Tekrar seçim kararı alınmadan önce seçim telaşı bitmediği ve kısa bir ara verildiği için kampanya döneminin yaklaşık yedi ay sürdüğünü belirtebiliriz. Kampanyalar ile doğrudan ilgisi olmasa da bu dönemde gerçekleşen 1 Mayıs eylemlerinde 452 kişi gözaltına alındı, 3 kişi tutuklandı. Kampanya sırasında Diyarbakır bombalamasında 4 kişi oldü, yaralı sayısı 400'ü buldu. 7 Haziran sonrasında Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından ikisi (sonuncusu en büyüğü) gerçekleşti. Suruç'ta 32 devrimci, Ankara'da ise 102 demokrat-sosyalist-devrimci öldürüldü. Katliamlar sonucunda travma geçiren onbinleri saymazsak dahi doğrudan katliamlar ve çatışmalarda yaralanan insan sayısı bin civarında.
Temmuz sonunda resmen başlayan savaşta güvenlik görevlisi ve gerilla ölümlerinin sayısının 700'ü aştığı tahmin ediliyor. Ediliyor diyorum çünkü ölü sayısının açıklanması konusunda herhangi bir otorite ya da silahlı yapıya güvenmek mümkün değil. Sivil ölümler için de bu geçerli. Türkiye'de daha önce olmayan bir şekilde basın açıklamaları, toplumsal eylemler ve mitingler içinde canlı bombalar patlatıldı ve devlet aygıtının kontrolünde bu saldırıların tekrarlanması olasılığı bulunuyor. Dağlıca sırasında ve sonrasında, şu an vekil sayısıyla üçüncü, oy sayısıyla dördüncü partinin 100'ü aşkın ofisi ve binası yağmalandı ve yakıldı. Temmuz ayından sonra ise bu partinin 2500 civarında sempatizan ve üyesi gözaltına alındı. Kürt hareketi ile bağlantılı olduğu iddia edilenler yanısıra devrimcileri de kapsayan operasyonlarda tutuklanan insan sayısı da 500'ü aştı.
Sayıları sonlandırırken bir ek yapmak gerekli: Türkiye'de daha önce aşina olduğumuz üzere süreçte öldürülenlerin ve XXsansürXX maruz kalanların binlerce kişi tarafından ıslıklandığına şahit olduk, ancak bunun siyasal bir hatibin o andaki yönlendirmesi olmadan bir stadyum dolusu insan tarafından tekrarlanabildiğini ilk defa gördük.
Bütün bunları niye tekrarlıyor, bu rakamları niye veriyorum? Otoriter bir rejimde olağanüstü koşullarda gidilen bir seçimin sonuçlarını bu süreci dikkate alarak incelemek gerekir, eyvallah. Ama fazlası var ve gerekçem basit: kişisel olarak başarılarına hayran kaldığım anket şirketlerinin ve temsilcilerinin seçimlere ve sonrasına ilişkin işlevlerini hatırlatmak. Anket şirketleri seçim sürecinin normal olağan işlediği düşüncesini yaymak dışında seçim sonuçlarının kendi çalışmalarından farklılığını Garfield sırıtışıyla açıklarken ahkam kesme konumlarından hiç uzaklaşmıyorlar.

Kendi yediği haltı kendisi açıklayabilecek bir teknik terminoloji: Biz de iyi diyoruz, demek telefonla konuşmuşlar, yüz yüze olsaymış daha az fark olurmuş, demek örneklem sorunu olabilirmiş, uzmanları inceliyormuş. O olmazsa toplumsal gerilim verelim, biraz da sağduyulu seçmen. O kadar ki hep bir mesaj verir, çok açık bir mesajdır o... Her seçimde sandık başında tek bir ağızdan şarkı söyleniyor sanki.
Seçim öncesi anketleri üzerinden toplumu çözümleyen, seçim sonrası başka rakamlar üzerinden yine analize devam edebilen bu zevatın ve şirketlerinin olağanüstü başarılarının boyutunu hatırlayalım. Aşağıda şirketlerin Ekim 2015'te son açıkladıkları anketlerle partilerin aldıkları oy arasındaki farklar yer alıyor. Eğer AKP örneğinde olduğu gibi partinin gerçek oy oranı düşük gösterildiyse eksi, aksi takdirde artı olarak işaretlenmiş farkları mutlak değer içinde toplayarak toplam farkı ekliyorum.
| Anket Şirketi | AKP fark | CHP fark | MHP fark | HDP fark | Toplam fark |
| Andy-Ar | -5,8 | 1,8 | 2,1 | 2,2 | 11,9 |
| Konda | -7,8 | 2,6 | 2,3 | 3 | 15,7 |
| A&G | -2,3 | 0 | 1,6 | 1,4 | 5,3 |
| Gezici | -6,5 | 0,8 | 3 | 1,4 | 11,7 |
| Metropoll | -6,2 | 0,6 | 2,9 | 2,6 | 12,3 |
| ORC | -6,2 | 2,1 | 2,1 | 1,4 | 11,8 |
| Konsensus | -6,5 | 3,3 | 1,2 | 1,1 | 12,1 |
| SONAR | -9 | 2 | 3,3 | 2,3 | 16,6 |
| SAMER | -8,1 | 1,6 | 3,5 | 3,1 | 16,3 |
Görünen köy kılavuz istemez. Genellikle not düşülen uyarılarda belirtilen % 2 hatta % 2,5 hata payı içinde dahi kalamadıklarını, mutlak farklar göz önüne alındığında her altı ya da yedi seçmenden birisinin tercihini (o da en iyi ihtimalle) yanlış tespit eden araştırmaların yapıldığını görüyoruz. Ancak bu farklar anket şirketlerinin açıkladığı hata paylarının aşıldığını söylemek yanında bir şey daha söylemeye bizi itiyor.
Anket şirketleri kendi çalışmalarıyla aslında tek bir kelamda dahi bulunacak ehliyete sahip değiller. Ancak yine de "kıymetlimiz" konumundalar. Anket şirketlerinin bir kısmı hata payında kalarak başarılı olsa dahi durum değişmez çünkü, seçim sistemi hata payını kaldırabilecek bir seçim sistemi olmadığı için milletvekili sayılarına çevrildiğinde bahsedilen şirketler aslında 2 partili bir meclis ve hatta tek başına anayasa yapabilecek bir parti iktidarı ile koalisyon ve hükümet kurulamaması seçeneklerinin hepsini birden aynı anda tahmin edebiliyorlar. Bu kadar geniş bir manevra alanı sunan hata payı terminolojisi istatistiki olarak korunmak zorunda. Ancak bunu politik terimlere döktüğünüzde hiçbir şey söylemeyip, görüştükleri 3000 kişinin cevapları üzerinden politik alan tarifi ve milli irade çözümlemesi yapmaya giriştiklerini görüyoruz (Bkz. Murat Gezici, Bekir Ağırdır, Özer Sencar vd.) Bu göz kamaştırıcı başarı - herhangi bir şey söyleyecek ehliyete sahip olmayıp her şeyi söyleyebilme başarısı - belki onlarca seçimdir değil ama yıllardır yaşanıyor.
Sorun 2014 yerel seçim tahminlerinde İzmir'in bazı ilçelerindeki tahminlerinde 27 puan civarında yanılan ORC'nin yaptığı sahtekarlıktan farklı bir içerik arz ediyor. Muteber anket şirketleri hakkında hiçbir işlem yapılmıyor, anket şirketleri denetimden kaçınıyor. Zaten denetim de ayrı bir başarı hikayesi: 1 Kasım sonrası inceleme başlatan Türkiye Kamuoyu Araştırmaları Derneği'nin daha önce denetime giren tek şirket olan KONDA'ya 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi tahmini sonrası olur verdiğini ve örneklem değişkenliği ile KONDA'yı mazur gördüğünü hatırlayalım.
Bu değerli kifayetsizlerin ellerindeki veriler üzerinden anlamaya itildiğimiz politik davranışların düzgün bir şekilde anlaşılmayacağı ortada, ancak daha önemlisi politika yapma ve tartışma eylemlerini biçimlendiren bu veriler olduğu oranda, yoklamalarda çıkış ve inişler üzerinden politik kampanya ve rekabetin belirlendiği ortamda kamusal tartışmanın daha da kısırlaşması. Bu anketler saygıdeğer şirketler tarafından siyasi partiler ve başka şirketler için düzenli olarak yapılıyor. Bahsettiğim aktörler veriler üzerinden siyasi ya da finansal yatırım kararları alıyorken, bizler veriler üzerinden siyasal konumların oya-desteğe-sempatiye tahvil edilip edilmediğini anlamaya itiliyoruz. Olağan ya da olağanüstü, otoriter ya da kısmi demokratik, faşizan ya da güvenlikçi olsun olmasın, rejimin niteliği tartışması geri plana itiliyor. Tartışma yapılacaksa da yine sınırlandırılarak kanaat teknisyenleri ve politik cambazlar tarafından yapılıyor. Kısacası bazı siyasi figürlerin bazı söylemlerinin etkili olup olmadığını yanlış bir yöntem üzerinden tartışıyoruz, üstelik yanlış yöntemin doğruluğuna olan inanç nedeniyle rejimi tartışmıyoruz. Tartışmaya kalktığımızda, proxy (vekil ve yer dolduran) konumu üstlenmiş ve yine o verilere göre konuşan bir zevat tarafından bizim adımıza tartışma yapılıyor.
Sonuç kamusal tartışmanın kısırlığı ve boğuculuğu olsa yine bize ne bundan diyebilirsiniz. Modern dönemde siyaset saygın değil, kamusal tartışma hakgetire ne de olsa. Ama bir de en üstte sıraladığım rakamlar var. İki gün konuşup kenara bıraktığımız, anket şirketlerinin yeni verilerini konuşmak için hem de hiç üstelemediğimiz rakamlar. Metroda yandakinin bombacı olup olmadığı konusunda bizi şüpheye iten yaşamı doğallaştırmakta en önemli yardımcılarımızdan anket şirketi temsilcilerini dinlerken unutuverdiğimiz rakamlar bunlar. Maskeli ve silahlı adamlar eşliğinde oy kullananların ya da hiç oy kullanamayanların ne düşündüğü konusunda bizi en derin tecrübeleriyle bilgilendirirken kendi rakamlarını tartışmak için kullandıkları tv zamanında anket şirketlerinin üzerine hiçbir kelam etmediği rakamlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder