) konuşacağız:

27 Haziran 2013 Perşembe

Başkanlık, bağımsız yargı ve iç ürpermesi

Mayıs ayında yazıp sonra güncellemek ve üzerinden geçmek üzere kenara koyduğum yazıyı Haziran isyanı, AKP’nin 15-16 Haziran karşı taarruzu, Erdoğan’ın konuşmaları ve takip eden manşetler sonrasında başkanlık projesinin rafa kalkmış olabileceğine ilişkin spekülasyona karşı değiştirmeden buraya koymaya karar verdim. Temel tespitim kadar AKP’nin yönelimi de henüz değişmediği için diyelim. Yazı Erdoğan Teziç’in mayıs ayındaki salvosuyla başlıyordu:

19 Haziran 2013 Çarşamba

2014 planı akamete mahkum mu?

Direnişin gündemi tartışmayı değiştirse de AKP’nin bundan sonra ne yapacağı halen temelde Kürt hareketiyle yürütülen müzakerelere ve hareketin tepkilerine, bunun Türkiye coğrafyasındaki rezonansına bağlı. Yakın tarihte yaklaşık üç yıla yayılan Oslo görüşmeleri 2008’de başladı. Görüşmelere katılanlardan öğrendiğimize göre 2011 ortalarına kadar 8 ya da 9 görüşme yapıldı. Bu görüşmeler sırasında Öcalan bir yol haritası ve sonrasında da protokol hazırladı. Popüler kültürde ve gündelik medya dilinde bir projeyi ifadelendirmek için “yol haritası” teriminin kullanılması da özellikle Habur sonrası, Kürt hareketi ile devlet temsilcilerinin görüşleri arasında belirgin bir farklılık olduğunun açığa çıkması da 2009-2010’a denk düşüyor. Bu görüşmeler bitmeden KCK operasyonunun başladığını ve 2011 ortasında Silvan olayı sonrasında Erdoğan ve dar kadrosuna (tabiyet kültürü AKP saflarında egemen olduğu için de oradan bütün AKP kollarına) son bir hamle yapma ya da popülerleştirilmiş versiyonuyla “son savaş”a kalkışma düşüncesinin egemen olduğunu biliyoruz. KCK davasının cadı avına dönüşmesi bu düşüncenin uzantısı iken 2012 yazında PKK’nin “halk savaşı” jargonunu kullanması ve Hakkari’de geniş ölçekli operasyonlara kalkışması da buna verilen tepki. Ancak retrospektif bir değerlendirme, 2012 kabusunun, Oslo görüşmeleri’nde mektup trafiği ile sınırlı bir etki sahibi olan ve son önerileri masadaki KCK kadrolarına iletilmeyen Öcalan’ın daha merkezi bir konumda dahil edildiği yeni bir tur görüşme öncesi manevralardan ibaret olduğunu anlatacaktır.

6 Haziran 2013 Perşembe

Gezi olayı ve siyaset merceği

Kent mekanı ve kamusal alan kullanımı üzerinden başlayan ve yayılan, yer yer hükümet ve rejim değişikliği taleplerini içererek de büyüyen bir kalkışmayı, aksi önerilere rağmen, siyaset merceğinden okumaktan başka bir çare yok. Gezi Parkı eylemcilerinin ve eylemlere katılarak hareketin etkisini katlayanların bir örgüt mensubu olmamaları yaptıklarının siyasi sonucu olmadığı anlamına gelmez. Zaten daha tam bir sönümlenme gerçekleşmeden, siyasal çekiştirme mücadelesi başladı.


28 Mart 2013 Perşembe

Ne oluyor, kuzum?


Karşılıklı bir gaz verme sürecinden geçiyoruz. Kürt hareketinde önemli isimler AKP odaklı İslamcıların en büyük arzusunun anlaşıldığını ifade eden bir şekilde Türkiye’nin bölgesel güç olma imkanının Türkiye’de bir iç barışın tesisinden geçtiğini dillendiriyor. AKP içindense, biraz da görüşmelerin seyri hakkında çok az kişinin bilgi sahibi olması ve takvim belirsizliği etkisiyle mutedil ancak “gün barış günüdür” cümlesinden geride durmayan açıklamalar geliyor.

6 Şubat 2012 Pazartesi

saçmalıklar ve kırılganlık

Zamanın en önemli trolü T.C. başbakanı gündemi belirlemeye devam ediyor. Bütün ülke yerine konulan İstanbul ve Ankara kurumları ile üniversite, devlet kurumları ve iktidar yumağına dolanmışlar Erdoğan’ın ağzından çıkan birkaç kelime üzerinden tartışıyor, birbirini suçluyor ya da böyle tavır almalı diyor. Bütün bu tartışmayı görmezden geldiğimiz gün, gündemi eleştirel bir konumdan belirlemeye başlamışız demektir.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Türkiye’deki devlet biçimi ve yeni rejim

Devlet biçiminde değişiklik ne demektir? Kapitalist devlet üzerinden yapılan bir dönemlendirmenin siyasal bir konum alırken kullanılabilmesi için hangi alanlara dair gözlemlerin çözümlemenin içine katılması gerekir? Bunlar devlet kuramı üzerine kafa yoranların uğraşmaya devam ettikleri sorulardan birkaçı. Bir de AKP döneminde yeni bir evreye girip girmediğimize dair, Türkiye’de devlet aygıtı ve rejimin niteliğinde bir değişme olup olmadığına dair sorular var.

29 Haziran 2011 Çarşamba

ağız tadı kaçmış memlekette rüküş aktiviteler

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ti yanılmıyorsam, daha Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarından tutuklu bulunan milletvekillerinin durumuna dair mahkemelerden haber gelmemiş ama Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesine dair konsensus devlet katında büyük oranda sağlanmışken, YSK kararından girdi, gösterilerden çıktı; “memleketin ağzının tadını kaçırmasınlar” dedi. Ben mahalledeki komşu kavgası üzerine emekli albay açıklaması yapanlar gibi kendi egemenliğini söz-edim üzerinden tekrar hatırlatan insanı bol bu memleketin ağız tadının ne zaman yerine geldiğini merak ededurayım, bir başka Türk orta boyu (büyüyünce büyük olacak) ortadaki siyasi kriz için “gündemi takip edemedim, büyüklerimiz bilir” dedi. O sırada milletvekilliği mazbatasını almış, kayıt yaptırmış ama memleketin nadide bir köşesindekilere verdiği motifli kravat takma sözü henüz gazeteciler tarafından kendisine hatırlatılmamıştı. Egemenin istisna halini belirlemesi karşısında iki yol var sanıyorum: ya tüm gücünle mücadele edeceksin ya da büyüklerin bildiğini itiraf edeceksin. Egemene tabiyetin bu veciz ifadesi, meclisin barındırdığı büyük düşünürlerin gelecekteki açıklamalarının siyasal düşünceye sunacağı katkıların ipuçlarını veriyor olabilir!

20 Nisan 2011 Çarşamba

Yerelde ağır cezaya veririm de genelde yine yüksek mahkemeye basayım mührü!

Yüksek mahkeme niteliği taşıyan Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuki düzenlemeleri iyi bilip, ya tutarsa mantığıyla işine göre çarpıtmada bulunduğunu söyleyebiliriz. Milletvekili adaylarından sabıka kaydı olanlarının memnu haklarının iadesine dair kararı dosyalarına koyması gerektiğini belirten YSK kararı Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesindeki düzenlemelerle açıkça çelişiyor.

21 Ekim 2010 Perşembe

demokratik likidasyon

Uluslararası Takas ve Türev Derneği’nin (evet böyle bir dernek var!) dokümanlarını karıştırırken 1998 tarihli bir teminatlandırma rehberinde uzun uzadıya bir teminatın likiditesinin gerçekleştirilecek işlemin sıhhati açısından ne kadar önemli olduğuna dair değerlendirmeler gördüm. Teminatlandırmanın ancak ve ancak güvence sağlayan getirinin kapitalizasyonunda büyük oynamalar gerçekleşirse bir işe yaramayacağı, lakin bunun da pek olası olmadığı, dolayısıyla menkul kıymet işlemlerinde önemli bir eşiğin aşılmakta olduğunu anlatan bu ve benzeri raporları incelemek 2007-2009 krizi (özel olarak teminatlandırılmış borç yükümlülükleri) düşünüldüğünde ilginç bir sıkıntı yaşatıyor insana. Bunu tartışmayı başka bir girdiye erteliyorum.

12 Ağustos 2010 Perşembe

plebisit sizi çağırıyor

tartışma bütünüyle yanlış yerden kuruluyor. referandumu boykot etmenin türkiye egemenleri arasındaki siyasal çekişmenin büründüğü biçimlerden birisinden azade bir konum edinmek anlamına gelmesi bağımsız bir üçüncü cephenin oluşturulabileceği anlamına gelmiyor. akp'nin tasarılarına karşı hayır oyu vermenin siyasal islami peçesiyle türkiye kapitalizmine karşı mücadelede yeterli olduğu kanısı ne kadar sıkıntılıysa sandığa gitmeyerek bağımsız bir siyasal hat oluşturmanın ilk adımlarının atılabileceği düşüncesi de o kadar sorunlu.

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma