13 Ağustos 2013 Salı

cemaat havaları ve asabi Bonaparte

Türkiye’de kendisini sivil toplum hareketi olarak tanıtmayı tercih eden dini bir hareket siyasal iktidara ayar verip demokrasi havarisi görünümü sergiliyor. Kendi iktidarlarının büyük oranda bu cemaatin hegemonik tutunum sağlama gücüne dayandığını düşünenler aynı zamanda bu cemaat olmaksızın nerede ne kadar yol alabileceklerini hesaplamaya kalkışıyorlar. Karından konuşmanın yaygın olduğu Türkiye siyaset sahnesinde son zamanlarda pek sık rastlanılmayan gelişmelerle açıktan adresler verilerek bir tartışma yapılıyor. Cemaat-AKP çekişmesi resmi muhalefetin güçsüzlüğü kadar Haziran isyanının ve sokağın yarattığı deprem nedeniyle yeniden hız kazanmışa benziyor.


Sıradan bir gündem takipçisinin bildiği meseleleri neden yazıyorum. Bazı terimleri ve gelişmeleri kendimce açığa kavuşturmak amacıyla. Birincisi, yapısı gereği otorite ve irfana önem atfeden dini bir yapılanma demokratikleşmenin destekçisi değildir. Sıradan ve klişe terimleri tekrar etme pahasına, dini, kamusal yaşamın göbeğine taşıma gayretindekilerin ifade özgürlüğü açısından oldukça gerici normlarla donatılmış bir burjuva demokrasisi tahayyülüne sahip olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Kemalist ya da aydınlanmacı bir çizgi ile yan yana düşmemek adına geri plana itilen bu vurgulara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Cemaatin burjuva demokrasisi tahayyülü otoriter bir tonlamaya cevaz vermektedir ve linç kültürüne açık kapı bırakmaktadır. Biraz da bilgi eksikliğinden ve demokratların bu kapalı yapılanmadan uzak durma isteği nedeniyle hakkında pek bir şey söylenmeyen cemaat örgütlenmesinin insan hak ve özgürlükleri ile yan yana anılması zuldür. Bunu Hizmet dedikleri o yapılanmanın organik aydınlarının bütün çabalarına karşı sürekli tekrar etmek zorundayız.

İkincisi cemaatin köşe yazarlarının savunmaya geçmesi ve cemaat vakfı olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla yapılan açıklama ciddi bir şekilde, AKP tarafının kendisine yönelik "komplo"ya cemaat uzantılarının karıştığı algısından emin olduğunu anlatmaktadır. Milletvekili listelerinde cemaat için kontenjan ayıran bir partinin içindeki tartışmaların cemaat liderlerine aktarıldığı, bunların da, kişileştirilmiş siyasal iktidar hevesi taşıyan başbakan ve hempalarının hizaya getirilmesi amacıyla sınırlı bir yıpratmaya giriştikleri açıktır. Bu yıpratma sınırlıdır, çünkü kısa bir süre içinde AKP’nin oy oranını aşağılara çekecek bir gücü bulunmayanlar ve AKP'ye alternatifi henüz yaratamamış olanlar yine de eleştiriden geri durmamaktadır.

Bu kadar açıktan görünen bu çekişme daha öncekilerden biraz farklı olarak resmi muhalefetin güçsüzlüğü kadar sokak isyanının kime ihale edileceğiyle de ilgilidir. Bu son nokta daha önce MiT müsteşarının sorguya çağrılmasından, siyasal iktidar için zamansız denilebilecek şekilde Genelkurmay Başkanı hakkında Şemdinli olayı sonrası dosya açılması gibi olaylara kadar örneklerini daha önce defalarca kez gördüğümüz çekişmeye yeni bir boyut eklendiğini gösteriyor. Gülen cemaatinin “onursal başkanı” ahlaklı kuşaklar yetiştirmek için kendini ilim ve irfan yolunda harcayan dinibütünlerin dikkate alınması gerektiğini Haziran ayında söyleyiverdiğinde aslında siyasal iktidarın yumuşak güç kullanarak kamusal yaşamı sünni İslamlaştırmasının mümkün olduğunu hatırlatıyordu. Ancak paranoya derecesinde iktidara yapışan zevat açısından bu iyi niyet çağrısı yeterli değil. AKP cemaatten elini kolunu AKP’nin ve daha ziyade Erdoğan’ın planlarına göre uzatmasını istiyor. Sokak karşısında bu desteği bekliyor. 

Nihayet, Erdoğan’ın başkanlık planlarının suya düştüğünü dillendiren cemaatçiler kadar farklı yelpazeden siyasetçilere de halihazırda ismi konmamış bir yarı-başkanlık rejiminde olduğumuzu ve Ağustos 2014’te adı cumhurbaşkanı olan ilk başkanın seçiminin yapılacağını hatırlatmak isterim. Erdoğan’ın başkanlık planı değil, genişletilmiş yetkilerle donatılan ve parlamentoyu daha rahat by-pass edecek tipte başkanlık arzusu sekteye uğradı. Ancak Louis Bonaparte’ın 19. yy Fransa’sında çelişkili görünen görevini (burjuvazinin farklı fraksiyonlarının desteğini almak, aynı zamanda kendini lümpenlerin ve köylülerin kurtarıcısı olarak takdim etmek) yerine getirirken kendini bütün toplumun temsilcisi gibi göstermesi ve bizzat kendini destekleyenleri ekarte etmesi örneğinin hatırlattığı üzere Erdoğan’ın cemaatin söz söyleme gücünü zayıflatması sonucu burjuva fraksiyonları, lümpenler ve Anadolu’nun geniş coğrafyasında olup biteni izlemek dışında vazifesi yokmuş gibi davranan geniş kitleler asabi ve anket bağımlısı bir Türk Bonaparte’ı etrafında kenetlenebilir. Erdoğan'ın Nisan 27'si başlıklı bir kitap yazasım var. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma