Evet diyen devrimciler ülkücülerle nasıl yan yana geldi benzeri sorularla, Son Söz gibi saçma isimli programlar yapan NTV’nin “işte marjinaller de söz alıyor” benzeri tarafsızlık reklamlarına kanacak değilim. Ama referandum öncesi mikrofon tuttukları insanlarda özel olarak anayasa paketinin içeriğini bilmeyenleri ayıklayıp vurguladıklarını da düşünmüyorum. Prestijinin bir kısmını geri kazanan burjuvazinin vazgeçilmez istatistikçisi Tarhan Erdem de buyurmuştu zaten, “seçmenin sadece onda biri paketin içeriğine göre oy veriyor” şeklinde. Belki de Şerif dedenin işaret ettiği üzere stereotipler üzerinden konuşmak anlamsızlaşıyor. Grafikçi tutmaktan aciz, tıynetinde acelecilik olan cemaatçi Aksiyon dergisi gibi laikler bölündü diyenlerden Taraf’ın mantar gibi her yerden çıkan tetikçilerinden Ümit Kıvanç gibi bu hayırcılar solcu değil diyenine kadar rüyasında istediği gerçek olarak karşısına çıkıvermiş hevesine kapılanların bolluğu referandum üzerine yazmayı zorlaştırıyor. Hiçbirine laf yetiştirmemek lazım, belki de.
Buna karşın, 11 Eylül’den sonra Reha Muhtar bir bilgisayar, bir televizyon ve iki telefondan müteşekkil Show TV haber merkezinden uzun uzadıya dünya konjontürü haberleri yaptıysa ben de bir eksiği olmayan salonumuzun kanepesinden kısa bir değerlendirme yazabilirim diyorum.
İlk soru, 2002 seçimleriyle beliren, 2007 seçimleriyle keskinleşen (anadolu akp – kıyıda chp – bölgede dtp-bdp) üçe bölünmüş harita oturdu mu? Bunun yanıtını 2011’de alacağız. Bahçeli 2009’dan MHP’nin 40.yılını çıkardığı gibi referandumdan da MHP’nin silinmesi komplosu çıkarmış olabilir. Yozgat ve Erzurum’da hayır dedirtemeyenlerin genel seçimde ne vaat edecekleri önem yitirmişe benziyor. Ama konuşmak için erken. Kimileri CHP’nin %30 bandına çıktığını, AKP’nin %40’larda gezindiğini vs. yazadursunlar. Hiçbir anlam ifade etmiyor. Ya da referandum üzerinden bu hesaplamayı yapmak yersiz.
Ama AKP 21 milyon evet oyunu kendisine verilmiş oylar olarak göstermek konusunda başarılı. Referandum bu bağlamda AKP’nin işine yaradı, yarayacak. İkinci soru da buna ilişkin. Krize, geniş işsizlik tanımıyla % 16’yı aşan işsizliğe karşın sekiz yıldır iktidardaki parti nasıl olur da bu kadar güçlü görünebilir. AKP’nin nasıl yaptığını burada cevaplamak mümkün değil. Söylenebilecek olan, daha ziyade gelecekte yapılacak olanlara dair yaratılan beklenti ve alternatif yoksunluğu. Eş-dost arası destek mekanizmalarının, yardım kanallarının cehennemden yeryüzüne inmiş ne varsa daha çekilir kılma doğrultusunda işlevsel olduğunu da biliyoruz.
Peki Boykot işe yaradı mı? Havet.
%58 evet oranını toplam seçmen sayısına bakıp %42 şeklinde sunan, anayasa değişikliğinin meşruiyetini bu rakamla sorgulamaya kalkanları daha faydalı işlerle uğraşmaya mesela büyükşehirlerde ilçe bazında insanların neden hayır ya da evet dediğini derinlemesine mülakatlarla anlamaya davet ediyorum. Yok bunu yapamayız diyen varsa, referandumda oy kullanmayanlarla hayır oyu verenleri toplamaktan vazgeçsinler yeter. Ordu’da fındıktaki işçi “büyüklerimiz iyi bilirler” dediğinde nasıl AKP’li olmuyorsa, sandığa gitmeyen herkes de muhalif olmuyor. Ama boykot bölgede bir anlam ifade ediyor. Baydemir’in meselesi değil durum, DTP’nin 2007’de aldığı oyun ne kadar korunduğu önemli, kısaca söylemek gerekirse. Birkaç ili tarayınca DTP-BDP’ye oy verenlerin büyük oranda sandığa gitmediği çıkıyor. Dikkate değer oranda oy kaymalarına karşın. Örneğin Diyarbakır’da 2007’de bağımsızların aldığı oy 219 bin, oy kullanmayanların sayısı 196 bin. 2010’da seçmen sayısı 175 bin artmış. Oy kullanmayanların toplamı 555 bin. Mardin’de 2007 seçimlerinde bağımsızlar 93 bin, oy kullanmayan 68 bin. 2010’da seçmen sayısı 53 bin artmış. Oy kullanmayanların toplamı 220 bin. Van’da 2007 seçimlerinde bağımsızlar 99 bin, oy kullanmayan 101 bin. 2010’da seçmen sayısı 116 bin artmış. Oy kullanmayanların sayısı 299 bin. Bir de tüm seçmenlerin 6’da birinden fazlasını barındıran mekana bakalım. İstanbul’da 2007’de bağımsızlar 337 bin, oy kullanmayan 1 milyon 332 bin. 2010’da seçmen sayısı 1 milyon 801 bin artmış. Oy kullanmayanların sayısı toplam 2 milyon 463 bin çıkmış. DTP-BDP’nin aldığı oy oranları ve oy kullanma oranlarını göz önünde bulundurduğunuzda, ve tabii 2007’de bağımsız oyların önemli bir kısmının bin umut adaylarına verildiğini hatırladığınızda sadece İstanbul’da boykot çağrısına kulak veren 400 binden fazla insanın olduğunu düşünmek mantıklı. Elbette bu hesaplamalar karşısında, boykot çağrısının toplamda bir milyon kişiyi sandığa gitmekten alıkoyduğunu söyleyen her dem pinokyo Tarhan Erdem gibilerini bağlam dışında dikkate almamak gerekiyor. Ancak DTP-BDP’nin 2,5 milyon kadar olan oy tabanını büyük ölçüde koruması, bazı muhteremlerin umduğu bir üçüncü cephe açılıyor anlamına da gelmiyor.
Bize düşen nedir peki? Kelin merhemi olsa misali. Tek diyeceğim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda anayasa değişikliği sonrası başlatılan ve birkaç aya meclise gelecek düzenlemeleri, 2011 seçimlerinden önce yapılacak işlemleri izlemek, ses vermek. Ben sendikamda bunun için uğraşacağım.
"Eş-dost arası destek mekanizmalarının, yardım kanallarının cehennemden yeryüzüne inmiş ne varsa daha çekilir kılma doğrultusunda işlevsel" olmasının yanısıra özellikle sağlık ve sosyal güvenli alanında başlattığı dönüşüm ve özellikle sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonuna aktarılan payın her geçen yıl arttırılması AKp'nin bu işi nasıl yaptığına dair ipuçları veriyor. Çok popüler oldu belki ama başka bir noktadan basketbolculara verilen ödülün kaynağı da burada işlevsel. Kuşkusuz Başbakanlık tasarrufuna ait örtülü fonlardan geldiği açık olan bu paranın daha kaç katının Başbakanlık tasarrufunda olduğunu bilmiyoruz. Ve bu fonların büyüklüğünü hiçbir vakitte öğrenemiyoruz. İşte bu araçlara sahip iktidara karşı hangi merhemi kullansak derken; seçimlerde CHP'li bir blok oluşturmayı hayal edenleri silkinmeye ve Hayırı örgütleyen odakların blok oluşturması ihtimaline inanmaya davet etmek gerek sanki.
YanıtlaSil