28 Kasım 2018 Çarşamba

-Mış gibi siyasetiyle kriz yönetimi

Devlet sponsorluğunda kredi genişlemesiyle yüksek büyüme oranlarına zorlanmış, küresel finansal koşulların değişmesiyle hızla krize yuvarlanmış bir ekonomide debeleniyoruz. Krizi yönetenler öyle değilmiş gibi yapmayı tercih ediyorlar. İş bilmezlikleri sıralayarak ekonomi yönetimini akla davet etmek ya da baskıcı bir rejim karşısında farklı ekonomik müdahalelerde bulunacak aktörlerin zayıflığına rağmen alternatifleri dillendirmek naif kalıyor. Fakat, bu naiflikte yine de ısrarcı olmamız gerektiğini düşünüyorum. Nedenini işsizlik verilerine de değinerek açıklayacağım.

Eyy tasarruf! Geldiysen üç kere vur

Anadolu Ajansı kaynaklı ısmarlama bir haber Emeklilik Gözetim Merkezi’nden (EGM) alınan verileri yüzümüze boca ediyor. Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi’nin 15’inci yılını doldurduğunu, sistemde 85 milyar liralık birikim yapıldığını ilan ediyor. Benzer, gün aşırı çıkan haberler haneleri tasarrufa çağırıyor.

Mevzuattan muaf: Türkiye Kalkınma Partisi/Bankası

3 Ekim öğleden sonra. Meclis’te Türkiye Kalkınma Bankası’na ilişkin kanun teklifinin Plan Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri sırasında CHP, HDP ve İYİ Parti milletvekilleri çeşitli itirazlar dillendiriyor. Mevzuattan muaf olmasına çalışılan Kalkınma Bankası’nın neden böyle bir yapılandırmaya tabi kılınacağından tutun da teklifin öncelikli ele alınmasına, Türkiye’deki kalkınma hedeflerine uzanan bir tartışmadır sürüyor.

8 Ekim 2018 Pazartesi

İşsizlik Sigortası Fonunu Kullanmanın Dayanılmaz Hafifliği (II)

Dünkü yazıda Fonun kaynaklarının emekçiler lehine kullanılmadığını, istihdama verilen desteğin işlevsiz olduğunu, Sayıştay raporlarında usulsüzlükler ve şeffaflık eksikliğinin tespit edildiğini vurgulamıştım. Bugün mevzuata ve son finansal operasyona bakalım:

7 Ekim 2018 Pazar

İşsizlik Sigortası Fonunu Kullanmanın Dayanılmaz Hafifliği (I)

Türkiye, işsizliğin pençesinde kıvranıyor. Resmi işsiz sayısı 3 milyon 315 bin (Haziran 2018 verisi). İş bulma ümidi olmayanlar, mevsimlik çalışanlar, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, zamana bağlı eksik istihdam ve yetersiz istihdam edilenler bütünüyle dikkate alındığında işsiz sayısı 6 milyon 600 bine varıyor. En geniş tanımıyla işsizler ordusuna sadece Mayıs ayından Haziran’a kadar 264 bin kişi katılmış.

5 Ekim 2018 Cuma

Çöküş değil 'dengelenme': Sanki bir feng shui

“Türkiye, enflasyon ve cari açık oluşturmadan yüzde 7 ve üzeri büyüyecek, refahı yaygınlaştıracak bir ülkedir. 2018 için bir kriz tehlikesi varsa bu, yukarıda anlattığımız gibi, Batı içindir. Artık onların krizi süreklidir ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Bloku, yeni bir dünya kurmadan onların bu krizi de bitmeyecektir.”

Bu satırları 27 Aralık 2017 tarihli Milliyet’teki yazısında Cemil Ertem kaleme almıştı. Türkiye’de Kredi Garanti Fonu uygulamasıyla, yani devlet destekli kredi genişlemesiyle krizin atlatıldığına inanıyordu. Bu ve benzeri değerlendirmeler o sıralarda AKP iktisatçılarının favori argümanlarıydı: Buna göre piyasayı hareketlendiren yeni mekanizmalar ve Türkiye’ye has yenilikçilik ile yüksek büyüme sürdürülebilirdi, sorunlar zaten yolda çözülürdü.

25 Eylül 2018 Salı

Arjantin Dersleri: Üzülmeyi Bırakıp Merkez Bankacı Kovmanın Sevimliliği

Dünyada en yüksek faiz oranı Arjantin’de. Bahar aylarında çığrından çıkan yükseliş Ağustos ayı sonunda kuru kontrol altına almak için faizlerin yüzde 60’a yükseltilmesiyle birçok gözlemciyi serseme çevirdi. IMF ile devam eden görüşmelerde işlerin kısa zaman içinde düzeleceği görünümü vermek zorunda hisseden Mauricio Macri, Merkez Bankası Başkanını kovarak hem kitlelere hem de IMF’ye bir kurban sundu.

21 Eylül 2018 Cuma

Orta vadede hepimiz batığız

Türkiye’nin kur krizi çok hızlı bir şekilde reel sektöre sirayet etti. Baş döndürücü hızla gerçekleşen gelişmelere ekonomi yönetiminin kifayetsizliği eklenince Türkiye’deki durgunlaşma eğiliminin daralmaya dönmesi olasılığı arttı. Durum eski adıyla Orta Vadeli Program (OVP), yeni adıyla Yeni Ekonomi Programı (YEP) açıklamasıyla krizi yönetenler tarafından da kısmen kabul edildi.

Birden fazla cephede kredi arayışı


Türkiye’nin kur krizi henüz tamamına ermemiş olsa da sanki klişelerle dolu bir oyunun son sahnesine atlayıvermiş durumdayız. TOBB Ticaret ve Sanayi Odaları Konsey Başkanı’nın şirketlerin borcunun 81 milyon Türkiye vatandaşının borcu olduğunu ilanıyla birlikte geriye bir şey kalmadı. Bundan sonrası fiyat artışını eksik gösterme telaşındaki TÜİK’in bayram operasyonu ile ağustos sonu fiyat tespitlerini erkene alması ve 3 Eylül’de açıklanan son yıllık enflasyon rakamını yüzde 18’in altına indirmesi gibi acıklı sahneler eşliğinde ilerliyor.

Tilki vaaz vermeye başladığında...


Türkiye’nin kur krizi daha sönümlenmeden gelen halktan fedakarlık bekleyen açıklamalar karşısında, Türkçe’ye “tilki vaaz vermeye başladığında gözünüz tavuklarda olsun” şeklinde çevrilebilecek İngiliz atasözü akla geliyor. Son birkaç haftada hepimizin aynı gemide olduğuna dair o kadar çok açıklama yapıldı ki, sonrasında özel sektörün borcunun aslında hepimizin borcu olduğu yönlü beyanların gelmesi de beklenebilir.

Dışarıdan sermaye girişlerine bağlı ekonomik yapıda özel sektörün borcu ve bilhassa yabancı para cinsi borcu, ancak olumlu uluslararası koşullar altında çevrilebilecek bir seviyeye yükseldiği sıralarda küresel finansal koşullar değişti. Kur krizi, şirketler kesiminin yabancı para cinsi borcunun fazlalığı nedeniyle önümüzdeki aylarda bir reel sektör krizine dönüşebilir ve 15 Ağustos’ta çıkarılan borç yapılandırma yönetmeliği de politika yapıcıların reel sektörün borç sorununun daha karmaşık hale gelmeden ertelenmesi amacını benimsediğini gösteriyor.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Türk Lirası'nı kim kurtaracak?

İlginç zamanlardan geçiyoruz. Herkes Türk lirasını kurtarmak istiyor. Ama Türkiye’de iktidar ekonomik bünyenin sağlam olduğunu iddia ediyor, bazı muhalefet milletvekilleri de Türkiye’ye komplo kurulduğu düşüncesini savunuyor.

10 Ağustos 2018 Cuma

Üç kuruşumuza da çökecekler mi?

Hafta sonu katıldığım bir seminerde yaklaşık iki saat boyunca Türkiye ekonomisinin sorunlarına dair görüşlerimi paylaştım. Seminer sonunda, şaka yollu, doların akıbetini soran bir katılımcıdan sonra, yanıma usulca yaklaşan bir dinleyici çekimser de olsa sorma ihtiyacı hissetti: “6 olur değil mi?”. Bu, bir sorudan ziyade endişe ifadesiydi. Bütün göstergelerin kötüye gitmesi ve sürüklenme duygusu, kanımca “dolar yükselecek mi?” sorusunun arkasında heyula gibi dikilen şu endişeyi güçlendiriyor: Yabancı para mevduatlarına, üç kuruş birikimimize bir el atma söz konusu olur mu?

2 Ağustos 2018 Perşembe

Neoliberal Otoriterlik ve İğneyle Kuyu Kazanlar

Akademide süregiden tartışmaların dar koridorlara sıkışmaması için uğraşmak gerekli. Ümit Akçay, gazete Duvar’daki “AKP ve Neoliberal Popülizm” başlıklı yazısında tam da bu uğraşı sergiliyor ve bizleri bir “deneysel düşünce egzersizi”ne davet ediyor. Yazıdaki argümanın bir ayağı Türkiye’de piyasa disiplininin 2000’li yıllarda sağlandığı, buna karşın AKP’nin sosyal ve finansal içerilme olarak adlandırılabilecek telafi mekanizmaları geliştirdiği ve bu sayede iktidarda kalabildiğidir. Diğer argüman ise “emekçi sınıfların siyasete müdahale kanallarının neredeyse tamamen ortadan kalktığı” (Galip Yalman’ın terimleriyle “sınıf temelli siyasete son verilmesi” süreci de denebilir) sürecin uzantısının mücadelenin devletin içine taşınmasına yol açtığı, devlet içinde sermaye fraksiyonlarıyla birebir özdeşleştirilemeyecek gruplar arasında mücadelenin yoğunlaştığıdır.

Şişirilmiş büyüme ile nereye?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2017 yılı 3. Çeyrek ekonomik büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 11,1 büyümüş görünüyor. Aynı açıklamaya göre hanehalkı nihai tüketim harcamaları yüzde 11,7 artmış, Türkiye ekonomisi olağandışı bir performans sergilemiştir. Yılsonundaki büyüme rakamı da tahmin edilenin üstünde ve muhtemelen yüzde 6 üzerinde hesaplanacaktır.
Akla gelen iki soru şudur: Gerçek işsizlik rakamının yüzde 16,7 olduğu bir ülkede ekonomi nasıl olur da yüzde 11,1 büyüyebilir? Bu rakamlar güvenilir mi?

Vergi artışları ne anlama geliyor?

Eylül ayı sonunda Meclis’e sunulan torba kanun tasarısı çok sayıda vergi düzenlemesi içeriyor. Motorlu taşıtlar vergisine yapılan astronomik zamla gündeme gelse de, bu tasarıda finans sektöründe kurumlar vergisinin yüzde 22’ye çıkarılması, dağıtılmayan kâr paylarından yüzde 1 vergi kesintisi alınması ve çalışanların üçüncü gelir dilimindeki gelirlerine uygulanan vergi oranının yüzde 27’den 30’a çıkarılması gibi maddeler mevcut. Aynı günlerde açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) ve bir bütün olarak kanun tasarısı incelendiğinde vergi artışlarının neden gündeme geldiği sorusunun yanıtı verilebilir.

Man'da Yuva Yapmak

Bir ülkedeki finansal alana ilişkin mevzuat ve denetimden kurtulmak için düzenleme boşluklarından faydalanma eğilimi son on yıllarda daha da fazla yoğunlaştı. Denetimden uzak vergi cennetleri küresel finansal sistemin sinir merkezlerine dönüştü. Offshore (kıyıdan uzakta, açıkta) işlemlerde bulunanlar, bu merkezleri kâr transferleri için kullanılıyor ve küresel para akışının dikkate değer bir bölümü bu merkezlerden geçiyor.

Kurumlar vergisinin bulunmadığı, çeşitli vergi muafiyetlerinin ekonomik aktörlere tanındığı, yabancı ülkelerde elde edilen gelirlerin vergilendirilmediği, denetimden uzak şirket ve banka kurulmasına izin verilen çok sayıda vergi cenneti mevcut. Bu ülkelerin sadece tropikal adalar olarak düşünülmesi uygun değil. Örneğin vergi konusunda benzer istisnalar şirket sahiplerinin kimliklerinin gizlendiği Delaware, Nevada gibi ABD’nin bazı eyaletlerinde de mevcut. Çok sayıda gelişmiş ülke menşeli şirket, kârlarını Lüksemburg gibi ülkelere aktararak ya da bu ülkelerden geçirerek vergi düzenlemelerinden faydalanıyor, kendi şirketlerinin esas faaliyet gösterdiği ülkede vergi ödemiyor ya da çok daha az ödüyor.

Offshore finansal hizmetler ve hukuk firmalarından bu gayeyle alınan hizmetler aslında birey ya da şirketin kendi ülkelerindeki vergi mevzuatından kaçmaları anlamına gelmektedir. Bu hizmetlerden faydalananlar daha az vergi ödemekte, ya da hiç ödememekte ve kişisel servet bilgilerinin ya da iş bağlantılarının kamuoyunun gözünden kaçırılmasını sağlamaktadır.

SERVET GİZLEMENİN, VARLIKLARI GÖZDEN KAÇIRMANIN EN İYİ YOLU

Bir offshore merkezde yuva yapmanın, buradan faydalanmanın kısaca birkaç adımı bulunuyor:

Önce para saklamak ya da vergi düzenlemelerinden kaçmak üzere offshore hizmetler sunan bir firmaya ya da şahsa başvurulur. Bu firma ya da şahıs kağıt üzerinde ve offshore merkezde bulunan (Man Adası, Panama vb.) firmayı kurar. Firmanın kaç sterlinle, dolarla kurulduğu önem taşımamaktadır. Ancak genellikle kağıt üzerinde kurulan şirketler sembolik bir bedelle kurulurlar.

Sonra kağıt üzerindeki firma finansal operasyonlar ya da varlık alışverişi gerçekleştirir / ya da esas ülkedeki şirketin ihracatı buraya yapılmış gösterilir ve vergi avantajlarından yararlanılır. Söz konusu firma(lar) varlıkları vergi cennetinde yönetirken esas sahipler gizlenir.

Türkiye’de de çok sayıda birey ve şirketin kullandığı bu mekanizma kâr transferi yapmak için de kullanışlıdır. Bazı şirketler mal ve hizmet tedarikini offshore merkezlerdeki şirket aracılığıyla yaparak ya da vergi düzenlemelerindeki boşluklar üzerinden bu getiriyi gizleyerek söz konusu işlemleri gerçekleştirebilmektedir. Bir marka hakkını offshore firmaya devretmek ve marka ve tescil hakları için yapılan ödemeleri buraya aktarmak da aslında hukuki görünen bir vergi kaçırma yöntemidir.



KILIÇDAROĞLU’NUN AÇIKLADIĞI BELGELER NEYİ GÖSTERİYOR?  

28 Kasım 2017 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgeler toplantıda adı geçen kişilerin Man Adası’nda kâğıt üzerinde kurulmuş bir şirkete para transferi yaptığını gösteriyor. Bu paralar Türkiye’de nasıl elde edilmiş olurlarsa olsunlar uluslararası ödeme sistemi çerçevesinde bir finansal kuruluş kullanılarak, dolayısıyla SWIFT kodu alınarak Man Adası’na aktarılmış görünüyor. Söz konusu kod, işlemin kayıt altına alındığını ve kendileri de kayıt edilen aracı finansal kuruluşlar tarafından gerçekleştirildiğini ifade ediyor.

Kılıçdaroğlu, ilgili para transferinin Türkiye’deki mevzuata göre suç olduğuna dair bir belge göstermedi. Ancak mesele çok taraflı bir politik tartışmayla ilgili olduğu için ilgi çekici olmaya devam edecektir. Türkiye’de kalan az sayıda basın yayın kuruluşunun bu transferleri gerçekleştiren kişilerin diğer hesaplarını, aracı olan kuruluşların faaliyetlerini, Man Adası’ndaki şirketin sadece vergiden kurtulmak için mi kullanıldığını incelemesi faydalı olacaktır. Türkiye’den bir şirketin buraya ihracat gerçekleştirip gerçekleştirmediğini, ilgili şirketin başka merkezlerle olan alım-satım ve fonlama faaliyetlerini ve Türkiye’de bir şirkete borç vererek yine yurtdışına kaynak aktarımı için kullanılıp kullanılmadığını araştırmak kamuoyunun doğru bilgilenmesi açısından elzemdir.

Elbette, ayrıntılı bir araştırmanın ve üzerinden sağlıklı bir tartışmanın ancak bir demokraside gerçekleşeceği itirazı gelebilir. Buna rağmen ortada ahlaki bir sorun olduğunu, söz konusu kişilerin para transferini vergi ödememek için yaptıklarını beyan etmekte bir beis yoktur.

Not: Bu yazı gazeteduvaR'da 28 Kasım 2017'de yayımlanmıştır

Avrupa’da kriz karşısında pozisyonlar ve çift-gezenler

Siyasal düzlem, çok sayıda sınıf aktörünün (temsilciler, gruplar, hizipler, partiler ve elbette hareketler) birbirleri karşısında, yanında, yöresinde ve bazen diğerlerinin kesişiminde pozisyon tutarak toplumsal alanın düzenlenmesi ve dönüşümü süreçlerini denetim altına alma mücadelesinin süregittiği yerdir. Bu alanda toplumsal üretim ilişkilerinin edindiği farklı biçimler -kendileri de değişmekle birlikte- aktörlere etkide bulunmaya devam eder. Bir aktörün krizi ya da zayıflığı başkaları tarafından telafi edilebilir ya da bizzat diğerlerinin faaliyetinin sonucu olarak açığa çıkabilir.

Varlık Fonu ne yapıyor? Hani kuşlar, ağaçlar?

“Piyasada bahar rüzgârı” ifadesini görünce etrafıma bakınıyorum: Hani kuşlar, ağaçlar, bin bir renkli çiçekler? Click-bait manşetler bir yana, böyle bir rüzgâr beklentisi diğer yandan da kuruluşunun üzerinden 2 yıl geçmiş Türkiye Varlık Fonu (TVF) ile ilişkilendiriliyor. TVF sitesinde ise, kurumun ne yaptığına ve yapacağına dair aylardır aynı ifadeler bulunuyor. Ben de yeni kostümlerine alışamamış devlet nobranlığı ile tekrar karşılaşınca bazı soruları sıralama vaktidir diye düşündüm.

26 Temmuz 2018 Perşembe

Yatırımcıya güvence, damat başa geçince

Rejim biçimi değişikliği sona eren “devlet-i aliyye” bir sürü kurumu ışık hızıyla çöpe attı ve yenilerini ihdas etti. Maliye Bakanlığı ile birleştirilerek yeni bir bakanlık oluşturan Hazine’nin başına Berat Albayrak geçti. Devlet kurumlarının ihtiyaç duyduğu nakdin temini ve devlet borcunun yönetimini üstlenen kurumun, devletin gelirlerini yöneten ve bütçe kaynaklarının dağıtımı işlevini yerine getiren Maliye Bakanlığı’yla birleştirilmesi bir sorun oluşturmayabilir, başa hısım akrabanın geçmesi normalleştirilebilirdi. Sadece ilgili kararname sonrasında aralarında benim de olduğum bazı araştırmacıların borç yönetimi raporları ve istatistikleri başka yerlere aktarılmadan bunları bir yerlere kaydetmek için fazla mesai harcamasıyla olay kapanabilirdi. Ancak hiçbir göstergenin iyiye gitmiyor oluşu sükûneti bozdu.

13 Temmuz 2018 Cuma

Bir performans olarak 24 Haziran sonrası

Türkiye’de iki türlü siyasal performansa bakıp göz kamaştırıyoruz. Birincisine fazla takılıp, ikincisini anlamazlıktan geliyoruz.

Ekonomide çözüm: Neoliberal patikadan çıkış

Türkiye’de ekonomi yönetiminin tepesinde yer alan Cumhurbaşkanı danışmanları yeni bir hikâye yazmanın peşindeler. Olaylar, Türkiye ve IMF arasındaki anlaşmanın sona erdiği 2008’den itibaren liranın değer kaybını sıcak paraya bağımlı ekonomik yapıdan ve IMF darboğazından kurtulma adımı olarak görmeyle başlıyor.

Nihayet decoupling ya da bir gün kavuşur muyuz?

Mehmet Şimşek ve Murat Çetinkaya’nın 28-29 Mayıs’ta, Türkiye ekonomisindeki karar alıcıların uluslararası finansal sermayeye olan bağlılıklarını beyan etmek üzere Londra’ya gerçekleştirdikleri sefere Merkez Bankası’nın para politikasını sadeleştirme kararı eşlik etti. Bu adımların etkisiyle ABD Doları 30 Mayıs’ta 4,50’nin altına geriledi. İlginç bir şekilde hem liberal iktisatçılar, hem de AKP kadrolarının aynı anda zafer ilan ettiğini gördük. Nihat Zeybekçi “10 güne rahatlarız” diyeli daha bir hafta geçmemişti üstelik.

IMF partisi mi alternatifler mi?

Mayısın ilk yarısında Türk Lirası dolar karşısında sadece yüzde 8 civarında değer kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye’ye taslağı 30 Nisan’da IMF Konsültasyon Raporu’nda sunulan ancak henüz adı konmamış olan kemer sıkma programı daha fazla alıcı buldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İngiltere’de 14 Mayıs’ta katıldığı programda komşu ülkelerle ticarette yerli paranın kullanılmasından, para politikasında başkan olarak ağırlığını koyacağına kadar birçok bilinmezlik barındıran beyanları durumu kötüleştirdi. Aynı gün ödemeler dengesi ve 15 Mayıs’ta işsizlik verileri açıklanırken Türk Lirası’nın çöküşü, faiz artışı ve sert inişin seçim sonrasına kalmadan gerçekleşmesi olasılığını Erdoğan’ın isteği hilafına artırdı.(i)

Seçim sonrası sert iniş senaryosu güç kazanıyor

Nisanın son gününde AKP’nin açıkladığı Seçim Paketi sadece seçim sürecini değil sonrasını da belirleyecek bir içeriğe sahip. Paketle başlatılan vaat furyası, artan faiz ve yüksek enflasyon koşullarında neoliberal para politikası uzmanlarının tercih edeceği politika yapma atmosferini ortadan kaldırmakla kalmadı, aynı zamanda takip eden aylarda da çok zorlu mücadelelerin yolunu döşedi.

12 Temmuz 2018 Perşembe

Hükümetin el kitabından bölümler: Baskın seçim sürecinde madde madde yapılacaklar

Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olan bölgenin ulusaşan örgütü tarihin en sert değerlendirme raporunu yayımladığı gün, aynı zamanda o ülkenin en tepedeki Güvenlik Kurulu olağan anayasal yollarla işini yerine getiremediğini söylercesine olağanüstü yönetimin devam etmesini salık verdiğinde başka bir şey konuşmaya imkân kalmamış demektir. Ancak Türkiye, Avrupa Komisyonu raporunun açıklandığı salı sabahından sonra sadece iktidar ortağı bir parti liderinin erken seçim çağrısını tartışıyordu. Tartışma çarşamba öğleden sonra seçim kararının açıklanmasıyla devam etti.

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma