Özalp bir okuma grubunda Agora’dan çıkan Ne Yapmalı baskısı ile Sol Yayınlarının baskısı arasındaki benzerliği fark edip, bir internet sitesinde çeviri intihali suçlaması yapıyor. Sonrasında karşılıklı yazışmalar ve Mesele ve Çeviribilim dergilerine de yansıyan bir laf dolambacı. Memlekete gidince yapılacak işlere bir yenisi eklendi: Birkaç kez okuduğum ve hiç hazzetmediğim Sol Yayınlarının Ne Yapmalı çevirisini Agora baskısıyla karşılaştırmak için şimdi bir kez daha elime almalıyım.
Anlaşılır olan ve anlaşılmayan noktalar var. Özalp’in kitabı görmeden yaptığı eleştiri mesnetsiz. Eleştiriyi güçlendirmek adına günlerce kitaptan örnekler araması, ilk yaptığı intihal suçlamasını günlerce update etmekle uğraşması, Akınhay’ın saldırının siyasal olduğu argümanını güçlendiriyor. Ama Akınhay’ın da Aydar’ın da bu siyasal saldırıya çeviribilimsel temellendirmelerle karşılık vermeye çalışması yadırgatıcı. Çevirmen de editör de bu tarz bir cevap vermenin benzer başka saldırıları ve girişimleri engellemek adına gerekli olduğunu ima ediyorlar, ancak bu konuda aynı görüşte değilim. Agoracıların belirttiği üzere birkaç redaksiyon hatası ve ifade bozukluğu ise mesele, bunu çeviri intihali olarak sunanlar yerlerinde durmayacaklardır. Kısacası ne gereği var? Sekter bir gelenekten gelerek tamamıyla yanlış yorumladıkları metinler üzerindeki otoritelerinin sorgulanamayacağını düşünenlere ve onlara kulak verenlere dert anlatmak mı? Kalsın!
Aydar Lenin’i çevirirken internet basımlarıyla, Fransızca çeviriyle, zaman zaman Almancadan Türkçe’ye yapılan çevirilerle ve önceki baskılarla karşılaştırma yaptığını belirtiyor. Çok güzel, ancak önceki çeviriler bu kadar sorunluyken Türkçe versiyonlarla karşılaştırma yapmayı tamamen kenara bırakmak veyahut çeviri bittikten sonra üzerinden geçerken karşılaştırmak daha yerinde olmaz mı? Robert Cox’un 1981 tarihli bir makalesini çevirirken editör arkadaşım daha önceki Türkçe çeviriyi iletmişti. Metnin yarısını çevirmişken elime ulaşan dokümanla karşılaştırma yapmaya giriştim ve bambaşka bir çeviri-anlam dünyasına daldığımı fark edip karşılaştırmayı bıraktım. Bir yandan kelime tercihlerimi kendi gözümde meşru kılmaya çalışırken öte yandan hatalı bulduğum kısımları o anlam dünyası içinde kalarak nasıl düzeltebilirim diye düşünmeye başlamıştım çünkü. Buna devam etmem kendi çevirimi bırakıp daha önceki çeviriyi redakte etmeye girişmemle sonuçlanabilirdi. Karşılaştırmayı bırakmam – bırakmamı gerektirecek kadar da çok hata vardı önceki çeviride – beni rahatlattı ve bu kenara koymanın çevirdiğim metin şu an basılmamış olsa bile daha iyi bir iş çıkarmamı sağladığını düşünüyorum.
Aydar’ın kendi ifadesiyle “ortalamanın altına düşmesi” bizzat bu, sıkıntılarına değindiğim, karşılaştırma faaliyetine dalmasından kaynaklı olabilir. Önceki çeviri girişilen yenisini sakatlayan derecede başka bir dilden konuşuyor olabilir. Dolayısıyla Akınhay’ın söylediği gibi Aydar yeni bir bakışla çevirmeye girişmiş olsa dahi Erdost’un (Ne Yapmalı söz konusu olduğunda M. Belli'nin) ya da daha önceki çevirileri yapan başkalarının kelimeleri ve kalıpları yeni çeviriye sızar, Aydar’ın belirttiği ve Akınhay’ın editoryal müdahalesinden kurtulan kararsızlıklarının müsebbibi haline gelir.
Çevirileri karşılaştırınca kesin kanıya varacağım. Belki iki aydır karşılıklı olarak devam eden yazıları okuyup durmayı da bırakmak gerek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder