Daha önceki taslak metin ile karşılaştırıldığında mini
düzenleme olarak adlandırılabilecek bir YÖK yasa tasarısı meclise sunuldu.
Genel kurulda ne zaman görüşüleceği ile ilgili henüz bir bilgi yok. Ancak yayımlanan
haberler nedeniyle öğretim elemanlarına yeni bir cendere anlamına geldiği ve YÖK’ün aşırı güçlendirildiği düşüncesi hakim. Burada fikri takip eksikliğinden
kaynaklı yorumların önüne geçmek için birkaç uyarıda bulunma isteği içindeyim. Sağlık
Bakanlığı yetkileri ve öğrencilerin haklarıyla ilgili düzenlemelere girmeden
söyleyeceklerim var.
Bu YÖK yasa tasarısı 2013’te tekrar gündeme gelen, Nabi Avcı’nın
bakanlığı döneminde rafa kaldırılan, Çetinsaya’nın yeni halini geçtiğimiz Mayıs’ta
açıklamak isteyip engellendiği taslağın doğrudan uzantısı değil. Bu düzenleme
gerçekleşse dahi, YÖK, yetkileri, yapısı ve üniversite sistemi gündemde kalmaya
devam edecek. Bu tasarı gerçekten de vakıf üniversitelerinin daha fazla denetlenmesi
ve öğretim elemanlarının araştırma konularında bir bakanlığın ve YÖK’ün daha
fazla söz sahibi olması anlamına geliyor, ancak bitti-gitti ruh haline
bürünmenin bir anlamı yok.
Nedenlerim birden fazla. Öncelikle yasa tasarısının YÖK
sitesinde duyurulmadığını (en azından ana sayfada ve henüz) bunun haftalar
boyunca üzerinde konuşulan YÖK’ün taslağındaki durumla farklılık arz ettiğini
not edelim. Bu taslak ile üniversite sisteminde hükümet daha fazla söz sahibi olmak
istiyor bunu da Çetinsaya kliğini görmezden gelerek yapıyor. Aynı zamanda tıp
fakültelerinde kadro biçimlendirmesini bizzat Sağlık Bakanlığı’nın yapmasını
arzuluyor o kadar. Önemli, gerçekten sorunlu ama kapıda bekleyenlerle karşılaştırıldığında son derece sınırlı.
Birinci itiraz yurtdışı araştırma konularına Bilim ve Teknoloji
Bakanlığı’nın, üniversite araştırma stratejisine de YÖK'ün karar verecek olmasını vurgulayarak yapılabilir. Evet, tasarıda
bunun olduğunu öğrendik. Ama 140 bin öğretim elemanının binlercesi her yıl yurtdışına çıkış yapıyor ve bunların araştırma konularına
bir bakanlığın dikkatli bir şekilde zaman ayırabileceğini düşünüyor musunuz? Bu
iş büyük oranda yönetmeliğe bırakılacak ve orada da genel birkaç ifadeyle
geçiştirilecek. Sadece mimli öğretim elemanlarına müdahale için bir kapı daha
aralanmış olacak. YÖK'ün yetkisi ise var olan, ancak bazı merkez üniversitelere ve hedefe yerleştirilebilecek vakıf üniversitelerine karşı bir koz anlamına geliyor; olan yetkinin tahkimi aslında.
İkincisi doçentlik sınavı düzenlemesinin ÜAK’tan alınıp YÖK’e
devredilmesi ve bunun politizasyona yol açacağı düşüncesi. Bu külliyen yanlış,
çünkü doçentlik jürileri zaten politik bir şekilde tesis ediliyor ve
muhaliflerin akademiyi terk etmesi için ÜAK elinden geleni ardına koymuyor. Dinlediğim
hikayeleri geçiyorum ama doçentlik jürilerinin YÖK tarafından biçimlendirilecek
olması ancak ve ancak AKP koalisyonundan dışlanan belirli cemaat mensuplarına
karşı zorlayıcı jürilerin oluşturulması anlamına gelir. Bu ayrımcılık ve
politik nefret de bilim ahlakına sığmayan bir şey ama tespiti doğru koyalım.
Üçüncüsü vakıf üniversitelerinin mütevelli heyetlerinin YÖK
tarafından atanıyor olması. Doğrudur, bu da hükümetin söz sahibi olması
anlamına geliyor. Bu da AKP koalisyonu dışındakiler için daha zor zamanlar
getirecek. Ama kuruluş sermayesi en az 25 milyon dolar olan ve bizzat hükümet
izniyle kurulmuş olan vakıf üniversitelerinin geçireceği zor zamanları
abartmayalım. Sabancı ve Koç gerektiğinde diz çökmeyi, gerektiğinde araştırma
fonlarının gücüyle istediklerini yaptırmayı becerebilirler. Burada daha küçük
vakıf üniversiteleri, cemaat üniversiteleri ve hem AKP dışına atılmış cemaat
mensubu öğretim üyeleri hem de daha liberal öğretim üyelerinin durumlarına dolaylı
etkide bulunacak bir düzenleme getiriliyor. YÖK aracılığıyla hükümetin mali
olumsuzluk beyan ederek üniversiteleri kapatmasının mümkün hale geleceğini
öğreniyoruz. Ancak eğitim onayını YÖK her yıl yenilemeden zaten bu
üniversitelerin faaliyetlerine devam etmesi mümkün değildi.
Dolayısıyla burada hedefe yönelik, sınırlı, ancak düzgün
tasarlanmamış değişiklikleri de içeren bir reform söz konusu. Ne bir yıl
öncesinin rekabetçi kurumsallaşmış üniversitesi, ne de esnek öğretim üyesi
emeği tartışması var. Halihazırdaki rezaletin daha da kötüye gitmesi için
tasarlanmış ancak ayrıntıları üzerine kafa yorulmamış bir girişim.
Sendikam doğru söylüyor: “Bu düzenlemeler, yükseköğretimin piyasacı-muhafazakâr ve otoriter politikalar eşliğinde dönüştürülmesi sürecinin bir parçasıdır.” Ama bu tasarının başlı başına dönüşüm olarak nitelenmesi sorunludur. Bir de eksik kalmasın, daha kapsamlı olanının değil ama bu tasarının şimdi gündeme gelmesinde
seçim sath-ı mailinde olmamız etkendir. Ayrıca özellikle Gülen cemaatine ama
yakın dönemde daha şiddetli eleştirilerin gelebileceği öğretim üyelerine karşı
eldeki sopanın ağırlığının kontrol edilmesi, bir yoklanmasıdır gördüğümüz. Başta
söylediğime geri döneyim. Hasar tespit komisyonları bir felaket sonrası kurulur,
iş işten geçmiştir. Ama buna daha var. Pislik çukurunun içinde debelenmeye, yasal
düzenlemeleri ve üniversite reformunu da konuşmaya ne yazık ki yıllar boyu
devam edeceğiz. Mücadeleye de…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder