2 Ağustos 2018 Perşembe

Avrupa’da kriz karşısında pozisyonlar ve çift-gezenler

Siyasal düzlem, çok sayıda sınıf aktörünün (temsilciler, gruplar, hizipler, partiler ve elbette hareketler) birbirleri karşısında, yanında, yöresinde ve bazen diğerlerinin kesişiminde pozisyon tutarak toplumsal alanın düzenlenmesi ve dönüşümü süreçlerini denetim altına alma mücadelesinin süregittiği yerdir. Bu alanda toplumsal üretim ilişkilerinin edindiği farklı biçimler -kendileri de değişmekle birlikte- aktörlere etkide bulunmaya devam eder. Bir aktörün krizi ya da zayıflığı başkaları tarafından telafi edilebilir ya da bizzat diğerlerinin faaliyetinin sonucu olarak açığa çıkabilir.

Avrupa’da 2008-09 uluslararası finansal krizinin ilerleyen aşamalarındaki borç ve bankacılık krizleri, merkezde yer alan kurumsallaşmış siyasi yapıları, başka bir deyimle ‘müesses nizamı’ krize soktu. İspanya ve Yunanistan’da Avro Bölgesi’nden ayrılmayı yüksek sesle dillendiremeseler de siyasal sistemi sallayan sol popülist veya sosyalist yapılanmaların iktidarı zorlamasını, mesela Syriza’nın teslimiyetle sonuçlansa da iktidara gelişini, öte yandan İtalya’da Beş Yıldız Hareketi’nin yükselişini, Avusturya başkanlık seçimlerinde aşırı sağın kıl payı yenilmesini, Ulusal Cephe adayının 2017’de Fransa tarihinde ikinci kez başkanlık seçimlerinde ikinci tura kalmasını, İngiltere’de Brexit kampanyasıyla geçici bir parlaklık yakalayan aşırı sağı, hemen ardından seçimlerde sosyalist Corbyn’in sürpriz oy artışını bu krizin yansımaları olarak konumlandırabiliriz.

Avrupa’da neoliberalizmin farklı tonlarını simgeleyen, geçmişi on yıllara varan iktidar ve muhalefet yapılarının çözülüşü ve dönüşümü, bize siyasal iktisadi krizin siyasal temsil krizine yaklaşan bir dönüşümle taçlandırıldığını söyleme izni veriyor. Bu bağlamda piyasa inşası ile piyasa koruma, kollama ve ticari-finansal bütünleşme, serbestleşme ilkelerinin büyük oranda kabul gördüğü bir düzlemin dönüşüm çalkantıları Avrupa’yı sarsıyor. Yeni sol, sol popülist ya da sosyalist yapıların iktidara erişme ya da siyasal tartışmaya sınırlar getiren zeminden ayrılma/kopuş konusunda sergiledikleri başarısızlıklarsa sağ popülist ya da proto-faşist (ön faşist, faşizme yakınsayan) yapıları daha ön plana çıkarıyor.

Finansal alanda başlayan ancak hızla bütün iktisadi sisteme yayılan ve gündelik hayatta etkisi sert şekilde deneyimlenen krizlerin kendiliğinden bir siyasi dönüşüm üretmesi beklenemez. Ancak siyasal düzleme mündemiç eğikliği farklılaştırdığı belirtilebilir. Deyim yerindeyse çok sayıda aktör, hâlihazırda eşitler arasındaki bir çekişme içinde değil. Siyasal alanın sath-ı maili (eğik düzlemi) geçtiğimiz yılların dönüşümü zarfında sosyalist ve aşırı sağ yapıların daha hızlı adım atmasını sağlayacak bir meyil kazandı. Siyasal sistemde muvazene varsayımı zaten her daim sorunlu olsa da bu tartışma başka bir yazının konusu. Ancak diyebiliriz ki yerleşik kurumsallaşmış yapılar karşısında ortaya çıkan bu sınırlı avantaj da eşit bir fırsat anlamına gelmiyor.

Kamu düşmanlığı faşizme destek sunuyor
Neoliberalizmin kamuyu aşındırması ve yarattığı gelir adaletsizlikleriyle ortaya çıkan tahribat, sağ popülist ve faşist yapılara daha fazla manevra alanı sunuyor. Kriz, savaş, kitlesel göç, terör vb. karşısında kamusal tartışma ve fikir zenginliği yerine acil, pratik ve güç yanılsaması yaratacak çözümlere ihtiyaç ortaya çıkıyor. Kamusallığın aşınmasıyla boşalan ortaklık hissiyatı, ezelden ebede bir varlıkmışçasına resmedilen ‘ulus’a vurgu yapılarak dolduruluyor.

Avrupa’daki yükselişi 2017’de Fransa ve İngiltere seçimleriyle duraklamış görünse de pozisyonlarını koruyan proto-faşist yapılanmalar, kamusal tartışmada açığa çıkan ve üzerinde düşünülmesi gereken olgu ve verileri kullanarak yeni bir pozisyon belirleme arzusunda değiller. Bu nedenle popüler yazında hakikat karşısında ya da ötesinde yer aldıkları da iddia ediliyor. Aslında burada daha önemli olan nokta, çıplak güç siyasetinin mevzi kazanması. Kamu, sunduğu kurallar bütünü ve kamunun parçası olanların en azından kuramsal olarak eşit tartışmasına ilişkin tarihsel tortusuyla sağ-popülist ve faşizan yapılar için uygun bir basamak teşkil etmiyor. Ya toptan reddi ya da kamuya artık dâhil edilmeyecek hainlerin tenziliyle yeniden çekidüzene kavuşturulması gerekiyor.

Bu kısırlık karşısında söylediklerinin tılsımı kadar kişisel yetenekleri ya da servetiyle de çözümün kendisinde olduğunu iddia eden ve ulus adına konuşan siyasetçinin sivrilmesi anlaşılır hale geliyor. Kolektif yapıların uzun karar alma süreçleri ve zahmetli eylemlilikleri yerine sosyal medya ve televizüel performanslarla süslenen performatif denilebilecek gösteriler daha fazla göze batıyor.

Kısaca neoliberal piyasacılığın Avrupa’daki krizi karşısında radikal olarak adlandırılabilecek yapıların avantaj sağlayabileceği bir siyasal düzlem değişimi görülüyor. Ancak iktidar aygıtlarının kapasite aşınması sürecinde daha avantajlı kılınan taraf, sağ popülist ve proto-faşist yapılar oluyor.

Avrupa’da iki Trump dolaşıyor
Bu avantajlar sonucunda homojen faşizan bir modelin yayılmasından çok, her ülkenin güç dengelerine göre değişen şekilde kendisine alan açan ve melez programları bulunan sağ yapılanmaların Avrupa siyasetine damga vurmakta olduğunu görüyoruz. Fransa’da başkanlık yarışını kaybeden, buna karşın oylarını katlayan Le Pen de, 2017 Haziran’ındaki seçimlerde çöken ancak halen muhafazakârları çekmekte başarılı olan Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi de ulusal çıkarlar vurgusu ve büyük ulusal başarılara atıfla politika yapıyorlar. Ulusun terör ve göç tehditlerine karşı korunması için Avrupa Birliği ile ilişkilerin gözden geçirilmesi, uluslararası anlaşma ve işbirliklerinin -kısa erimli sakınmalar aracılığıyla dahi olsa- ulusun muhafazası ışığında ikincil kılınması bu hattın temel özelliği ve Donald Trump’ın kampanyasını anımsatan çıkarımlarla dolu.

Ancak ikinci bir hat ya da ikinci bir Trump’tan bahsetmek de mümkün. Muhafazakâr ve liberal yapıların yukarıda özetlenen ulusal çıkar vurgusuyla ilişkisi bir başka düzeyde piyasa restorasyonuna bağlanabiliyor. Neoliberalizm içi tadilat ve kırma bir piyasacılık krizden çıkmanın yolu olarak pazarlanabiliyor; bu öneri, örneğin kolektif engelleyici olarak resmedilen sendikaların gücünün ezilmesi ve bankalara ya da ulusal sermayeye destek verilmesine uzanıyor. Lakin burada kalmayıp, uluslararası alanda iki taraflı işbirlikleri ve özel imtiyazların devreye sokulması, bizzat bu işbirliklerinin teröre karşı bir girişim olarak pazarlanması söz konusu olabiliyor. Bu, muhafazakâr demokrat ve sağ liberal Avrupa siyasetinin kriz ve Trump dönemi ABD’sine verdiği tepkiyi de özetliyor. Dolayısıyla Trump’ın ayna imajları olmasa da ulusal ölçekte çift-gezenlerini (doppelgänger) yaratmakla meşgul sağ siyasetçiler Avrupa’da ikinci bir Trump hattı örüyor, krizin neden olduğu eğik düzlemden bu şekilde faydalanmayı tasarlıyorlar.

İşçi örgütlerine karşı iç savaş başlatmaya varacak, aynı zamanda artık nüfus ve işçi sınıfının bir kesimini örgütleyecek klasik faşizmle de benzerlikler taşıyan hareketler için ne kadar mümbit bir zeminin yaratıldığı tartışılabilir. Ancak sokak ayağı yetersiz de olsa fetişleştirilmiş ulusal çıkar vurgusuyla lider kültünü ve ulusal ihtişam yanılsamalarını besleyen proto-faşist/sağ popülist yapılanmalar güçlerini koruyor. Muhafazakâr Avrupa’nın bu olanlar karşısında müesses nizamı koruma yöntemi, kamusallık düşmanlığında bahsedilen yapılanmalardan geri kalmayan ancak piyasa nimetlerine yaptığı vurguyu ‘ulusallık’ vurgusuyla melezlemeye yönelen bir sağcılık. Aslında bu sağcılık en hafif deyimle eleştirdiği faşizan yapılanmaların değirmenine su taşıyor.

Avrupa’nın kriz sonrasındaki eğik siyasal düzlemi her zamankinden biraz daha fazla bunaltıcı, dünya-tarihsel benzetmeler yapmaya elverecek kadar iç karartıcı. Buna karşın inatla mücadeleye devam etmek gerekiyor. Türkiye’deki dönüşüm ve mücadelenin Avrupa’daki eğik düzlemle ilişkisini gözden kaçırmadan, hatta düşündüğümüzden daha yakın bir öğrenme ve etkileşimin her daim var olduğunu bilerek...


Not: Bu yazı Mukavemet Derginin Temmuz 2017 sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma