Örneğin Olivier Roy Suriye cephesinde yeni bir şey yok diyor. Anlattığı neredeyse bir detente. Oysa yeni gelişmeler var, belki onlarca yıla yayıldığı için yeni sıfatı yakıştırılmıyor.
Devletler arası güç dengeleri ve işbirliklerine bakmak inanılması zor bir hataya sürüklüyor gözlemcileri. Bombaya, askere ve istilaya olduğu kadar, ideolojiye bakmalı. Roy'un deyimiyle marjinde örgütlenen Irak Şam İslam Devleti'nin, IŞİD terimleriyle kafirleri bir günde yok etme niyetinde olduğu mu zannediliyor? Böyle değil elbette ancak sembolik olarak seçtiğim isim Roy, IŞİD yayılması durduğuna göre sorun devletler arası dengelere karşın birlikte bu meseleyle mücadele etmektir noktasına varacak. Hayat bayram olsa... Yok olmuyor, o zaman IŞİD'in çökmesini bekleyelim, her an gerçekleşebilir nasıl olsa.

Bu çetenin birkaç yıl sonra paçavra gibi kenara atılabileceğini söylemek yine aynı güç dengelerine bakarak olası. Ama hilafete çağrı ve iktidarın kurucu ilkesinin bir İslam yorumu olması gerektiği düşüncesi baki kalacak.
Bu nokta önemli.
Hilafete çağrı, aşkın otoritenin tanınması çağrısıdır, El Maverdi'den beri. IŞİD'in stratejik sınırı bu otoriteyi tesis edecek kaynaklara erişmemiş olmasında yatsa da, stratejinin başarısından söz etmek mümkündür. Hem Avrupa'da hem Türkiye'deki Müslümanların bir kısmı nazarında hiçbir zaman cihadist-selefi akımların terörist olarak nitelenemeyecek olmasının ötesinde bir gelişme söz konusu.
Sorunun görünür olduğu yer basit gündelik yaşam sıkıntılarıdır: Bütün çocukların İslami kurallara göre yetiştirilmesini zorlayan, her alanda kadın-erkek eşitliğini engellemek derdinde olan, kamusal alanın ve onun gereği olarak özel alanın İslami kurallara göre tanzimi peşindekiler; kendilerini cihatçı değil Müslüman olarak tanımlasalar da, hoşgörüden laf açmayı sevseler de "aşkın otoriteyi kabul et" çağrısına kulak kabartmışlardır. Bu otoritenin kendisinde olduğunu iddia eden IŞİD benzeri yapılar sözlerini bütün ümmete dinletemiyorsa da iktidarın ilkesini kutsal olana dayandırarak formüle ettiklerinde, kutsallığa itirazı olmayanları kıskaca alabilirler. İslam'a uygun yaşamayanlar ve müminlerin uygun yaşamasını engelleyenler karşısında hilafet otoritesini tanıma çağrısı hitabet gücünü yüzyıllardır koruyor denilebilir ama bu kaos-kriz çağında söz konusu çağrı yüreklere daha derinden işliyor görünmektedir.
Türkiye'de IŞİD'çilerin Silvan ve Nusaybin'de doğrudan görev alması, ya da özel timcilerin kendilerini Suriye'deki savaşın bir parçası olarak görebilmesi öncesinde iktidar yapılanmasıyla IŞİD arasındaki muhabbet yazıldı-çizildi. Seymour Hersh'un iddiaları yeterli değilse bile sendika.org'daki Temmuz 2015 tarihli liste açıklayıcıdır. Sadece Nusra'ya denilen silahların bir kısmının IŞİD'e akmasından, IŞİD militanlarının Türkiye'de tedavi edilmesinden, serbestçe dolaşmasından ve yeni faşist devlet çekirdeği tarafından kullanılmasından anlaşılır değil, Türkiye'de iktidarın IŞİD severliği. İktidarın İslami ilkelere göre kurulması gerektiğine olan inancın yaygınlığıdır biraz da bu silah-personel kısaca kaynak aktarımının ve desteğin gerekçesi. Roy'un söyledikleri devletler arası güç dengesi üzerinden IŞİD'in yok edilemediğini ama örgütün artık ilerleyemeyeceğini iddia etmeye denk düşüyor. Ancak hilafetin tesisi silah zoruyla devletlerin yıkılmasını olduğu kadar otoritenin tanınmasını ve sadakat ilanını da içerir ve bu konuda hem Türkiye'de hem de Avrupa'da selefiler oldukça mesafe kat etmişlerdir. Son bir yıldır askeri olarak yerlerinde durduklarına bakmayın, son on beş yılda dev adımlar attılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder