21 Aralık 2015 Pazartesi

Bu bir Çıkar ve Mücadele Meselesi

Zamanı değil, ne çaresizlik iddiasına değinmenin, ne de bir değiniyi referanslara boğmanın. Ama savaş dezenformasyonu ve devletin yok edici aygıtı karşısında birilerini suçlama eğilimine karşı laf etmekten geri durmayasım var.  

Yaklaşık 15 yıl sonra yeniden E.M. Wood’un Sınıftan Kaçış kitabını okuyorum. Yordam’dan 2. baskısını. Önceki ay, yıllardır yarım kalmış Hegemonya ve Sosyalist Strateji’yi bitirmeyi becermiştim. Wood kalın fırça darbeleriyle çizdiği yeni hakiki sosyalizm (YHS) evreninde aydınların ve vicdanlıların ayrıcalıklı bir yere konumladırıldığından bahseder. Evrenselci, rasyonel ve vicdanlı insanlar YHS’nin seslendiği kitledir: “...işte bu insanlar sosyalist hareketin doğal tabanını oluştururlar (Bu önermede  bir yanda rasyonel, insancıl erekler ile öte yanda maddi çıkarlar arasında kurulan karşıtlığı, daha doğrusu antagonizmayı kaydetmek önemlidir)” (Wood, 2011: 20). Bu tek bir politik hatta ilişkin tespit olmanın ötesinde ahlak ve vicdan temelli bir siyasi faaliyetin içine girdiği döngüyü anlamak için önemli bir nokta. Devamında YHS’nin entelektüel kökleri ve işçi sınıfıyla siyaset ilişkisine dair ahkam kesmeye başlayacak Wood’u burada bırakıp Türkiye’de savaş karşısındaki çaresizliğimizi suçlamaların mezesi yapma trendine gelmek istiyorum. İster bu Ümit Kıvanç yazısında dile gelsin, ister sosyal medya iletilerinde; savaş karşısında sokağa çıkmayanı karaktersiz ilan etmeye gidecek bir tonu tutturmak mümkün görünüyor.

Siyaseti insanların vicdanlarına seslenerek yapmanın bizi getirdiği nokta kimsenin bizi anlamadığı ve bu toplumun ekseriyetinin vicdansız olduğu düşüncesidir. Çokça paylaşılan entelektüel ve kibar sövgülerde Türkiye’de bir toplumun olup olmadığını tartışma noktasına çağrılmamız mümkündür. Savaş görüntüsünü sosyal medyada paylaşanın, ileti altına yeterince öfke mesajı gelmediği için evinde hayal kırıklığına uğramasından daha iyi görünmektedir kamusal tartışma girişimleri ancak Türkiye’de uzunca bir süredir egemenliğini tesis etmiş bu siyaset tarzının menbaı belirli, yönelimi anlaşılırdır.

Siyasetin maddi çıkarlarla ilgisiz insanların vicdanlarına seslenen bir faaliyet olarak anlaşılması elbette bir tür siyasettir. Ama sadece bu tarzın siyaset olarak sunulması ve süregiden uğraşın bir tepkisizlik örtüsü altına bile isteye yerleştirilmesidir sorunlu olan. Sadece son bir hafta içinde savaşla doğrudan alakalı görünmeyen protesto eylemlerine bakın, sayısız söze, eyleme, etkinliğe sirayet etmiş olan bir değiştirme isteğine ve olanı kabul etmeme haline bakın. Ankara’dan 10 bin kişinin yürüyüşe geçmemesi günümüz savaş koşullarında bir sorundur, ama olağandır. Sendikalar öncülüğünde küçük bir ilde yapılan basın açıklamasına sadece 30 kişinin katılması bir sorundur, ama bu esasen duyarsızlıktan mı kaynaklanmaktadır? Aynı ilde kendi iş güvencelerine ilişkin eyleme katılan insan sayısı da, yoldaşlarımız bundan iki ay önce bombalarla öldürüldüğünde yürüyüş yapan insan sayısı da bu kadarsa – ki öyledir – Kürt coğrafyasına ilişkin belirgin bir duyarsızlık iddiası netamelidir.

Meselemiz içinden geçtiğimiz yıkım sürecinde bir arada durabilmeyi ve yok olmamayı becermektir. Faşizan bir rejim kendisine muhalif olanı öldürmekte ya da toplama kamplarına kapatmakta, süründürmektedir. En iyi fotoğrafçımız rejimin başındakileri kitap kurdu, tombik dedeler olarak fotoğraflayacak kadar haysiyetsizleşmiş olabilir. Sorunumuz birilerinin vicdanı, onuru değildir; zaten de olmamalıdır. Bu dönemde İnsanların vicdanına seslenip yanımızda göremeyince sinirlenmekten, kendi gülüşümüzden sakınmaktan, bir toparlayıcı gücün yokluğu ya da kapasitesizliği nedeniyle birleştirici bir politik hat ortaya koyulamadığı düşüncesinden vazgeçmekte fayda bulunmaktadır. Bugün devrimci sendikalara üyeliğini devam ettirenler, Cizre kapısına dayananlar kadar muteberdir. Gündelik karşılaşmalarda savaş dilini yerenler, faşiste meydan bırakmayanlar kitlesel politik partiden daha etkili bir siyasi faaliyet yürütmektedir. Savaş karşıtı ve kapsayıcı bir politik hattı örmek için uğraşmaya devam ederken, basit manşetlere, infial yaratacak şerefsizliklere, kısaca iktidar şebekesine ve uzantılarına fazlaca vakit harcıyoruz. Bunun üzerine bir ahlak standardı yerleştirip kerteriz noktası bellemeye başlıyoruz.

Hatadır, hatta tuzaktır. Sosyalist hareket – doğal ve taban kelimelerini bilinçli bir şekilde kullanmıyorum – vicdanlılara değil, maddi çıkarları peşinde koşanlara bel bağlamak durumundadır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma