İki gün içinde ardı ardına bombalamalar gördük. Bunların iki
ayağı var: Suriye’de IŞİD mevzileri ve Güney’de PKK kampları. Savaş
borazanlarının gözünde birbirleriyle bağlantılı olabilirler ama farklılar ve
farklılıkları önemli.
Birincisinin seyri kabaca şöyle özetlenebilir. ABD ile AKP’nin
geçici hükümetinin yaptığı anlaşmanın içeriği kabaca açığa çıktı. Türkiye’deki
üslerden kalkacak koalisyon güçleri uçakları Doğu Akdeniz’de şimdilik IŞİD
hedeflerini (ama belki de Horasan Grubu örneğinde olduğu gibi çıkabilecek başka
tehditleri) bombalamak için kullanılacak. Bunun karşılığında hükümet kanadına
yakın isimlerden güvenli bölge ya da uçuşa kapalı bölge terimi barındıran
ifadeler gelse ve Türk medyası Mare-Cerablus arasını (Karkamış-Kilis arasının Suriye'deki izdüşümü) söz konusu bölge olarak
belirlese de bu doğrultuda ABD yetkilieri hiçbir açıklamada bulunmadılar. Hatta
görüşmelerde yer alan ABD generali John Allen bu olasılığı reddetti. AKP geçici
hükümeti ABD ile yaptığı anlaşma sonucunda koalisyon güçlerinin hava
saldırılarına katılmayacak ancak gerek duyulduğunda ve söz konusu güvenli bölge
girişimi hayat bulursa verilen desteğin katılıma uzanacağı tahmin edilebilir. İlk
talepler göz önüne alındığında bir yılı aşkın süredir verilmeyen iznin iki gün önce verilmesinin ardında (Bakanlar Kurulu 2 Ekim 2014 tarihli TBMM’nin verdiği
yetki ile bu izni verdi ancak karar gizli kaldı) karşı bir iznin, K. Irak – Güney Kürdistan’da PKK
mevzilerini bombalama izninin alınması yatıyor. Bu bombalamanın Rojava’nın PYD
egemenliğindeki kısmına uzanma ihtimali şu an için yok denecek kadar azdır.
Bunun nedeni AKP’nin kan dökme isteğinin azlığı değil, Rojava’nın
bombalanmasının IŞİD’i tekrar Kobane, Tel Abyad ve hatta Rojava’daki başka
birçok mevzide üstün konuma getirme ihtimalidir. Bu ABD tarafından – şimdilik –
arzulanmayan bir durum. Kısaca Türkiye’deki yönetimin içinde güçlü bir kol haline
gelen irredentistlerin arzularına karşın uluslararası konjonktür Türk silahlı
kuvvetlerinin daha kapsamlı bir operasyonuna izin vermemektedir. Aynı durum her
ne kadar can çekişiyor olsa da Türkiye’de varlığını sürdüren otoriter rejimin
parlamenter ayağında süregiden pazarlıklar nedeniyle de kısa vadede mümkün
görünmemektedir.
Ancak sonuç açıktır: koalisyon güçleri komuta merkezine
yetkili göndermiş bulunsa da Kürt hareketinin Rojava kolu ancak IŞİD
karşısındaki etkinliği dolayısıyla muhataptır. Rojava’daki özyönetim modelinin
Ortadoğu’da yaygınlaşması değil kapatılması ve hatta zaman içinde yozlaşması
emperyalist sömürgecilerin gerçek hedefidir. Ancak bu doğrultuda somut
adımların atılması süregiden savaş nedeniyle ertelenmektedir.
Bombalamaların ikinci ayağının seyrini daha yakından
biliyoruz. 18 Şubat 2015’de iç güvenlik yasa tasarısı görüşmeleri devam ederken
şunları yazmıştım: “Kendi iktidarını sallantıda gören bir Erdoğan rejiminin
görüşmeleri askıya alıp Kürt hareketine karşı (sınırlı?) XXsansürXX kalkışması, bu durumda sokaklara çıkacak hem Kürtleri hem de başta sosyalistler
olmak üzere rejim muhaliflerini polis güçleri aracılığıyla pogroma tabi tutması
ve kendi tasfiyesini seyredecek düzen içi muhalefetin göstermelik açıklamalarla
yetinmesi ihtimali her zamankinden daha fazladır. Çünkü yaşanan kolektif akıl
tutulmasıdır.”
Çözüm süreci denilen Öcalan’ın suni tenefüsü aracılığıyla
yaşıyor görünüyordu. Öcalan’a tekrar uygulanan tecrit bu nefes vermenin sonlanması demekti. Seçim öncesinde İngilizce yayın yapan Al Jazeera’ya yaptığı (linki
nedense kaldırılan) açıklamada – HDP’nin barajı geçme ihtimalinin güçlü olduğu
ve seçim çalışmalarına yönelik saldırıların henüz yoğunlaşmadığı dönemde –
Karayılan AKP’nin savaş hazırlığında olduğunu beyan etmişti. Çünkü Dolmabahçe
mutabakatı bizzat Erdoğan tarafından sabote edilmişti. Aslında Türkiye
sınırları dışına çekilme durduğundan bu yana, çatışmanın başlama olasılığı
katlanmıştı. Seçim sath-ı mailinde AKP kaynaklı olması kuvvetle muhtemel Ağrı’da
yaşanana benzer çatışma ortamlarına karşın çatışmaların başlamaması çok
bilinmeyenli denklemde hesapların kısmen seçim sonrasına bırakılmasıyla da
ilgiliydi.
Bugünkü sonuç çözüm sürecinin resmen sonlanmasıdır. Bir Cuma çıkışı
kendisini çok önceden Reis ilan eden bir Bonapart bozuntusu başka ülkelerin topraklarını
bombalayacaklarını söylemiş, meclisteki muhalefet partilerinden birisini tekrar
hedef göstermiş, bütün bunları da yeni bir mücadele olarak paketlemiştir.
Şimdi sakin olma ve barışı savunma zamanıdır. Memleketin kan
deryasına dönmemesi için Suruç’ta katledilen dostların cesaretini kuşanmalı, gözünü kan bürümüş heveskar Türk sağcılarına ne kadar zor olsa da barış demenin anlamını
öğretmeliyiz. Bu teslimiyet demek değildir. Türkiye’de iktidardakilerin savaş
suçlarını teşhir eden bir uluslararası kampanya, Nusra’dan Ahrar’uş Şam’a kadar
ve hatta IŞİD’e verilen desteklerin dökümü ve daha ayrıntılı belgelenmesi bir
adım olabilir (şuradaki ve şuradaki iddiaların belgeleri toplanmalıdır). HDP Meclis’e
Cumhurbaşkanının yüce divana sevki görüşmelerini başlatmak için çağrıda
bulunabilir (bkz. 105. Madde). Koalisyon pazarlığına gömülmüş anamuhalefetten
bir katkı gelmeyecek olsa da yolsuzluk, çürümüşlük ve savaş suçlarının teşhiri
için her yol denenmelidir. Hepsinden önemlisi bu pazar gerçekleşecek barış
yürüyüşünün katlanarak sokaklara yayılması için uğraşmak gerekmektedir.
sonradan eklenen not: yazıyı bloga aktardıktan dört saat sonra barış yürüyüşü valilikçe yasaklandı, istanbul'da bir basın açıklaması yapılması kararı alındı.
sonradan eklenen not: yazıyı bloga aktardıktan dört saat sonra barış yürüyüşü valilikçe yasaklandı, istanbul'da bir basın açıklaması yapılması kararı alındı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder