9 Aralık 2013 Pazartesi

Yanlıştan doğru çıkartmak

Gewer’de PKK gerillalarının mezarları tahrip edildiği için yapılan protesto gösterisinde iki kişi hayatını kaybetti. Haberleri TGRT denen kanal-izasyondan geçen akşam öğrendim. Aynı saatlerde sanal alemde akan haberleri aktarıyordu sevdiceğim, neredeyse altı ay önce Dikmen’de olan bitenlere dair ne yapacağımızı bilememe durumunun verdiği sıkıntının aynısı bir ses tonuyla. O gece evden çıkmanın pek akıllıca olmadığını söylüyordum, ustream’den birkaç yüz metre ötemizdeki evlerin balkonlarını ve insanların böğürlerini hedef alarak gaz bombası atan polisleri izlerken.

Dikmen’deki yoldaşlar Gezi’den ayrı olduğumu düşündüler mi bilmiyorum, ama Gewer’dekiler kendi acılarını paylaşmadığımı hissediyor olabilirler. Haklılar, ancak durum bu değil. Haziran İsyanı sönümleneli üç ay oldu ve büyük kent sokaklarında eylem için bir araya gelme sonra polis müdahalesine maruz kalıp dağılma ritüeline dönmüş sayılırız.  En son Leyla Alp’in yazısını görünce, ve 13. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nde İrfan Aktan’ın sunumunu dinleyince bu notu yazmaya karar verdim.

Leyla Alp Gezi Ruhu denen kanımca yanlış adlandırmanın Kürt İsyanı’na ve Gewer’de olup bitenlere bakakaldığını, bu sessizliğin hayra alamet olmadığını anlatmış. İyi etmiş ama öznede siz ve biz ayırımını tekrarlayınca bir acıyı aktarmakla suçlama arasında salınan bir yazı ortaya koymuş:


İrfan Aktan Kongre kapanış oturumunda kendisini Haziran İsyanı’nın bir parçası olarak gördüğünü ama Ankara’ya geldiğinde, Haziran ortasında artık onuncu yıl marşı ve milliyetçi sloganlar yüzünden evinden dışarı pek çıkamadığını söylemişti. Vurgu benzerdi, haklıydı ama oldukça duygusal bir yerden yapılıyordu.

Acıyı dillendirmekte herhangi bir yanlış olduğunu söylemiyorum. Yanlış anlaşılmak istemem. Türkiye Solu’nun Kürt isyanının seyrine ve bu süreçte yaşanan acılara seyirci kaldığı tespitine katılmamak mümkün değil. Ancak ses çıkarmıyorsunuz, neredesiniz derken kime seslendiğimizin ayırdında olmamız gerekli.

Bundan üç ay önce Ankara’da bulunduğum bir zamanda, protesto gösterisi için ODTÜ-100. Yıl’a gitmiştim. ODTÜ’nün kampus alanından geçecek yol için gözümüzün önünde bir ağacı katlettiklerinde ve hemen akşamında sırıtkan Gökçek “ODTÜ’ye dayandık” açıklaması yaptığında hafif bir şaşkınlık yaşamıştım. Ertesi günlerdeki eylemlerin bir türlü yaygınlık kazanamaması ve çeşitli illerdeki desteklere rağmen yine de ODTÜ direnişinin son derece yerel kalması geriye bakarak düşündüğümde şunu gösteriyor: demokratik ve katılımcı bir örgütlülükte kendi akacak mecrasını yaratan ancak tartışma forumları ve platformları üzerinden bir ağ şeklinde varlığını devam ettirmenin de ötesine henüz geçemeyen İsyan giderek sönümleniyor. En azından bir süreliğine her şeyin eskisi gibi olduğu ve bir türlü kazanımlar elde edemediğimiz hissini yaşayacağız. Bulunduğumuz konumdan biraz daha öteye şimdilik geçemez durumdayız.

Leyla Alp acıyı ulusuna göre şekillendiren akıllara lanet okurken, önce “biz” karşı koyamadık diyor, sonra ise “siz”e geçerek devam ediyor. İrfan Aktan kırgınlığını aktarırken, birçok eylemde milliyetçi hezeyanlara karşı bir refleksin de varolduğunu ve aynı oturumda Taksim Dayanışması’nda Cem Tüzün’ün “en güçlü dillendirdiğimiz ve Gezi’de birlik sağlayan slogan ‘Yaşasın Halkların Kardeşliği!’ oldu” tespitini kenara koyuyor.

Bu memleketin daha yaşanılır bir yer haline gelmesi için mücadele edenlerin sürekli olarak samimiyetlerini birbirlerine kanıtlaması gibi bir zorunluluk koyup devam etmek pek akıllıca değil. Ben adaşım Ali, hemşerim Abdullah ve yoldaşım Ethem öldürüldüğünde hissettiğim acıyı Uğur Kaymaz’a kurşun yağdıranlara öfke kusarken de hissediyorum. Bunu somut bir eylemliliğe hangi kanallarla, hangi ortamlarda dökebileceğim konusu ise benim hislerim ve düşüncemin ötesinde bazı toplumsal hareketlerin eylem dalgasına, siyasal örgütlerin kararlarına, bireylerin oluşturduğu platformların yönelimlerine bağlı olarak değişiyor. Devletin zor aygıtlarının kullanımı da etkili.  

Acı ve öfkenin, kırgınlık ve kırılganlıkların dillendirilmesinde herhangi bir yanlış yok elbette. Bunu toplumsal hareketliliğin iniş çıkışları olabileceğini düşünmeden yapmamız birbirimizi sürekli samimiyet testine sokmamıza yol veriyor. İrfan Aktan’ın konuşmasında işaret ettiği anlama çabasının sürekliliği bizi daha ferahfeza bir yere götürecektir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma