Köprüleri kaldırılan İstanbul’da karşılarında dev bir
duvarla karşılaşan eylemcilerin fotoğrafı ya da DİSK binasına sıkıştırılmış yoldaşların hali feci bir durumda olduğumuzu gösteriyor. Buradan çıkış zaman
alacak. O zaman zarfında koltuğundan edilmesi gerekenler var.
Egemenliğin istisnayı belirlemek anlamına geldiğini
hatırlatmaya lüzum olmasa da bu kadar kan ve biber gazı sonrasında başka türlü
söze başlamak zor. Uzlaşmaz çelişki olarak sermaye ilişkisinin tarafları kent mekanının kullanımı üzerinden mücadelelerini sürdüreceklerdir. 1 mayıs günü
Taksim Meydanı’nın işçiler, onların meslek örgütleri ve kendilerini onların
temsiliyetine ya da onların bizzat politik örgütü olmaya aday konumlandıran yapılanmalara
kapatan siyasal iktidar ve kolluk kuvvetleri her gün insanların elini kolunu
sallayarak girebildiği yerlere girilemeyeceğini, 1 Mayıs gününün istisna
olduğunu beyan ediverdi.
AKP iktidarının kokuşmuş destekçileri toplanma hakkının,
ifade özgürlüğünün çiğnenmesine çeşitli bahaneler uyduradursunlar, kamuoyunu
bilgilendirmek ve yönlendirmek üzere konuşma yapan bürokratlar ve AKP yetkilileri
tarihe geçecek açıklamalarda bulunuyor (bu açıklamalar ve toz duman için
5harfliler’e bir bakınız lütfen). Türkiye’de bir iktidarın nasıl devri sabık
için zemin yarattığına şahit oluyoruz. Ancak bu iktidarın çöküşünü
beklemeksizin bazılarını koltuğundan etmek için uğraşmak gerekli.
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu kafasına gaz bombası
isabet eden ve hayati tehlikeyi 2 Mayıs’ta atlatan Dilan Alp hakkında
açıklamada bulundu: “"Dilan 19 yaşında bir kızımız. Örgüt üyesi. Örgüt üyesi derken marjinal grup üyesidir. Kaydı vardır. Marjinal gruplarla bağlantısı vardır. Çatışma içerisindedir. Video kayıtlarında emniyet
mensuplarıyla çatışma görüntüsü vardır. Annesiyle beraber teyzesine giden bir
kız çocuğu değildir. Radikal örgüt mensubudur ve polisimize taş atan grupla
görüntüsü var. Başına böyle bir şey gelsin istemezdik."
Bu açıklamayı kim yaptı diye iki kez kontrol ettikten sonra
il özel kanununda bir valinin görevleri arasında ne var diye okuma ihtiyacı
hissettim: “İl halkının esenlik sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak” elbette es geçilmemiş. Bu açıklamayı takiben esenlik sağlamak için ne
yapacağını şaşırmış biçare Vali’nin başka şeyler yapması da beklenebilirdi, Dilan’ın
çatışma görüntüsünü barkovizyondan göstermesi mesela. Ya da polis bülteni NTV
ana haber’in yaptığı gibi polis kamerasından çekilmiş görüntülerin servisi. Açıklamasındaki son
cümleyi, Vali’nin açıklama boyunca sergilediği tavır, samimiyetsizce söylenmiş
bir cümle haline getiriyor. Öncekilerse içten, kızgınlıkla ve oldukça hisli.
Hal böyleyken kızgınlıktan ne yapacağını bilmeyen dostlarıma
ve kendime sesleneyim.Taş atan çocukların kolunun kırılması, emniyet mensubuna
eğer attıysa taş atan ya da karşı koyanın kafasına gaz bombası atılması ve
komaya sokulması, radikal örgüt mensubunun öldürülmesi ya da ölmekten beter
edilmesini savunanların görev başında kalmasını sindirmek mümkün değildir.
İstanbul Valisi’nin istifa etmesini sağlayamadıkça, emek örgütleri ya da 1 Mayıs
için Taksim alanını talep edenler hedeflerine ulaşmakta oldukça zorlanacaklardır.
Mutlu’nun o koltukta geçirdiği her gün, ilin idaresi ile sorumlu bu şahsiyetin
suratımıza tükürür gibi sizi yok edeceğim zihniyetiyle davrandığı her saat Taksim’de
öldürülenlerin anısına hakaret olduğu gibi 1 Mayıs için Taksim diyenlere de haramdır.
"İSTİFA" medeni ülkelerin siyasi literatüründe "ÖZÜR DİLEMEK"tir.
YanıtlaSilYapılan doğrular kadar yanlışa da sahip çıkan bir "yüce gönül" işidir.
(bizde zayıflık, acze düşmek anlamına gelir)
Özür dilemek bir meziyettir ve kibirden/gururdan arınmış bir ruh gerektirir!
Özür dilemekten daha büyük bir meziyet daha vardır ki o da:
"ÖZÜR DİLENECEK BİR HALT İŞLEMEMEKTİR"