28 Mart 2013 Perşembe

Ne oluyor, kuzum?


Karşılıklı bir gaz verme sürecinden geçiyoruz. Kürt hareketinde önemli isimler AKP odaklı İslamcıların en büyük arzusunun anlaşıldığını ifade eden bir şekilde Türkiye’nin bölgesel güç olma imkanının Türkiye’de bir iç barışın tesisinden geçtiğini dillendiriyor. AKP içindense, biraz da görüşmelerin seyri hakkında çok az kişinin bilgi sahibi olması ve takvim belirsizliği etkisiyle mutedil ancak “gün barış günüdür” cümlesinden geride durmayan açıklamalar geliyor.


Sanki 2011 sonu 2012 başı AKP kadrolarınca son savaş ve örgütün imhası döneminin başlangıcı olarak adlandırılmamış, 2012 yazı PKK tarafından atılım dönemi olarak ilan edilmemiş gibi, uzunca bir süredir bu görüşmelere hazırlık yapılıyormuşçasına iştahlı bir dönemin simgesi haline geldi Öcalan’ın Nevruz açıklaması. Kürt hareketine ya da başka birilerine akıl vermek niyetiyle (bu tarz yazıları, aman ne güzel barış geliyor ya da bölgesel devrim programı oluşuyor tarzında analizlerle birlikte envai çeşit sol yayında bulmak mümkündür) yazılmayan bu yazı birkaç hatırlatma yapma amacı taşıyor.

Öcalan’ın 1992 tarihli röportajını M.Ali Birand’ın ölümü sonrasında tekrar izlediğimde, savunmasından parçaları görüşmeler başladığında okuduğumda fark ettiğim bir nokta var. O da bu tarz görüşmeler ve kısmi reformlarla PKK’nin silah bırakabileceği yönünde bir hattın fark edilebilir oluşu. Hafızam beni yanıltmıyorsa 2001-2002’de Kürt hareketi yasal temsilcileri tarafından dillendirilen “ne inkar ne ayrılık, çözüm demokratik cumhuriyet!” sloganı da Öcalan’ın kendi okumalarını Mezopotomya’da tarih öncesinden başlatıp ulus-devlet kafesinin aşılma zamanı gelmiştir noktasına getirmesi ve  vurguları da bu hattın ifadeleri olarak görülebilir. Dolayısıyla yaklaşık on yıldır Kürt hareketi içinde dillendirilen ifadelerle karşı karşıyayız. Kısa bir ne oluyor acaba diye durup düşünme ihtiyacı hissetmemiz, silahlı mücadeleden, düşük yoğunluklu savaştan ve bunlar aracılığıyla bizde oluşan bu sorun bitmez düşüncesinden kaynaklı.

Bununla birlikte AKP’nin Hamidyen bir çözüm peşinde olduğu ve İslam referansları üzerinden kısmi bir demokratikleşme ve agresif bir dış politika hatta başkanlık rejiminde simgelenen bir tek adamlığa geçiş ihtimalinin güncelliğini koruduğunu da eklememiz gerekli. O zaman, tekrar mı sormalıyız? Hakikaten, ne oluyor?

Kendimce birkaç cevabım var. Kürt hareketinin yapısı hakkında yeterli bilgiye sahip olmasam da, İrfan Aktan bile olası silah bırakma çağrısı sonrası hakkında yanılabilirken, ahkam kesmekten uzak duracak değilim. Talepler ve hallolunacaklar arasındaki uçurum nedeniyle en iyi ihtimalle Kürt hareketinin silahlı mücadeleyi bıraktığı, anadilde eğitimin aşamalı olarak mümkün hale getirileceği ve kısmi bir siyasi affın hayata geçirileceği bir döneme giriyor olabiliriz. Kürt hareketi bu zemin üzerinden Türkiye’de daha kapsamlı dönüşüm için mücadele planları oluştururken, AKP 2023 ve başkanlık hesaplarını tekrar tekrar gözden geçiriyor.

Hegemonya kavramının muhalefet ve direniş için örgütlenme olanaklarını önceden varsayan bir entelektüel liderlik anlamına geldiğini de hatırlayalım. Başka bir ifadeyle gemiler henüz yakılmadı ama yeni bir hegemonya projesi için de zemin müsait. Açık yazayım: çözüm, Kürt hareketinin silahlı mücadeleden vazgeçmesi ve birçok liberalin umduğu gibi “hayatın normalleşmesi” ise bu ihtimal önceki on yıldan daha güçlü. Demokratik-ekolojik, sosyalist ve dolayısıyla devletsiz bir toplumsa eğer ya da bu yoldaki bir durak olarak yerele güç aktarımı ise o bundan sonraki mücadeleye bağlı. Türkiye’de devletin baskı aygıtlarının tahkimi ve ideolojik aygıtlarının yeniden organizasyonu sürecinde sosyalist çevrelerin kendi direnişlerini ve görevlerini Kürt hareketine havale etmesi bir işe yaramayacak. Kürt hareketini AKP projesine dahil olmakla eleştirmek de boş laf olmaktan öteye gidemeyecek. AKP’nin yeni rejiminin bundan sonraki savaşlarına karşı koymak yine de barış istemekten daha fazlasını gerektiriyor ve ben iradenin iyimserliğine sığınamıyorum.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma