Ankara’da girilen bir alışveriş merkezi ile modern hapishaneler arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Gelecekte hapishaneler, havaalanları, oteller ve avm’lerin birbirinden farksız mekanlar haline geleceğini savunan Paul Virilio’ya katılmasanız dahi bu karşılaştırmayı yapmak son derece meşru. Ankara’da CerModern’e gitmek yerine avm’lere giden vatandaşların bu tercihini anlayamadığını ifade eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay CerModern’i düşündükçe ağlamak istediğini söylemiş zamanında. Aynı coşkulu sevinci avm açılışlarında da yaşıyor aslında. Tam da bu yüzdendir ki kendi partisinin Ankara Büyükşehir Belediye başkanının uygulamalarını ya da AKP’nin modernleşmeden anladığı tüketim çılgınlığı üzerine bina edilmiş arzu siyasetini eleştirir görünüp sahipleniyor.
Konu eskilere dayanıyor ama CerModern’e gittikten ve Ankara avm’lerinde birkac haftasonu günü geçirdikten sonra bu yazı aklıma düştü. Son on beş yılda bir avm çöplüğüne dönen Ankara’nın hapishanelerden hapishane beğendiğimiz bir şehir haline gelmesi düşüncesi ne kadar rahatsız edici olsa da bu şehrin ne kadar yaşanmaz hale geldiğini vurgulaması açısından işe yarar. AVM’ler sadece aranılarak girilen ve sürekli izlenen mekanlar olmaları nedeniyle hapishanelere benzemiyor. Öncelikle gözetim ve denetimin tek bir merkezden yapıldığı klasik Panopticon modelinden farklılaşan bir tarzda mahkumların hücrelerde uyaransız ve insansız bırakılarak algılarının köreltildiği, becerilerinin yitirilmesinin sağlandığı bir modelin 20. yüzyılın ikinci yarısında hayata geçirilmiş olduğunu hatırlamak gerekli. İşkence ve manipülasyon tekniklerinin II. Dünya Savaşı sonrası daha da geliştirilmesinin hazırladığı zeminde Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu mensuplarına uygulananlara benzer düzenlemeler modern hapishanenin omurgasını oluşturuyor. Türkiye’de F tipi hücrelerdeki uygulamalarla bilinen bu sistematik değersizleştirme, kişiliksizleştirme ve insan hakkı olarak algınabilecek ne varsa askıya alınması durumu hücrelere kapatılanların uzun yıllar zarfında kendi hayatlarını idame ettiremeyecek kadar çöküntü yaşaması ile sonuçlanıyor. AVM’ler bireyin seçimlerini yücelten tüketim kültürü temelli örgütlenmenin en steril bir şekilde sunulduğu ve post-Panopticon gözetimin gerçekleştirildiği mabetler olarak bizleri metalar dünyasının sersemletici diline mahkum ediyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılamak için satın almak dışında bir beceri geliştiremeyen tüketici tek başına yolunu bulmaya çalışırken kafasını ne tarafa çevirirse çevirsin akışkan bir iktidarın tabiyetine giriyor. Uyaranlar reklam sloganları, kişiliğimiz hangi kampanyadan faydalandığımız olduğu müddetçe kendi hayatımızı biçimlendirme konusunda ne kadar söz sahibi olduğumuz iddia edilebilir ki? Açıktan bir baskının yokluğu, arzularımız ve isteklerimiz aracılığıyla disipline edildiğimiz gerçeğini saklayabilir mi?
Hapishane metaforunun elbette sınırları var ve bu benzetmenin tersten de geçerli olduğu iddia edilebilir. Bu bol ışıklı, yazın serin, kışın sıcak mekanların insan zihninin kuytu köşelerinde çürümeye bırakılması gereken “fırsatları kovalama” isteğini düşünme tarzımızın örgütleyici ilkesi haline getirmesi yaratılan içeridelik-dışarıdalık ikileminden de destek alıyor. Güvenli ve huzurlu olduğu iddia edilen toplumun kurallarına uygunsuz davrananların bir süreliğine ya da ilanihaye toplumun dışına atılmasına karşın toplumun içerisinde kalabilmenin verdiği hissiyat ile giderek güvensiz ve tekinsiz hale gelmekte olan kamusal mekanların dışında ve fakat bir AVM’nin içinde olmanın yarattığı duygunun oldukça benzer olduğu kanısındayım. Bir ayırıcı olarak AVM’nin sınırı bu bağlamda hapishanelerin gördüğü işleve tersten de olsa benziyor. Yarattığı alışveriş cemaati ile AVM’ye gidebiliyor olma toplumun sunduğu nimetlerden payına düşeni alma ile eşdeğer tutulabiliyor.
Ankara’da boş vakitte ne yapılır sorusuna gençliğinin bir döneminde Ankara’da yaşamış büyüklerimden hep olumlu cevaplar almışımdır: Sinema ve tiyatroya gitmek, meyhanelerde içmek, güzel sokaklarda yürüyüş ve daha nicesi. Şimdi verilecek cevap bir AVM’ye gitmek ve tüketmekse eğer gönüllü kapatıldığımız bu modern hapishanelerin sunduğu nimetlerden ziyade bu tercihin nedenlerini sorgulamak gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder