1 Ekim 2013 Salı

Reform dediğin kaç paket?

Seçim sistemini konuşmaya yıllardır devam ediyoruz. Ülke barajlı d’Hondt sisteminde % 35 oy oranıyla iktidar olmak hatta 2002 seçimlerinde görüldüğü üzere sıra dışı sonuçların alınabildiği sandık turlamalarında bu civarlarda bir oyla anayasa değişikliklerini referanduma götürmek dahi mümkün oluyor. AKP’liler hariç seçim sistemini savunmaya yanaşan kimseyi gördünüz mü son on yılda?


Bir süredir Kürt hareketinin silahsızlanması ve bazı yasal düzenlemelerin yapılması süreciyle teyellenmiş bir şekilde gündemde olan sistem tartışmasına son katkıyı AKP’nin içi boş demokrasi paketinin seçimlerle ilgili olan “bir düşünüyoruz bakalım” kısmı yaptı. Şimdi sıfır barajlı daraltılmış bölge sistemi, azaltılmış barajlı sistemler ve halihazırdaki sistem üzerine herkes fikirlerini tekrar boca ediyor efkar-ı umumiyenin üzerine. Temsil demokrasisinin prosedürel unsurlarla her zaman esastan daha fazla ilgilendiğini, temsil edilenin söz söyleme ve etkide bulunmasının envai dolayımla içinin boşaltıldığı ve bu anlamda da ortada isegoria (ifadede bulunma eşitliği ve söz kıymetinin bilinmesi) diye bir şeyden bahsedilemeyeceğini bilmeyen kalmasın öncelikle. Eğer öyleyse bir sonraki adım karşı koyduğumuz şeye bir alternatif önermek. Thrasymakhos haklı ama, ey Sokratesçiler Devlet’in ikinci kitabına geçmemiz gerek.

Söyleyeceklerim sanki dar bölge sistemi olarak önerilen beş ya da altı milletvekilinin seçileceği bölgelere bölünerek yeni bir seçim çevresi tanziminin yapılmasının yanındaymışım gibi anlaşılmasın. Yok öyle bir niyetim. Ama bir dar bölge öneriyorum (neyim eksik?). Önce sıkıntılı muhalif argümanları yazayım.

1-Bu çifte baraj sistemidir > Hayır. AKP’nin niyeti bu olabilir, ama henüz yasal değişiklik bu şekilde kaleme alınmadı. Dar bölgenin ülke barajsız da AKP’nin işine yarayacağı doğrudur. Çifte baraj bir olasılıktır. Umarım yasalaşmasını engelleyeceğimiz bir zihin egzersizi olarak kalır.

2-Anti-demokratik bir seçim reformu yapılacak > Şüpheniz mi vardı? Nalıncı keseri gibi kendine yontma konusunda uzmanlaşmış bir amorf yapının (AKP diyorum dostlar evet, stay with me) başka bir niyeti olabilir mi? Siz ne zaman tepeden bir demokratikleşme hamlesinin esasa dair, toplumun büyük kesimlerinin daha fazla söz söylemesine ilişkin ve yönetime katılmasına olanak sunan maddeler içerdiğini gördünüz. Ak sakallı Harvey değil mi (ve ondan önce başka nur yüzlü sosyalist amcalar teyzeler) kapitalist devletin temel özelliğini politika alanlarını olabildiğince halkın erişimine kapatmak olarak tespit eden? Bana inanmıyorsanız işte o nur yüzlülere bir geri dönün.

3-Beş ya da altı milletvekilinin seçildiği Dar Bölgede fiili baraj muhaliflerin sesini kısacak > Tabi. Ama iğneyi biraz da kendimize batıralım. Eğri oturup doğru konuşalım ya da. İki buçuk partili ve BDP’li görünen parlamentomuz tam anlamıyla iki buçuğa ya da bir artı iki yarıma evrilebilir. Dar bölge en fazla MHP’yi etkiler. BDP ise Doğu Eroğlu’nun gösterdiği üzere (elbette şeytan ayrıntıda ve kanunun lafzında gizli olacak) bir darbe almasına karşın yine de otuza yakın milletvekili çıkarabilir. Sesi kısılacak olan sosyalist soldur. Cemaat entelektüelleri ve AKP kadrolarının da sahiplendiği o bunaltıcı siyasi yelpaze tanımlarında marjinlere düşenlere bir tekme daha geliyor. Ama beş yüz bin seçmenin bulunduğu (fiilen dört yüz bin seçmenin oy kullandığı) bir bölgede yaklaşık seksen bin kişiyi örgütleyemiyorsak zaten gücümüz nedir, sormak isterim.

Sırrı Süreyya Önder seçim çevresi üzerinden hesaplarsak % 5’le, Ertuğrul Kürkçü % 9’la seçildi. Bunun iki katını çıkarsınlar mı diyorsun gibi aklınıza sorular geliyorsa, ülke barajlı sistemde ve verili koşullar altındaki oy dağılımını olduğu gibi alıp onun üzerinden düşünmeyin derim. Tam dar bölgeye ne dersiniz? Yani seksen-doksan bin kişinin tek bir milletvekili seçtiği bir düzenlemeye. Seçimlere katılım oranları nedeniyle bu, yirmi binden kırk bine kadar değişen desteklerle milletvekili seçilebilmek anlamına gelir. Kabus değil mi? Britanya kopyası gibi duruyor. 400 milletvekilli AKP ve birkaç cılız muhalefet partisi geliyor akla. Ama iki koşul daha ekleyelim. Seçim çevresindeki seçmenlerin salt çoğunluğunun imzasıyla her an geri çağrılabilecek milletvekilleri. Bir de asgari ücretten daha fazlasını almayacaklar maaş olarak.

Dahası? Seçim kampanyasında harcayabilecekleri para sınırlandırılacak, hesapları kontrol edilecek. Her yıl seçmenlerine mal beyanı bildiriminde bulunacaklar. Siyasal partilerle ilgili düzenlemeler de eklesek.

Bu böyle gider. Sanki pek çıkış yok gibi görünüyor ama ben geri çağırma ve asgari ücret meselesinde ciddiyim. Reform dediğinde benim aklımda bu var. Yeter ki temsiliyet dediğimizde adaletsizliğin hemen devreye girdiğini, hiçbir temsili sistemin ( o da ne demekse) “tam demokratik” olamayacağını bilelim. Temel hak ve özgürlüklerin paketlenip sunulan düzenlemelerle iyileşmeyeceğini unutmuş gibi davranmayalım. Bir de şu geri çağırma işini dillendirelim. Çok eğlenebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma