Bayram ziyaretlerinde şahane bir dil sürçmesine tanık oldum.
Hükumetin Suriye politikasını beğenmeyen, yüz binlerce Suriyelinin Türkiye’ye
gelmesini de pek olumlu bulmayan bir büyüğümüz, devletin yetersizliği ve
hükumetin beceriksizliğinden bahsederken, “bu nasıl belediye?” deyiverdi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Büyükşehir Belediyesi gibi
yönetilmesi uzunca bir süredir devam ediyor. Hiçbir belediye başkanı ya da
çalışanını küçümsemeden bir algı ve yönetim stratejisinden ve aktarımlardan söz
ediyorum bunu söylerken. Hiç hayırlı sonuçlar üretmeyen bir geçişkenlikten. Türkiye’de
birçok belediye faaliyet gösterdikleri yerel politika düzlemi nedeniyle iktidarın
sırtını güçlüye dayamaktan geçtiğini düşünen başkanlarla yönetiliyor. Eskiler
eşraf derlerdi. Şimdinin yeniyetme zenginleri diyelim. Bunların sırtı
kaşınırsa, imar planları isteklerine göre değiştirilirse, belediye hizmetinin
temini bunların yerel düzlemde daha rahat at koşturmasını sağlayacak şekilde
tanzim edilirse, seçim zamanı geldiğinde arkada güçlü bir maddi destek ve yaygın
bir propaganda ağının varlığı garanti altına alınmış olacak. Kanuna uygun
olarak Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı’nın denetlediği bir belediyeden çok yerel
iktidar odaklarına hesap verme telaşındaki bir yapıyı düşünelim.
Bu ne zaman bu hale geldi, ayrı bir girdi konusu. Ancak bir
kez iktidar yumağı bu şekilde sarıldı mı, sonrasındaki icraat düzlemi eski
tabirle han hamam dikmekten bir milim öteye gidemiyor. Ulusal politika
düzleminde Türkiye sağının kalkınmacı ve her dem mazlumu oynayan söylemi arka
planında bunun beraberinde getirdiği ise beraber yürüdük biz bu yollarda
sulugözlüğü ile birlikte çılgın projelere, en uzun, en sakil, en şatafatlı
gereksizliklere dönüşüyor (Gökçek style). Han hamamcılık oynama ulusal politika
malzemesi üretme bağlamında da verimli (130 gırgır motoru, 70 tenezzüh motoru
ya da duble yolla övünenler Yozgat’ta dikilen iş merkezini, Konya’daki AVM’yi
atlamazlar).
Hatırlatmada bulunmak gerekirse yerel politika düzleminden
ulusal politika düzlemine geçiş sadece sağ partilerle sınırlı değil. Bütün
siyasi kariyeri Batıkent projesi ve Ankara metrosundan ibaret kalan Karayalçın
akla gelen ilk isim. Bir de tersi hicret
var. AKP’nin üç dönem sınırlaması ile çok gündeme gelen ama bir deneyelim mi
tarzıyla sıkça başvurulabilen ulusal politika düzleminden yerele geçiş. 2014
yerel seçimlerinde parlamentonun yüzde 10’unun bir yerlerden aday olması
ihtimali bulunuyor bu ülkede örneğin.
Lafı fazla dolandırdım. Diyeceğim bu geçişkenliğin Türkiye’de
hayra alamet olmadığı, iyi sonuçlar ürettiğinin görülmediği. Elbette
yanlışlanmaya razıyım, ama yerel politikanın yerel iktidar odaklarından icazet
almaya yatkınlığı kent mekanının metalaştırılmasında gördüğümüz çirkinlikleri
el çabukluğu marifet misali ortaya koymaya meylediyor. Bu yönetim pratiği
ulusal düzleme olduğu gibi taşınıyor. Orada katmerlenip geri aktarılıyor.
Aktarma kayışları durmadan çalışıyor (Avrupa Birliği Bakanı İstanbul’a aday
olur mu, Ankara’da 2009’da kaybeden birisi MHP genel Başkanlığı’na mı oynuyor
gibi soruları daha da uzatabilirsiniz). Yerelde avamın, umumun fikri
önemsizleşiyor. Bu kısır döngü ise nadiren kırılabiliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder