Seçim sistemini konuşmaya yıllardır devam ediyoruz. Ülke
barajlı d’Hondt sisteminde % 35 oy oranıyla iktidar olmak hatta 2002
seçimlerinde görüldüğü üzere sıra dışı sonuçların alınabildiği sandık
turlamalarında bu civarlarda bir oyla anayasa değişikliklerini referanduma
götürmek dahi mümkün oluyor. AKP’liler hariç seçim sistemini savunmaya yanaşan
kimseyi gördünüz mü son on yılda?
Bir süredir Kürt hareketinin silahsızlanması ve bazı yasal
düzenlemelerin yapılması süreciyle teyellenmiş bir şekilde gündemde olan sistem
tartışmasına son katkıyı AKP’nin içi boş demokrasi paketinin seçimlerle ilgili
olan “bir düşünüyoruz bakalım” kısmı yaptı. Şimdi sıfır barajlı daraltılmış
bölge sistemi, azaltılmış barajlı sistemler ve halihazırdaki sistem üzerine
herkes fikirlerini tekrar boca ediyor efkar-ı umumiyenin üzerine. Temsil demokrasisinin
prosedürel unsurlarla her zaman esastan daha fazla ilgilendiğini, temsil edilenin
söz söyleme ve etkide bulunmasının envai dolayımla içinin boşaltıldığı ve bu
anlamda da ortada isegoria (ifadede bulunma eşitliği ve söz kıymetinin bilinmesi) diye bir şeyden bahsedilemeyeceğini
bilmeyen kalmasın öncelikle. Eğer öyleyse bir sonraki adım karşı koyduğumuz
şeye bir alternatif önermek. Thrasymakhos haklı ama, ey Sokratesçiler Devlet’in
ikinci kitabına geçmemiz gerek.
Söyleyeceklerim sanki dar bölge sistemi olarak önerilen beş
ya da altı milletvekilinin seçileceği bölgelere bölünerek yeni bir seçim
çevresi tanziminin yapılmasının yanındaymışım gibi anlaşılmasın. Yok öyle bir
niyetim. Ama bir dar bölge öneriyorum (neyim eksik?). Önce sıkıntılı muhalif argümanları
yazayım.
1-Bu çifte baraj sistemidir > Hayır. AKP’nin niyeti bu olabilir, ama henüz yasal değişiklik bu şekilde kaleme
alınmadı. Dar bölgenin ülke barajsız da AKP’nin işine yarayacağı doğrudur.
Çifte baraj bir olasılıktır. Umarım yasalaşmasını engelleyeceğimiz bir zihin
egzersizi olarak kalır.
2-Anti-demokratik bir seçim reformu yapılacak > Şüpheniz mi vardı? Nalıncı
keseri gibi kendine yontma konusunda uzmanlaşmış bir amorf yapının (AKP diyorum
dostlar evet, stay with me) başka bir niyeti olabilir mi? Siz ne zaman tepeden
bir demokratikleşme hamlesinin esasa dair, toplumun büyük kesimlerinin daha
fazla söz söylemesine ilişkin ve yönetime katılmasına olanak sunan maddeler
içerdiğini gördünüz. Ak sakallı Harvey değil mi (ve ondan önce başka nur yüzlü
sosyalist amcalar teyzeler) kapitalist devletin temel özelliğini politika
alanlarını olabildiğince halkın erişimine kapatmak olarak tespit eden? Bana
inanmıyorsanız işte o nur yüzlülere bir geri dönün.
3-Beş ya da altı milletvekilinin seçildiği Dar Bölgede fiili
baraj muhaliflerin sesini kısacak >
Tabi. Ama iğneyi biraz da kendimize batıralım. Eğri oturup doğru konuşalım ya
da. İki buçuk partili ve BDP’li görünen parlamentomuz tam anlamıyla iki buçuğa ya
da bir artı iki yarıma evrilebilir. Dar bölge en fazla MHP’yi etkiler. BDP ise
Doğu Eroğlu’nun gösterdiği üzere (elbette şeytan ayrıntıda ve kanunun lafzında
gizli olacak) bir darbe almasına karşın yine de otuza yakın milletvekili
çıkarabilir. Sesi kısılacak olan sosyalist soldur. Cemaat entelektüelleri ve AKP
kadrolarının da sahiplendiği o bunaltıcı siyasi yelpaze tanımlarında marjinlere
düşenlere bir tekme daha geliyor. Ama beş yüz bin seçmenin bulunduğu (fiilen
dört yüz bin seçmenin oy kullandığı) bir bölgede yaklaşık seksen bin kişiyi
örgütleyemiyorsak zaten gücümüz nedir, sormak isterim.
Sırrı Süreyya Önder seçim çevresi üzerinden hesaplarsak % 5’le,
Ertuğrul Kürkçü % 9’la seçildi. Bunun iki katını çıkarsınlar mı diyorsun gibi
aklınıza sorular geliyorsa, ülke barajlı sistemde ve verili koşullar altındaki
oy dağılımını olduğu gibi alıp onun üzerinden düşünmeyin derim. Tam dar bölgeye
ne dersiniz? Yani seksen-doksan bin kişinin tek bir milletvekili seçtiği bir
düzenlemeye. Seçimlere katılım oranları nedeniyle bu, yirmi binden kırk bine
kadar değişen desteklerle milletvekili seçilebilmek anlamına gelir. Kabus değil
mi? Britanya kopyası gibi duruyor. 400 milletvekilli AKP ve birkaç cılız muhalefet
partisi geliyor akla. Ama iki koşul daha ekleyelim. Seçim çevresindeki seçmenlerin
salt çoğunluğunun imzasıyla her an geri çağrılabilecek milletvekilleri. Bir de
asgari ücretten daha fazlasını almayacaklar maaş olarak.
Dahası? Seçim kampanyasında harcayabilecekleri para
sınırlandırılacak, hesapları kontrol edilecek. Her yıl seçmenlerine mal beyanı
bildiriminde bulunacaklar. Siyasal partilerle ilgili düzenlemeler de eklesek.
Bu böyle gider. Sanki pek çıkış yok gibi görünüyor ama ben
geri çağırma ve asgari ücret meselesinde ciddiyim. Reform dediğinde benim
aklımda bu var. Yeter ki temsiliyet dediğimizde adaletsizliğin hemen devreye
girdiğini, hiçbir temsili sistemin ( o da ne demekse) “tam demokratik”
olamayacağını bilelim. Temel hak ve özgürlüklerin paketlenip sunulan
düzenlemelerle iyileşmeyeceğini unutmuş gibi davranmayalım. Bir de şu geri çağırma
işini dillendirelim. Çok eğlenebiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder