Bir önceki girdide finansal kapitalizmi daha bütünlüklü kavrama
ve eleştirel kampı güçlendirme fırsatından bahsettim. Kısaca kriz sonrasında
eski kurumsalcı iktisatı Keynesyen gözlüklerle ya da yeni bir teori oluşturmak
gayesiyle değerlendirenlerin vurgularının dikkate alınması gerektiğini
belirttim. Bu bağlamda geleceksellik (futurity)
bize ne anlatıyor? Diyaloğu nasıl kuracak, sonraki adımları nasıl atacağız? Bu
sorulara hemen verecek cevabım yok. Ancak ilk adımlara dair bir şeyler
karalayabilirim.
Eskilere nur mu
yağıyor?
John Commons’ın geleceksellik kavramı kapitalizmde (çağdaşı
birçok iktisatçının teslim ettiği) dönüşümü borcun el değiştirmesi ve
değerlerin ölçülemez görünüp de hesaplanması bağlamında ele alır. Uzun vadede
modern kapitalizm borcun el değiştirmesi ve kredi kullanımını sağlayan hukuksal bir çerçevenin oluşturulması ile ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin geldiği aşamada
artık gelecekte gerçekleşecek işlemler, elde edilecek kar, elde edilecek borç
ödemeleri ve gelecekte gelir akışlarının şu anki şirket değerliliği için bir
gösterge sunduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla sermaye gelecekteki işlemlere dair
değer (intangible value) ve
gelecekteki ödemelerin şimdiki değerlerini (incorporeal
value) içinde barındırmaktadır. Henry MacLeod’a dayanarak Commons, borcun
meta olarak el değiştirdiğini, geleceğe ötelenen borcun değere el koymak için
bugünden kullanılmaya devam ettiğini belirtir. Kısaca geleceksellik sermayenin
gelecekteki değer akımını bugüne taşıdığından, halihazırda ekonominin
işleyişini gelecek hesaplamaları, tahminler ve beklentilerin biçimlendirdiğinden
bahsetmektedir.
Bu okuma Commons’ı güncelleştirerek son 40 yıldaki finansal
yeniliklere ilişkin eklemeler yapmaya izin veren bir okuma. Ancak aynı zamanda
Marksist kredi ve para tartışmasıyla da yakınlıklar barındıran bir
değerlendirme. Werner Bonefeld’in açık Marksist bir değerlendirmeyle (ancak başka
yerlerde Mandel’e de atıfta bulunarak) tekrarladığı, David Harvey’nin Kapital okuması üzerinden ısrarla vurguladığı noktayı hatırlayalım. Kredi geleceğe dair
bir kumar oynanması anlamına gelir. Gelecekte elde edilecek değerin bir kısmına
kredi veren el koyacakken bu işlemin dolaşım alanında gerçekleşmesi ve para
biçiminin etkisiyle işlem doğallaştırılır (bu konuda yine Harvey ve açık
Marksistlere dayanarak ilerleyen Soederberg’in son dönem çalışmalarına
bakılabilir). Kendi yorumumla devam edeyim.
Geleceği bugüne taşıma
ve kapitalizasyon
Sınıf çelişkilerinden yalıtılmış bir alacak-verecek işlemi
görüntüsü ortaya çıkar. Kredinin ödemesi menkul kıymetleştirilip el
değiştirdiğinde, getiri sanki bir sermayenin getirisiymiş gibi hesaplanır. Oysa
verilen borç doğrudan bir sermaye birikim döngüşü oluşturmak durumunda
değildir. Bu nedenle Marksist terimlerle hayali bir sermayeden söz edilir.
Marks’ın bıraktığı notlarda üzerine daha fazla gitmediği ancak 20. Yüzyıl
Marksistlerinin kısmen genişlettiği çerçeve hayali sermayeyi simgeleyen
finansal kağıdın ve finansal alandaki araçların doğrudan bir birikim döngüsü
oluşturmasa da sermaye birikiminin bağlı olduğu kredi mekanizmalarının işleyişi
açısından birikime etkide bulunduğunu söylememize izin verir. Bir kredi
ödemesini başka gelir akışlarıyla birleştiren bunu başka bir özel yatırım
aracına satan banka riski transfer etmiş olur ancak bu özel yatırım aracının ve
benzerlerinin finansal alanda kapladığı konum (ABD’de çok büyük önem taşıyorken
Türkiye gibi ülkelerde önemsiz olsa da), gelecekte gerçekleşecek gelir
akışınının riskinin bütün finansal sistem için varlığını sürdürmesi anlamına
gelir. El değiştiren kağıdın ya da bunun sembolize ettiği riskin hesaplanması
gelecekteki işlemler-ödemeler için bugünden bir hesap yapılması demektir. Bu
ödemelerin bir (aslında var olmayan ya da doğrudan üretken sermaye ile bir
ilgisi bulunmayan) sermayenin getirisi olarak kavranması anlamına gelmektedir
kapitalizasyon.
Başka bir ifadeyle her türlü gelir akışını sermayeden bilmeye
zorlandığımız bu tersine dünyada el değiştirme işlemi sermayeleştirerek
(kapitalize ederek ve daha geniş anlamda sermaye imişçesine davranarak)
yapılır. Gelecek bugüne finansal sistem aracılığıyla ve kapitalizasyonla taşınır.
Bugünün geleceğe taşınması ve geleceğin bugüne uygun olarak biçimlenmesi içinse
işlerin olduğu gibi devam etmesi ve aksama olmaması gerekmektedir. Herhangi bir
aksama olduğunda, ödemeler yapılmadığında devreye (zaten başından beri sürecin parçası
olan) devletlerin ya da siyasal otoritenin ve düzenleme yapma gücünün yeniden girmesi
bu ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Sadece geleceğin bugüne taşınmasını sağlayan
finansal araçların el değiştireceği ortamın inşası için değil ancak bugünün
geleceğe aktarımının ve aradaki bağın korunması için de ayarlamalar yapmak
üzere ya da sorunların geleceğe ertelenmesi için devlet ya da ulusal ve ulus
ötesi siyasal kurum ve aktörler iş başında olmak durumundadır.
Eski kurumsalcı iktisat okulunun vurguları ile Marksist
okumanın ortaklıklarına karşın özellikle siyasal düzenleme ve biçimlendirme,
dolayısıyla sınıf vurgusunun bir farklılık oluşturduğunu teslim etmek
gereklidir. Kurumsalcı iktisattaki hukuk ve yasal düzenlemelere dair inceleme
ve tarıtşma kaygısı siyasal iktisatın materyalist eleştirisinde olduğu üzere
sınıf mücadelesi anlayışına taşmaz. Ancak finansal alanın reel ekonominin
dışında ve spekülatif bir çarpıtma olarak resmedilmesindense bizzat ekonominin
seyri için geliştiği anlayışına dair vurgu önemlidir. Sermayenin değerinin
gelecekte elde edilecek artı değer dikkate alınarak hesaplandığı ve finansal
işlemlerin bu anlamda geleceği bugüne taşımaya çalıştığı bu kurumsalcı çerçeve bütünüyle
benimsenmese de bunu dikkate alarak daha zengin bir biçimde eleştirel
çözümlemeler yapılabilir. Marksizm içinde kredi ve hayali sermaye tartışmasını
siyasal bir perspektife daha somut tutamaklarla bağlamak, bu açıdan mümkün
görünmektedir. Bu bağlantıların siyasal sonuçlarını tartışmayı daha öteye –
geleceğe erteliyorum ve kendi çalışmamın biraz daha olgunlaşmasını bekliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder