üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Aralık 2020 Pazar
Kaynayan üniversite kazanı
Türkiye’nin alacalı bulacalı üniversite evreninde yaklaşık sekiz milyon öğrenci bulunuyor. Hafta sonu sınava girecek milyonlarca adayın heyecanı ve pandemi koşullarında maruz bırakıldıkları belirsizlikler üzerine siyasal bir tepki oluşmamış durması, basınç birikimini görmezden gelmeye yol açmasın.
23 Eylül 2015 Çarşamba
Öğretim üyesi adayını ne yapmalı? Ya da mecburi hizmet dedikleri
Yükseköğretim Kurulu 22 Eylül Salı günü internet sitesinde
bir açıklama yayımlayarak Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı’nın (ÖYP) kaldırılacağını
ve bu doğrultuda ilgili idari işlemin yapılması ve kadroların cari usule göre atamalar için aktarımını sağlamak
üzere Maliye Bakanlığı’na 1 Eylül tarihinde yazı yazıldığını ifade etti.
Gerekçe olarak ÖYP kapsamında tahsis edilen kadroların son beş yıl içinde 3550’sinin
boş kalması, üniversitelerin tepkileri vb. gösterildi.
25 Mayıs 2015 Pazartesi
Akademide emek piyasası: Zorunluluklar ve hukuksal garabetler
Akademide tarihi eski olsa da sürekli değişen ve gelişen bir mecburi hizmet hukuku mevcut. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun
35. Maddesi, yurtdışına burs verilerek gönderilen öğrencilerin istihdamı ve
yerleştirilmesi ile ilgili maddeler ve 35. maddeye dayanarak yapılan Öğretim Elemanı
yetiştirme programı (ÖYP) benzeri bazı düzenlemelerle birlikte bu hukuk yeniden ve yeniden düzenleniyor. Bu hukukun 35. maddeyle ilgili kısmı üzerine uzun ve sıkıcı bir yazı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Mesele sıkıcı
ama kanımca önemli.
3 Nisan 2015 Cuma
Akademik derebeylikler ya da özerklik? Kalsın lütfen!
İstanbul
Üniversitesi’ndeki rektör seçimi sonrasında YÖK’ün Raşit Tükel’i ikinci sıraya
indirmesi sürecinde ve Cumhurbaşkanı’nın sandık iradesine karşı gelerek YÖK’ün
öne çıkardığı adayı ataması vesilesiyle, üniversite özerkliği tartışması
yeniden gündeme geldi. Özerklik savunusuna karşı bir salvoda bulunmak istiyorum.
Kişisel olarak Raşit Tükel’in rektör atanmasını çok istemiş olsam da tartışmayı genel bir düzleme çekmek, üniversite
özerkliğine karşı olduğumu belirtmek ve bunun nedenlerini kısaca anlatmak
istiyorum. Daha düzgün ifade etmem gerekirse, üniversiter (akademik)
özgürlükler yanlısıyım ve özerklikle ifade edilen düzenlemelerin üniversite
sorunlarını çözmeye yeteceğini düşünmüyorum. Günümüzde üniversite tartışmasının
sloganvari bir “özerk demokratik üniversite” yaklaşımına sıkıştırılmasını da
politik açıdan hatalı buluyorum.
21 Şubat 2015 Cumartesi
Akademik performans: Teşvik yönetmeliği ya da Whiplash
Yükseköğretim Kurulu 2014 yılında çıkarılan 6564 sayılı yasa gereği hazırlaması gereken teşvik yönetmeliğinin taslağını kamuoyuna sundu.
Askıya çıkardık linki altında 6 Mart’a kadar kalacak olan bu yönetmelik taslağı üniversitelerden gelecek cevaplar ve siteye düşülebilecek yorumlar sonrası
gözden geçirilip Milli Eğitim Bakanlığı ve oradan da Bakanlar Kurulu’na
sunulacak. Adetim olduğu üzere yönetmeliği incelesem de YÖK mekanizması
üzerinden bir yorum yapma ihtiyacı duymadım. Muhtemel teşvikle ilgili hesap
kitap yapmayı geride bıraktıktan sonra buraya birkaç düşünce kırıntısı
yazıyorum.
24 Haziran 2014 Salı
Hasar tespitine daha var
Daha önceki taslak metin ile karşılaştırıldığında mini
düzenleme olarak adlandırılabilecek bir YÖK yasa tasarısı meclise sunuldu.
Genel kurulda ne zaman görüşüleceği ile ilgili henüz bir bilgi yok. Ancak yayımlanan
haberler nedeniyle öğretim elemanlarına yeni bir cendere anlamına geldiği ve YÖK’ün aşırı güçlendirildiği düşüncesi hakim. Burada fikri takip eksikliğinden
kaynaklı yorumların önüne geçmek için birkaç uyarıda bulunma isteği içindeyim. Sağlık
Bakanlığı yetkileri ve öğrencilerin haklarıyla ilgili düzenlemelere girmeden
söyleyeceklerim var.
4 Nisan 2013 Perşembe
Akademiye nazar değer mi?
İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki rektörlük binası işgali
ve bugünkü ODTÜ asistan dayanışması eylemindeki taleplerden anlaşılabileceği
üzere sorun çok. Çünkü, bilimsel çalışmanın değerinin parayla ölçülemeyeceğini,
insanın bilgiye erişim çabasının başlı başına bir kıymeti olduğunu, bunun
bilginin paylaşımı ve yaşamın daha iyi sürdürülebilmesi gibi unsurlarla belki
de paha biçilemez bir anlam taşıdığını söyleyenlere başka hiçbir olumlu tepki
vermeden karşıdakinin pek fark etmeyeceği alaycı bir tonda “haklısınız” demenin
dahi giderek zorlaştığı bir metalaşma sürecinin tanıklarıyız. Bilgi üretim
sürecinin bütünü, akademik emek gibi, metalaşma sürecinde ölçülebilir,
denetlenebilir ve standartlaştırılmış bir etkinlik haline getiriliyor,
getirilmek zorunda.
28 Eylül 2010 Salı
yazları tasfiye projeleri kışları performans kriterleri
Marmara Üniversitesi’nin yeni rektörü Prof. Dr. Zafer Gül buyurmuş: “Yıllardır ideolojik saplantılarla boğuşmaktan geri kaldık. Üniversitenin kapısı saat 17:00’da kapanır mı? 7 gün 24 saat çalışan bir üniversite haline geleceğiz”. Zaman gazetesindeki habere göre Gül ideolojik saplantılı bilim insanlarını tasfiye etmeye kararlı: “İdeolojik saplantılı bilim adamları, ufak tefek kişisel hesaplarla bilimin gelişimini engelliyor, Türkiye’nin, gençlerin ve bilimin geleceğini tehlikeye atıyor”. Haber girişimcilik, markalama, rekabet vb. klişelerle devam edip aralıksız çalışma düşüncesinin dillendirilmesiyle sonlanıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)