25 Temmuz 2015 Cumartesi

bombalamalara karşı barış, bizi öldürmek isteyenlere karşı mücadele!

İki gün içinde ardı ardına bombalamalar gördük. Bunların iki ayağı var: Suriye’de IŞİD mevzileri ve Güney’de PKK kampları. Savaş borazanlarının gözünde birbirleriyle bağlantılı olabilirler ama farklılar ve farklılıkları önemli.

Birincisinin seyri kabaca şöyle özetlenebilir. ABD ile AKP’nin geçici hükümetinin yaptığı anlaşmanın içeriği kabaca açığa çıktı. Türkiye’deki üslerden kalkacak koalisyon güçleri uçakları Doğu Akdeniz’de şimdilik IŞİD hedeflerini (ama belki de Horasan Grubu örneğinde olduğu gibi çıkabilecek başka tehditleri) bombalamak için kullanılacak. Bunun karşılığında hükümet kanadına yakın isimlerden güvenli bölge ya da uçuşa kapalı bölge terimi barındıran ifadeler gelse ve Türk medyası Mare-Cerablus arasını (Karkamış-Kilis arasının Suriye'deki izdüşümü) söz konusu bölge olarak belirlese de bu doğrultuda ABD yetkilieri hiçbir açıklamada bulunmadılar. Hatta görüşmelerde yer alan ABD generali John Allen bu olasılığı reddetti. AKP geçici hükümeti ABD ile yaptığı anlaşma sonucunda koalisyon güçlerinin hava saldırılarına katılmayacak ancak gerek duyulduğunda ve söz konusu güvenli bölge girişimi hayat bulursa verilen desteğin katılıma uzanacağı tahmin edilebilir. İlk talepler göz önüne alındığında bir yılı aşkın süredir verilmeyen iznin iki gün önce verilmesinin ardında (Bakanlar Kurulu 2 Ekim 2014 tarihli TBMM’nin verdiği yetki ile bu izni verdi ancak karar gizli kaldı) karşı bir iznin, K. Irak – Güney Kürdistan’da PKK mevzilerini bombalama izninin alınması yatıyor. Bu bombalamanın Rojava’nın PYD egemenliğindeki kısmına uzanma ihtimali şu an için yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni AKP’nin kan dökme isteğinin azlığı değil, Rojava’nın bombalanmasının IŞİD’i tekrar Kobane, Tel Abyad ve hatta Rojava’daki başka birçok mevzide üstün konuma getirme ihtimalidir. Bu ABD tarafından – şimdilik – arzulanmayan bir durum. Kısaca Türkiye’deki yönetimin içinde güçlü bir kol haline gelen irredentistlerin arzularına karşın uluslararası konjonktür Türk silahlı kuvvetlerinin daha kapsamlı bir operasyonuna izin vermemektedir. Aynı durum her ne kadar can çekişiyor olsa da Türkiye’de varlığını sürdüren otoriter rejimin parlamenter ayağında süregiden pazarlıklar nedeniyle de kısa vadede mümkün görünmemektedir.

Ancak sonuç açıktır: koalisyon güçleri komuta merkezine yetkili göndermiş bulunsa da Kürt hareketinin Rojava kolu ancak IŞİD karşısındaki etkinliği dolayısıyla muhataptır. Rojava’daki özyönetim modelinin Ortadoğu’da yaygınlaşması değil kapatılması ve hatta zaman içinde yozlaşması emperyalist sömürgecilerin gerçek hedefidir. Ancak bu doğrultuda somut adımların atılması süregiden savaş nedeniyle ertelenmektedir.

Bombalamaların ikinci ayağının seyrini daha yakından biliyoruz. 18 Şubat 2015’de iç güvenlik yasa tasarısı görüşmeleri devam ederken şunları yazmıştım: “Kendi iktidarını sallantıda gören bir Erdoğan rejiminin görüşmeleri askıya alıp Kürt hareketine karşı (sınırlı?) XXsansürXX kalkışması, bu durumda sokaklara çıkacak hem Kürtleri hem de başta sosyalistler olmak üzere rejim muhaliflerini polis güçleri aracılığıyla pogroma tabi tutması ve kendi tasfiyesini seyredecek düzen içi muhalefetin göstermelik açıklamalarla yetinmesi ihtimali her zamankinden daha fazladır. Çünkü yaşanan kolektif akıl tutulmasıdır.”

Çözüm süreci denilen Öcalan’ın suni tenefüsü aracılığıyla yaşıyor görünüyordu. Öcalan’a tekrar uygulanan tecrit bu nefes vermenin sonlanması demekti. Seçim öncesinde İngilizce yayın yapan Al Jazeera’ya yaptığı (linki nedense kaldırılan) açıklamada – HDP’nin barajı geçme ihtimalinin güçlü olduğu ve seçim çalışmalarına yönelik saldırıların henüz yoğunlaşmadığı dönemde – Karayılan AKP’nin savaş hazırlığında olduğunu beyan etmişti. Çünkü Dolmabahçe mutabakatı bizzat Erdoğan tarafından sabote edilmişti. Aslında Türkiye sınırları dışına çekilme durduğundan bu yana, çatışmanın başlama olasılığı katlanmıştı. Seçim sath-ı mailinde AKP kaynaklı olması kuvvetle muhtemel Ağrı’da yaşanana benzer çatışma ortamlarına karşın çatışmaların başlamaması çok bilinmeyenli denklemde hesapların kısmen seçim sonrasına bırakılmasıyla da ilgiliydi.

Bugünkü sonuç çözüm sürecinin resmen sonlanmasıdır. Bir Cuma çıkışı kendisini çok önceden Reis ilan eden bir Bonapart bozuntusu başka ülkelerin topraklarını bombalayacaklarını söylemiş, meclisteki muhalefet partilerinden birisini tekrar hedef göstermiş, bütün bunları da yeni bir mücadele olarak paketlemiştir.

Şimdi sakin olma ve barışı savunma zamanıdır. Memleketin kan deryasına dönmemesi için Suruç’ta katledilen dostların cesaretini kuşanmalı, gözünü kan bürümüş heveskar Türk sağcılarına ne kadar zor olsa da barış demenin anlamını öğretmeliyiz. Bu teslimiyet demek değildir. Türkiye’de iktidardakilerin savaş suçlarını teşhir eden bir uluslararası kampanya, Nusra’dan Ahrar’uş Şam’a kadar ve hatta IŞİD’e verilen desteklerin dökümü ve daha ayrıntılı belgelenmesi bir adım olabilir (şuradaki ve şuradaki iddiaların belgeleri toplanmalıdır). HDP Meclis’e Cumhurbaşkanının yüce divana sevki görüşmelerini başlatmak için çağrıda bulunabilir (bkz. 105. Madde). Koalisyon pazarlığına gömülmüş anamuhalefetten bir katkı gelmeyecek olsa da yolsuzluk, çürümüşlük ve savaş suçlarının teşhiri için her yol denenmelidir. Hepsinden önemlisi bu pazar gerçekleşecek barış yürüyüşünün katlanarak sokaklara yayılması için uğraşmak gerekmektedir. 

sonradan eklenen not: yazıyı bloga aktardıktan dört saat sonra barış yürüyüşü valilikçe yasaklandı, istanbul'da bir basın açıklaması yapılması kararı alındı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma