Karşılıklı bir gaz verme sürecinden geçiyoruz. Kürt
hareketinde önemli isimler AKP odaklı İslamcıların en büyük arzusunun
anlaşıldığını ifade eden bir şekilde Türkiye’nin bölgesel güç olma imkanının
Türkiye’de bir iç barışın tesisinden geçtiğini dillendiriyor. AKP içindense,
biraz da görüşmelerin seyri hakkında çok az kişinin bilgi sahibi olması ve
takvim belirsizliği etkisiyle mutedil ancak “gün barış günüdür” cümlesinden
geride durmayan açıklamalar geliyor.
Sanki 2011 sonu 2012 başı AKP kadrolarınca son savaş ve
örgütün imhası döneminin başlangıcı olarak adlandırılmamış, 2012 yazı PKK tarafından atılım
dönemi olarak ilan edilmemiş gibi, uzunca bir süredir bu görüşmelere hazırlık
yapılıyormuşçasına iştahlı bir dönemin simgesi haline geldi Öcalan’ın Nevruz açıklaması. Kürt hareketine ya da başka birilerine akıl vermek niyetiyle (bu tarz yazıları, aman ne güzel barış geliyor ya da bölgesel devrim programı oluşuyor tarzında analizlerle birlikte envai
çeşit sol yayında bulmak mümkündür) yazılmayan bu yazı birkaç hatırlatma yapma
amacı taşıyor.
Öcalan’ın 1992 tarihli röportajını M.Ali Birand’ın ölümü
sonrasında tekrar izlediğimde, savunmasından parçaları görüşmeler başladığında
okuduğumda fark ettiğim bir nokta var. O da bu tarz görüşmeler ve kısmi
reformlarla PKK’nin silah bırakabileceği yönünde bir hattın fark edilebilir
oluşu. Hafızam beni yanıltmıyorsa 2001-2002’de Kürt hareketi yasal temsilcileri
tarafından dillendirilen “ne inkar ne ayrılık, çözüm demokratik cumhuriyet!”
sloganı da Öcalan’ın kendi okumalarını Mezopotomya’da tarih öncesinden başlatıp
ulus-devlet kafesinin aşılma zamanı gelmiştir noktasına getirmesi ve vurguları da bu hattın ifadeleri olarak
görülebilir. Dolayısıyla yaklaşık on yıldır Kürt hareketi içinde dillendirilen
ifadelerle karşı karşıyayız. Kısa bir ne oluyor acaba diye durup düşünme
ihtiyacı hissetmemiz, silahlı mücadeleden, düşük yoğunluklu savaştan ve bunlar
aracılığıyla bizde oluşan bu sorun bitmez düşüncesinden kaynaklı.
Bununla birlikte AKP’nin Hamidyen bir çözüm peşinde olduğu
ve İslam referansları üzerinden kısmi bir demokratikleşme ve agresif bir dış
politika hatta başkanlık rejiminde simgelenen bir tek adamlığa geçiş
ihtimalinin güncelliğini koruduğunu da eklememiz gerekli. O zaman, tekrar mı sormalıyız?
Hakikaten, ne oluyor?
Kendimce birkaç cevabım var. Kürt hareketinin yapısı
hakkında yeterli bilgiye sahip olmasam da, İrfan Aktan bile olası silah bırakma çağrısı sonrası hakkında yanılabilirken, ahkam kesmekten uzak duracak değilim.
Talepler ve hallolunacaklar arasındaki uçurum nedeniyle en iyi ihtimalle Kürt
hareketinin silahlı mücadeleyi bıraktığı, anadilde eğitimin aşamalı olarak
mümkün hale getirileceği ve kısmi bir siyasi affın hayata geçirileceği bir
döneme giriyor olabiliriz. Kürt hareketi bu zemin üzerinden Türkiye’de daha
kapsamlı dönüşüm için mücadele planları oluştururken, AKP 2023 ve başkanlık
hesaplarını tekrar tekrar gözden geçiriyor.
Hegemonya kavramının muhalefet ve direniş için örgütlenme
olanaklarını önceden varsayan bir entelektüel liderlik anlamına geldiğini de
hatırlayalım. Başka bir ifadeyle gemiler henüz yakılmadı ama yeni bir hegemonya
projesi için de zemin müsait. Açık yazayım: çözüm, Kürt hareketinin silahlı
mücadeleden vazgeçmesi ve birçok liberalin umduğu gibi “hayatın normalleşmesi”
ise bu ihtimal önceki on yıldan daha güçlü. Demokratik-ekolojik, sosyalist ve
dolayısıyla devletsiz bir toplumsa eğer ya da bu yoldaki bir durak olarak
yerele güç aktarımı ise o bundan sonraki mücadeleye bağlı. Türkiye’de devletin
baskı aygıtlarının tahkimi ve ideolojik aygıtlarının yeniden organizasyonu
sürecinde sosyalist çevrelerin kendi direnişlerini ve görevlerini Kürt hareketine
havale etmesi bir işe yaramayacak. Kürt hareketini AKP projesine dahil olmakla
eleştirmek de boş laf olmaktan öteye gidemeyecek. AKP’nin yeni rejiminin bundan
sonraki savaşlarına karşı koymak yine de barış istemekten daha fazlasını
gerektiriyor ve ben iradenin iyimserliğine sığınamıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder