29 Mayıs 2013 Çarşamba

AKP Jakobenizmi

Jakobenizm devrimci bir hat, tepeden uygulanan bir dönüşüm projesinin tanımlayıcısı. Siyasal tarihte Fransız Devrimi’yle, radikal fikirlerle ve kişisel olarak Robespierre’le özdeşleştirilmiş bu dönüşümcü ve devrimciliği taşraya taşımak, üstüne üstlük muhafazakar bir harekete atfetmek siyaset biliminin terimlerini yerinde kullanmamak olarak anlaşılabilir. Türkiye tarihinde Jakobenizmi sürekli olarak Kemalizmle özdeşleştirme çabası gücünü korurken, bir de üstüne bu çaba Türkiye’deki politika yapıcıların önemlice bir kısmı tarafından kabul görmüşken taşralı bir AKP Jakobenizminden bahsedilebilir mi?

Kanımca evet, çünkü Jakobenizmi bir siyasal yöntem olarak tanımlamaya kalktığınızda tepeden inmecilik dışında vurgulanması gereken iki husus daha var. Birincisi, ilkesellik ve dönüşümün siyasal erdeme dayandırılması. Kamunun selameti için gerekli dönüşümün feda davranışını ön plana çıkarabilmesi. Küçük ve büyük burjuvalar arasındaki çatlakları sıvamak görevini üstlenen Jakobenler Fransız Devrimi’nde kral ve eski rejimi yerin dibine geçirirken Cumhuriyet’i bir siyasal erdem olarak savunuyorlardı. Robespierre suç ve erdemli davranış üzerine şunları yazmıştı:

“Bir cumhuriyette enerjinin kaynağı [Montesquieu] tarafından gösterildiği gibi vertu, yani bir kişinin ülkesi ve yasalarına olan sevgisi anlamında gelen siyasal erdemdir… ilkeli bir adam Devlet için zenginliğini, yaşamını, bizzat kendisini – onuru haricinde her şeyi – feda etmeye hazır olacaktır.”

Bu devrimin gelişimi sırasında erdem ve ilkeli davranış birçok tehlikeyi beraberinde getiren bir ideolojik saflığı vurguluyordu. Devrimin savunulması adına Kamu Selameti Komitesi’nin kararları ve bizzat kişisel olarak devrimci önderlerin düşünceleri her şeyin üzerinde tutulmaya başlandığında sonrasında devrimin kendi çocuklarını da yiyeceği şiddet sarmalı baş göstermişti. Terör ve erdemin iç içe geçmesi, baskıcı politikayı kendi marifeti olarak değil, tabiyet altında olan yoz ve çürümüşün zayıflığına karşı bir uygulama olarak gösteren Saint Just tarafından şu şekilde tarif ediliyordu:

“Kendi vicdanı ve yasaların esnek olmamasından korkan kimsenin kendisine şöyle dediği düşünülebilir: Bu derece kötü olacak kadar erdemli değiliz; filozof yasa koyucular, zayıflığıma acıyın; yozlaşmış olduğumu size söylemeye cesaretim yok; size söylemeyi tercih ettiğim şey, zalim olduğunuz!”

Michael Mann’ın The Sources of Social Power kitabındaki alıntılarından buraya aktardıklarım, beni Jakoben siyaseti şu şekilde tanımlamaya götürüyor: Kendi kendini kanıtlayan ilkesel ve tepeden bir dönüşüm programı ve bu ilkeler doğrultusunda zayıf ve yoz olanın saf dışı bırakılmasını meşrulaştıracak baskı uygulamalarının büyük dönüşüm gerekçe gösterilerek mazur gösterilmesi. Tepeden inmeci dönüşümlerin her birinde, devrimci dönüşümün ufak bir devrimci zümrenin iradesiyle gerçekleşir göründüğü bağlamlarda bu tarz-ı siyasetin galebe çalması kaçınılmaz. Ancak bu tarzın somut pratiğinin başka birçok ideolojik unsurla desteklendiğini belirtmek gerek. Aydınlanma ilkeleri Fransız Devrimi için geçerliyken, İslamcı bir dönüşümde kelam yorumlamaları ön planda olabilir.

Türkiye’deki muhafazakâr dönüşüm sürecinde daha ziyade tepeden inmeci bir mantığın kendisini çok sistematik olmasa da gösterdiğini düşünüyorum. Bu, AKP'nin ikinci dönem seçim başarısı sonrasında giderek belirginleşen bir durum. Kişisel olarak başkanlık tartışmasında, dayatmacı denilebilecek bir hat üzerinde başkanlık rejimini savunan AKP kadroları da, gündelik yaşamın muhafazakarlaştırılması doğrultusunda önlemler almaya girişen AKP yasa yapıcıları da yasama faaliyetini kendi kendisini kanıtlayan ahlaki ilkelere dayandırıyorlar. Bu ilkeler gereği toplumun dönüştürülmesi sürecine karşı koyanlar erdemli olmamakla itham ediliyor, aynı zamanda devletin baskıcı uygulamalarına muhatap oluyorlar. Muhalif olanın hayatını karartmaksa, kendi kendini kanıtlayan ahlaki ilkenin gerçekleşmesi sürecinde bir teferruattan ibaret.

AKP Jakobenizminin özelliği, bu ilkeli dönüşümün otantik niteliğine yapılan vurgu ve taşra zihniyetinin, bu “milletin değerleri”nin savunusu bağlamına yerleştirilmesi. Burhan Kuzu’nun Türk tipi başkanlık tezini, Erdoğan’ın binlerce Fatih yetiştirme söylemini Türk sağının çoğunlukçu demokrasi anlayışıyla birlikte ele almak gerek. Milli iradenin göreve getirdikleri olarak AKP’liler tabanın isteklerine yanıt verir gibi yapıyorken, aslında ahlak, erdem vb.ye referansla, bazen İslam’a açıktan referans vermeye de gerek duymadan bir adım daha öteye gidiyorlar. Bu öteye gitme, karşısına “yoz” ve “ahlaken zayıfları” koyuyor. Tabana isteklerinin birer birer yerine getirildiği anlatılırken, zararlı haşeratın tasfiyesi doğrultusunda bir ideolojik zemin güçlendirilmiş oluyor.

Erdoğan’ın 2011’de 3.Gençlik Kolları Sempozyumu’nda söylediği sözleri bir örnek teşkil etsin diye koyuyorum:


“Yanlış yola tevessül eden kim olursa olsun bizim partimizde yer bulamaz bulmamalı. Tevessül eden kim olursa olsun bizim partimizde müsamaha göremez. Biz milletin ahlakı ile ahlaklandık bizim medeniyetimizin bize çizdiği ahlak değerlerle terbiye olduk.”

Açıktan İslam değerleri ve ahlak sözcükleri konuşmalarda ön planda olmasa da genel çerçeve bir otantik değerler manzumesinin AKP tarafından benimsendiği ve bunun savunusunun yapıldığıdır. Siyaseten erdemli olma bu milletin bağrından çıkıp gelme ve milletin değerlerini savunmakla özdeşleştirilir. Bu savunma ve benimseyiş kendi kendisini olumlayarak aykırı düşünceye pejoratif bir anlam yükler. Kendi baskıcılığı değil, aykırı olanın zayıflığı ve faydasızlığıdır sorun. 2007’de Erdoğan’ın seçim konuşmalarında birçok sefer vurguladığı değerler meselesi gibi örnekler gösterilebilir.

“Millet ile milletin değerleri ile milletin maneviyatı ile kavga edenlerin Türkiye’ye faydası olabilir mi? Bu milletin derdi ile dertlenmeyenlerin, bu millet ile aynı hissiyatı paylaşmayanların ülkeye hayrı olabilir mi?”

Cami kapılarına yazılan “ateistlere ölüm” sloganı bu ideolojik zeminde aşırılıkçıyı normalleştirdiği için silinmez. Tepeden inmeci dönüşüm ahlaken yeterliliğin (aslında hiçbir zaman gelmeyecek olan bu yeterliliğin) henüz sağlanamamış olması nedeniyle daha öteye gitmeye niyetlenir. Muhalif olan, bu milletin değerlerinden nasibini almadığı için insan olarak dahi görülmemeyi hak eder.

Velhasılıkelam, otoriterleşme dediğimiz bu siyasal erdem tarifi ve baskının meşrulaştırılması yöntemlerine dayanıyor. Ayşe Hür’ün Jakoben belediyecilik olarak betimlediğine karşı daha belirgin bir mücadele verilebilmesi de kentsel dönüşüm ve talanın AKP kodları uyarınca dahi erdem ve ahlak içine kolay bir şekilde yerleştirilememesi. Bu nedenle baskı ya da Saint Just’un terörü kent mekanı üzerinde meşrulaştırılamıyor. Ancak “İstanbul merkezli hale getirme”de yol alındığı bir gerçek. Toplumsal hayatın geneline ilişkin ve gündelik hayatın düzenlenmesiyle ilgili adımlarda da mesafe kat edildi. Hem bu mesafe kat edilmesi hem de politika yapım süreçlerinde son derece dar bir kadronun belirleyiciliğinden kaynaklı boğulma hissiyatımızı alt etmemiz gerekli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma