13 Aralık 2011 Salı

teknokrasi her eve lazım

Finansal piyasalarla kurduğumuz ilişki gerçek yaşam koşullarıyla kurduğumuz ilişkinin hakim rengini vermeye başlıyorsa ya da belirleyeni konumundaysa bu durumda gündelik yaşamın finansallaşmasından bahsedilebilir. Hanehalkı borcunun artması ya da borç temelli finansal genişleme enstrümanlarına atıfta bulunarak yapılabilecek tanımlara bir ek yapmak gerekirse burada piyasayla girilen ilişkinin politik ve kurucu bir nitelik taşıdığını eklememiz gerekiyor; ayrıca bu ilişkilenme tarzına müdahale edemeyen eylemlilik sonuçsuz kalarak finansal piyasaların muktedir görünümüne destek oluyor. Bu kaydı düşmeksizin kriz sonrasında devrimci bir duruma en çok yaklaşılan örnek olarak Yunanistan’da yeniden yapılandırma programını uygulamak üzere teknokratik bir iktidarın iş başına geçirilmesi ve göreve başlamasını açıklamakta zorlanacağımız kesin.

8 Aralık 2011 Perşembe

birimiz hepimiz, hepimiz Europa için!


Zeus, Girit’e kaçırdığı Europa’ya adanın koruyucusu olan Talos, avının peşini bırakmayan bir köpek ve hedefi hiç ıskalamayan bir mızrak bırakır. Bu tanrıça figürünü her fırsatta kullanan Avrupa Birliği içinse işler mitolojideki gibi gitmiyor. Yine de kapitalizmin ve finansal piyasaların hediyesi krizle başa çıkmaya çalışırken elinde avucunda ne varsa kullanan AB teknokratları koruyucu finansal düzenlemeler, hedefinden vazgeçmeyen bir mali disiplin ve bu disipline uymayanları dürtecek bir ceza sistemi üzerinde kafa yormaya devam ediyorlar. Bu çabanın somutlaşmış bir ismi de var artık: Merkozy (Merkel + Sarkozy). Ancak buna gelmeden önce teknokratikleşme ve finansal disiplini tüm topluma dayatmanın başka örnekleri üzerinde durmak gerekiyor.

27 Eylül 2011 Salı

bir itiraf ve yeni bir plan

Finansal piyasalara bakıldığında büyük bir kaosun eşiğinde olduğumuz söylenebilir. Alessio Rastani 26 Eylül sabahı BBC news’te durumu özetledi: “Bir itirafta bulunmam gerekirse üç yıldır bu anı düşlüyorum. Her gün yatağıma gidiyor ve başka bir resesyonu düşlüyorum”.

23 Eylül 2011 Cuma

resesyon mu, savaş ve enflasyon mu?

Jonathan Nitzan ve Shimson Bichler II. Dünya Savaşı sonrası kapitalizmin pusulasının enflasyon olduğunu vurgulayan çalışmalarında yeni bir sistemin farklılaşmacı (differential) bir birikim mantığı ile biçimlendiğini gösteriyor. Depresyon tuzağına geri dönmemenin koşulu hükümetlerin paranın değer yitirmesine razı olması. Ne de olsa parasal genişlemeye aynı oranda eşlik etmeyen bir mal ve hizmet üretimi de yıllık bileşik büyüme oranını (compound annual growth rate) % 3’ün üzerinde tutabilir.

14 Eylül 2011 Çarşamba

kriz sahnesinde devam eden kötü oyunculuklar!

Yunanistan’ın kamu borcu ve iflası ile ilgili söylentiler ve beklentileri Yunan trajedisine benzetenler bu hikayenin Yunanistan’dan kaynaklandığını ima ettikleri oranda yanlış bilgilendirmede bulunuyorlar. Hikayenin gidişatı nedeniyle böyle bir çıkarımda bulunmak da yanlış.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

bir AA+ bir BBB alalım, bir de Eurobond lütfen

A.B.D.’nin kredi notunu düşürmeyen Fitch’in kararı ve Sarkozy ile Merkel’in yeni bir Eurozone ekonomi yönetimi oluşturulacağı açıklamaları kısa ve orta vadede ekonomik büyümeyi geri getirmeyecek. Muhtemel oynaklığın önüne geçmek amacıyla finansal yatırımcılara telkinde bulunmanın ötesinde anlam taşımayan bu kararların sonuçları kısa süre içinde yansımalanı gösterecek. Bununla yetinemeyen piyasacı ekonomistler ve finansal yatırımcılar A.B.D.’nin hem kamu harcamalarını kısıp hem de kaynakları verimli bir şekilde kullanması, Avro bölgesi ülkelerinin de ortak bir Eurobond çıkararak Avrupa Merkez Bankası’nın başı sıkışan ülkenin tahvillerini alması uygulamasının son bulması önerilerini dillendiriyorlar.

9 Ağustos 2011 Salı

bugünün takası yarına kalırsa

Yunanistan’da 28-29 Temmuz’daki grevlerin siyasal sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Ancak Yunan borcunun yeniden yapılandırılması için öne sürülen programlarda borcun geri ödemesinin orijinal getiri hesaba katıldığında (bankaların açıkladığı rakama göre) ortalama % 21’lik bir kesintiyle yapılması Avrupa Birliği bürokratları ve borç yeniden yapılandırılmasına katkı sunacak özel sektör temsilcileri tarafından kabul edilmiş görünüyor.

4 Ağustos 2011 Perşembe

faiz koridorunda verkaçlarla defansın arkasına sarkmak

Politika faizini (bir haftalık repo ve ihale faiz oranı) yarım puan indiren Merkez Bankası gecelik borçlanma faizini (yani bankalar kendisine gecelik olarak para yatırdıklarında alacakları faizi) % 1,5’tan %5’e yükseltti. Bankaların zor durumda kaldıklarında MB’den alacakları paranın faizi % 9’da kaldı (piyasa yapıcı bankalar için % 8). Bu durum finansal piyasa uzmanları ve baş ekonomistler tarafından sürpriz olarak değerlendirilmesine karşın ne olduğu tam olarak anlaşılmamış görünüyor. kimi kısa vadeli döviz girişini özendirecek bir hamle derken kimi orta vadede sorun yok demiş.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

sonu gelmez milat arayışımız

Hükümetin adamları artık her yerde gibi düşünmeye başlayacaksak ve kuvvet komutanlarının istifasını yeni bir ordunun oluşturulması ya da varolan ordunun tamamen AKP’yle uyumlu hale getirilmesi şeklinde okuyacaksak bir sonraki adım 12 Eylül 2010, 12 Haziran 2011 ya da istifa günü 29 Temmuz 2011’in bir milat olarak görülmesi olabilir. Geniş ölçekli gelişmelerden azade bir siyasal-ideolojik alanın varlığı düşüncesi ve bu alandaki manevralar üzerinden dönemlendirmenin getirdiği bir zayıflıktan başka bir şey değil aslında sürekli bir milat aramak ve şimdi her şey değişti şeklinde düşünmek.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

kur-faiz değil, iktidar sarmalı

Devalüasyon kısaca paranın değerinin düş(ürül)mesi anlamına geliyor. Bu bir meta olarak kullanım değeri başka metaların değişim değerini ifade etmek olan paranın kendi değerinin yine başka metalar olarak başka para birimleri karşısında düşmekte olduğunu anlatıyor. Paranın değerinin düşmesi sonucu bir beklenti de aynı miktarda parayla girilen değişim ilişkisi sonucunda daha az metaya sahip olmak anlamına geliyor. Peki devalüasyon, kur farklarının çok büyük önem taşıdığı günümüz kapitalizminde rekabet gücüne etkide bulunduğu oranda bahsedilen göreli yoksunlaşma durumunu kısa ya da orta vadede ortadan kaldırabilecek bir nitelik de sergiliyor mu?

29 Haziran 2011 Çarşamba

ağız tadı kaçmış memlekette rüküş aktiviteler

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ti yanılmıyorsam, daha Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarından tutuklu bulunan milletvekillerinin durumuna dair mahkemelerden haber gelmemiş ama Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesine dair konsensus devlet katında büyük oranda sağlanmışken, YSK kararından girdi, gösterilerden çıktı; “memleketin ağzının tadını kaçırmasınlar” dedi. Ben mahalledeki komşu kavgası üzerine emekli albay açıklaması yapanlar gibi kendi egemenliğini söz-edim üzerinden tekrar hatırlatan insanı bol bu memleketin ağız tadının ne zaman yerine geldiğini merak ededurayım, bir başka Türk orta boyu (büyüyünce büyük olacak) ortadaki siyasi kriz için “gündemi takip edemedim, büyüklerimiz bilir” dedi. O sırada milletvekilliği mazbatasını almış, kayıt yaptırmış ama memleketin nadide bir köşesindekilere verdiği motifli kravat takma sözü henüz gazeteciler tarafından kendisine hatırlatılmamıştı. Egemenin istisna halini belirlemesi karşısında iki yol var sanıyorum: ya tüm gücünle mücadele edeceksin ya da büyüklerin bildiğini itiraf edeceksin. Egemene tabiyetin bu veciz ifadesi, meclisin barındırdığı büyük düşünürlerin gelecekteki açıklamalarının siyasal düşünceye sunacağı katkıların ipuçlarını veriyor olabilir!

5 Mayıs 2011 Perşembe

daha çoook reform göreceğiz, o kadar mayış almasak da

The Economist 7 Nisan tarihli sayısında emeklilik yaşı ve ve sosyal güvenlik harcamalarıyla ilgili bir dosyaya yer veriyor. 2007-2009 krizinden sonra önümüzdeki on yılı belirleyecek temel gündemlerden birisinin emeklilik yaşına ilişkin düzenlemeler olması kaçınılmaz hale gelmişti. Burada kamu borcu/gayri safi yurtiçi hasıla oranları ciddi bir şekilde yükselen ekonomilerin aktüeryal hesaplar gereği daha fazla tasarruf etmeleri ve emeklilik fonlarının açık vermeyecek hatta fazla verecek şekilde yeniden tasarlanması gündeme gelmişti. Bu bakışa göre örneğin Maastricht kriterlerinde öngörülen % 60’lık kamu borç/gsyih oranının üzerinde borç yükü olan ülkelerin bütçe açıklarının en önemli kalemlerinden olan sosyal güvenlik harcamalarını yeniden düzenlemesi söz konusu edilmezse bu açığın artışını takiben ve hatta onun öncesinde kamu bono ve tahvillerinin “credit default swap” puanlarının fırlaması, ülkenin borcunu daha zor çevirmeye başlaması ve nihai olarak borç dengelerinden kaynaklı bir sermaye kaçışı ve yatırım oranı düşüşü, başka bir ifadeyle kriz kaçınılmaz hale gelecekti.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Yerelde ağır cezaya veririm de genelde yine yüksek mahkemeye basayım mührü!

Yüksek mahkeme niteliği taşıyan Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuki düzenlemeleri iyi bilip, ya tutarsa mantığıyla işine göre çarpıtmada bulunduğunu söyleyebiliriz. Milletvekili adaylarından sabıka kaydı olanlarının memnu haklarının iadesine dair kararı dosyalarına koyması gerektiğini belirten YSK kararı Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesindeki düzenlemelerle açıkça çelişiyor.

15 Nisan 2011 Cuma

Bankalara Pembe Panter tedbirler

Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflemesi batağında para politikası aracı olarak kullanabileceği çok fazla seçeneği yok, sadece açık piyasa işlemleri (APİ) ve zorunlu karşılık oranları. Döviz alım satımı, likidite üzerinde etkide bulunmasına ve MB rezerv birikimi gerçekleştirmesine karşın etkin bir araç olarak kullanılmamakta. Reeskont kredileri ise geçmişin politika aracı olarak görülüyor. Belirli bir sektöre, senetlerinin MB tarafından satın alınması aracılığıyla destek verilmesi MB’nin bir kalkınma bankası olarak kullanıldığı dönemlerde kalmış görünüyor.

6 Nisan 2011 Çarşamba

yükselen finans değil, bak alçalan bu karlar!

Siyasal iktisat eleştirisi içinde Marksist hattın dogmalaştırılması sonucu, finansal piyasalardaki gelişmelerin yorumlanması ve bunun üretim süreciyle ilişkilendirilmesi çabası kanımca beklenen oranda sergilenmemiştir. Hilferding’in bir nebze Marks’ı özetleyerek bir alet çantası oluşturmaya kalkması benzeri bir girişimi Mandel benzeri iktisatçılar dışında görmek büyük savaş sonrası için mümkün olmamıştır. Baran ve Sweezy’nin kıymetli çabalarını bu hat üzerine yerleştirmekten imtina ediyorum. Ancak J. B. Foster, Baran ve Sweezy üzerinden giderek bu çatallanmanın verimli sonuçlar doğuracağını ve nihai olarak bahsettiğim hattın zenginleşmesine katkıda bulunacağını göstermeye uğraşmaktadır.

28 Mart 2011 Pazartesi

Marksizm ve yanılsamalar?

Ya Semih Gümüş’ün mahallesine Marksizm içi tartışmalar pek uğramıyor ya da sadece bir giriş yazısındaki yorum üzerinden çağrışımları alt alta yazıp derlemeye katkı koyanların isimlerini yer yer anmak bir kitap tanıtımı-eleştirisi yapmak için yeterli görülür oldu. Gümüş’ün yeterince özenli olmayan yazısının, “20. Yüzyılda Marksizm” adlı derlemenin Sungur Savran tarafından yazılan giriş bölümünde bahsedilen, sosyalist yenilenmenin ancak devrimci Marksist hat üzerinden gerçekleşebileceği varsayımıyla ya da tespitiyle bir sorunu olduğu aşikar. Böyle bir itiraz elbette dillendirilebilir. Farklı Marksizm anlayışlarının yenilenme üretmeye daha elverişli olduğunu savunanları bu düşünceleri yüzünden eleştirecek değilim.

Ancak Gümüş’ün devrimci Marksizm kavramına olan itirazı eleştirel bir değiniyi hak ediyor. Gümüş’e göre: “Marksizm, Marksizmdir –dolayısıyla devrimci ya da reformcu önekleri onu yalnızca ideolojik yanılsamalara dönüştürür. Neden sonra devrimci ya da reformcu olan, Marksizmden çıkarak oluşturulmuş sosyalizm anlayışlarıdır ve onlar da sahiplerinin öznelliğini taşır ve çektikleri yük kadar yerleri vardır hayatta.”

15 Mart 2011 Salı

sözlerini geri aldırmak

Bir bakan danışmanının kafasının nasıl işlediğini not etmek lazım, akp kadrolarının söz üretme faaliyetinin iyi bir örneği aynı zamanda. 14 mart'ta eylemdeydik. performans sisteminin kalkması ve güvenceli iş talebini dillendiren sağlık çalışanlarına destek verdik. Eylemde bir sağlık çalışanı "Dr. Che Guevara'nın izindeyiz" pankartı taşıyordu. Ertesi gün Fatih Üniversitesi Konferans Salonunda şakşakçıları karşısında danışmanından tüyoyu almış Bakan, bu "zulümsever" sosyalistlerin sözlerinin-düşüncelerinin itibarsızlaştırılması için sazı eline alıyor (bu yazının kendisi daha sonraki bir değerlendirme için kenara düşülmüş not olduğu için hem linkini veriyor hem de uzun uzun alıntılıyorum):

9 Mart 2011 Çarşamba

güvenli, indirimli, mescitli!

Ankara’da girilen bir alışveriş merkezi ile modern hapishaneler arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Gelecekte hapishaneler, havaalanları, oteller ve avm’lerin birbirinden farksız mekanlar haline geleceğini savunan Paul Virilio’ya katılmasanız dahi bu karşılaştırmayı yapmak son derece meşru. Ankara’da CerModern’e gitmek yerine avm’lere giden vatandaşların bu tercihini anlayamadığını ifade eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay CerModern’i düşündükçe ağlamak istediğini söylemiş zamanında. Aynı coşkulu sevinci avm açılışlarında da yaşıyor aslında. Tam da bu yüzdendir ki kendi partisinin Ankara Büyükşehir Belediye başkanının uygulamalarını ya da AKP’nin modernleşmeden anladığı tüketim çılgınlığı üzerine bina edilmiş arzu siyasetini eleştirir görünüp sahipleniyor.

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma