11 Eylül 2015 Cuma

Bu kadar bilinmeze karşın umut ve mücadele

(Aceleci okuyucuya bir uyarı: Bu yazı herhangi bir kişi ya da kuruma yaranmak için kaleme alınmış veya Türkiye’de geçer akçe politik konumları destekleyen bir yazı değil. Buradan vurucu slogan da el kitabı da çıkmaz, ancak yaşadığı cehennemi açıklamaya çalışan bir siyaset bilimcinin gözlemleri ve öfkesi yine de faydalı olabilir)

Açıkça üstlenilen Dağlıca saldırısı ile anlaşılmıştır ki HPG de savaşa girdi. Bir yandan faşistliğini ya da muhafazakarlığını üzerinden çıkarmadan Türköne ve Gültekin gibi HDP’ye ya da Kürt hareketinin uzantılarına ders vermeye kalkan liberal geçinen sığ düşünceliler, diğer yandan yaygın Türk medyasına uyarak adını yazmaktan imtina ettikleri örgütü dışarıdan eleştiren ve solcu geçinen İnsel gibi her devrin entelektüelleri Kürt silahlı hareketinin şiddet eylemleri karşısında daha rahat at oynatabilecekleri bir ortamın oluşmasından faydalanarak yazılarını-görüşlerini patlattılar. İlk bakışta silahın susmasını ve barışı isteyen bu yelpazenin dört bir tarafından gözlemciler iki hatayı tekrarlayarak en doğru olanın kendileri olduğunu iddia ediyorlar.

Bu hatalardan birincisi HPG’nin eylemlerinin ve KCK’nin genel yöneliminin Türkiye’de faaliyet gösteren HDP’yi açığa düşürmek için tezgahlandığı / amaçlandığı. Bu genel geçer gözlem sokaktaki linç dalgasına bakıp yıllar önce ulusalcı-ergenekoncu vb. olarak damgaladıkları kentlerde dahi meydanlarda binlerce kişiyi henüz üç ay önce bir araya getirmeyi becermiş bir siyasi oluşumun bütün rüzgarını barış söyleminden aldığını ortada barış kalmayınca güçten düşüp silineceğini ve bunun PKK’nin işine yarayabileceğini öngörüyor. Bu büyük yanılgı Türkiye’de henüz resmi istatistiklere yansımamış kriz başlangıcını, toplumsal çalkantıların kontrol edilebilir olmaktan çıkmasının yarattığı politik tehlike ve olasılıkları tek bir gözlükten okumaya alışkın zevatın sayıklamalarıdır. Siyasetin yarattığı olasılık alanı bu kalemşorların düşündüğünden daha geniştir. Silah bırakma, barış ve müzakere çağrısı yapan bir partinin programını linç gürühunun bilmesi beklenmeyebilir ancak yeniden dağıtımcı politikalar ve parasız kamu hizmetini savunan, taşeronlaştırmayı sona erdirme sözü veren, barış vaadiyle iş güvencesini ekmeği ve aşı birleştirebilecek bir politik partinin üstelik tarihinde hiç görmediği kadar seçmen desteğine kavuşmuş bir siyasi geleneğin bu en karanlık günlerde dahi yapabilecekleri bulunmaktadır.

Burada siyasetin olanaklarının kimlikçi bir düzleme sıkıştırılıp buruşturulması, genelgeçer değerlendirmelere ve tabansız kategorilere yol vermektedir. Buna göre özerkliği savunan KCK ile bunu seçim bildirgesine koyan ve yerel yönetimlerin güçlenmesinden bahseden HDP arasında siyasi yelpazenin aynı tarafında bulunmaktan dolayı bir rekabet, birbirinin altını oyma durumu söz konusudur. HPG’nin eylemleri HDP’nin kitle tabanını partiden uzaklaştıracak aynı konuma oynayan aktörlerden birisini meşru hale getirecektir. Zaten AKP ve reis şurekalarının arzusu da bu değil midir? Şiddet eylemlerinin barış özlemi içindeki kitleleri yabancılaştırması elbette son derece olasıdır. Ancak bu durum o toplum olarak toplulaştırdığınız insanlar için aynı oranda geçerli değildir. Bir hafta boyunca kapalı tutulduğu kentin kapısını zorlayan vekilini, tekrar seçim sandığı şayet önüne gelirse bir Cizrelinin desteklememesi pek olası görünmemektedir. Buna benzer bir durumun büyük kentlerde söz konusu olmadığını savunmak da pek olası değildir. Katliamlar ve yaratılan linç dalgası nedeniyle çekingen davranan ve yarınsız seçmenlerin yeni bir yaşam vaadini duyduklarında kulak kabarttıkları siyasal oluşumdan uzaklaşması ancak doğrudan doğruya HDP’nin şiddet odağı ve örgütleyicisi olduğu kanaatinin yaygınlık kazanmasıyla mümkündür. AKP’nin bütün uğraşısı zaten bundan ibarettir. Başka bir ifadeyle HDP’nin Türkiye siyasetindeki başarısı HDP’lilerin saldırılar karşısındaki mücadelesi ve (liberal entelektüeller kusura bakmasın) genel olarak devrimcilerin HDP ile ilişkilerindeki gerilimlerin seyri ile sanıldığından daha fazla alakalıdır. Kısaca HDP vekillerini dinlemeden, ne yapmaya çalıştıklarını anlamadan sadece köşekadıları eliyle sürdürülen bir tartışmaya kulak kabartmak çözümleme yapmak için yeterli olmaz.

İkinci hata KCK’nin örgütsel yapısı ve savaş deneyimi ile devlete egemen olanların düşünce yapısı ve savaş arzusunun geçmişten kopartılarak ele alınmasıdır. Oslo görüşmelerini ya da adına çözüm süreci denen garabeti keen lem yekun kabul edemeyiz. 2008-2011 arası uluslararası aracılar vasıtasıyla 3 yıl görüştü KCK’nin parçası olarak PKK ve T.C.’yi temsilen MİT yetkilileri. Hafızasızlara anlatması zor ancak KCK operasyonları bu görüşmelerin başlarında yapıldı. Bu operasyonlara rağmen devam eden görüşmeler ancak 2011 Silvan saldırısı sonrası Öcalan’ın örgütle iletişim kanallarının kapatılması ve operasyonlarla sona erdi. Bu sona eriş gerekçesini ayrıntılarıyla bilmiyoruz (bu doğrultuda sızmaları yakında görmek olasıdır)

Ancak şimdi AKP seçkinlerinin teror örgütü olarak aldıkları Gülen cemaatinin uzantılarının ve çeşitli faşist derin devlet artıklarının etkisiyle başlayan “son savaş” hamlesine PKK’nin silahlı kanadı HPG “halk savaşı” olarak adlandırdıkları bir yöntemle ve alan hakimiyeti kurmak üzere 2012 yazında kapsamlı saldırılarla karşılık verdi, bunu biliyoruz. Sonuçta kaç asker ve gerillanın öldüğünü saymak giderek zorlaştı, çünkü Oslo görüşmeleri bitmiş, Öcalan tecrit edilmiş olsa da bir yıl geçmeden 2013’te yeni görüşmeler filiz verdi (muhtemelen Suriye ve Ortadoğu’da ortak bir etki alanı hesabı, farklı bir şekilde altı doldurularak taraflar tarafından ismi konulmadan benimsendi) eski hesaplar geride bırakılmış görüntüsü hakim oldu. Öcalan’a ve PKK’ye göre ancak 2015’te  müzakere aşamasına gelinecek kıvama erişilen süreç başladı.

Bu özet şunun için: silahlı ve otoritesini kendinden menkul kılmaya çalışan bir örgütün bilgisine sahip olmadan ve T.C.’nin işleyişini ve tepesine çöreklenmiş zevatın hesaplarını ve yönelimini geçmişten bugüne almadan bugünü çözümlemek birileri savaş istiyordan öte söz söylemeye izin vermiyor. Kibarca ifade etmek gerekirse stratejik-derinlemesine çözümleme yapanlar işkembe-i kübradan atıyor. Bu tuzağa düşmemek için yine bir tekrar yapıp güçlü olasılıklardan bahsedeceğim:

(Şunları da göz önünde bulunduralım: Suruç bombacısının MİT tarafından kullanılan bir islami terorist olma ihtimali oldukça güçlü. Savaşmak için bu kadar istekli olan bir HPG hemen ardından Ceylanpınar'da iki polisin ölümünü önce üstlenip sonra reddetmezdi. Ne devlet ne de PKK yekpare yapılar, kendi içlerinde sürekli birbirleriyle mücadele veren kesimler barındırıyorlar.)

S.S. Önder’in açıklamasıyla öğrendiğimiz üzere İmralı’da gerçek anlamda kurulan masayı Erdoğan devirdi. Görüşme kanalları tıkanmış da olsa HDP yöneticileri kendi misyonlarının bir Türkiye partisi oluşturmak olduğu düşüncesiyle başarıya ulaşan bir seçim kampanyasıyla Erdoğan’ın başkan olmasını engelledi. Erdoğan tekrar seçim için bastırırken sokakta bugünlerde kurulan koalisyonun desteğiyle güçlü bir parlamento desteğini sağlamak üzere hareket etti ve ediyor.

Kısaca şunu söylemek istiyorum: Anlaşıldığı kadarıyla HPG 2012’deki savaşın bölgede kendisi için halihazırda varolan güçlü zemini berkittiği düşüncesi üzerinden rakip gördüğü dolayısıyla rekabete kalkıştığı T.C. devletine (Saray eşrafı, MİT ve Genelkurmay) karşı koyuyor ve saldırılar düzenliyor. Kapasitesi ve etki alanına zarar vermediğini düşündüğü müddetçe HPG’nin bu saldırılara devam edeceğini, büyük kentlerde kitleler nezdinde meşruiyetine darbe vurulmadığı müddetçe işgüder hükumetin başındakilerin ve saray eşrafının operasyon ve ölümler taraflısı olacağını söyleyebiliriz. Bu durum artık daha güvensiz olsa da gerçekleşme ihtimali oldukça artmış seçimler sonrasında da bir süre değişmeyecek görünüyor.

Sokaktaki linç kalabalığı Erdoğan’ın koltuğunu bir süreliğine kurtarmış olabilir, sokaklarda barış haykıracak milyonlarsa hem Erdoğan’ın sarayını yıkabilir, hem de şu an barikatlarla önü kapanmış görünen barış yolunu kısa sürede açabilir. Ne HPG’nin HDP’yi “harcama”ya kalktığı (şu an için) geçerli bir tespittir, ne de HDP’nin eli kolu bağlıdır. Ne kalem oynatanlar devlet aygıtını ve Kürt hareketinin yapısını bilmektedir, ne de kısa vadeli politik hesapların uzantısı şiddet eylemleriyle kazanılacak bir barış mevcuttur. Umudumuzu yitirmeyelim, mücadeleyi bırakmayalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma