18 Şubat 2014 Salı

Haklılık ve pozitif siyaset üzerine “gerçekçi” olmayan bir değini

Son iki haftada bir siyasal toplantıya bir de akademik konferansın kapanış oturumuna katıldım. Biri önemli siyasetçi, biri saygı duyulan akademisyen olmak üzere iki figürün söylediklerine değinmek istiyorum. Memleketin harala gürelesi ve rejimin niteliği üzerine yazılacaklar var. Onlar başka girdilere kaldı. Bulanık suda balık avlanmayacağından ertelemeye devam…


Halkların Demokratik Partisi’nin Yeni Siyaset Arayışları toplantısı akabinde soldan HDP’ye yönelik eleştiriler ve HDP’den savunma hamlelerinde bir yoğunlaşma yaşandı. Toplantı sonrasında dediysem bunun nedeninin HDP’nin bir atılımı ya da solda yeni bir hamle olduğunu düşünmeyelim. Seçim sath-ı mailinde HDP’nin “arayış” vurgusuna eleştirilerin artması beklenebilir. Solun çeşitli kesimlerinden insanlar da bunu yapıyor zaten. Haklılık payları var. Bu tartışmaya da girmiyorum, kıyısından dokunacağım. 

1 Şubat’ta Sebahat Tuncel hem kendi konuşmasında hem de kapanış için tekrar kürsüye geldiğinde siyaseten boşluk doldurmak istediklerini, çevre ülkelerdeki deneyimlerden öğrenmek istediklerini, basit bir seçim aritmetiği hesabında olmadıklarını (Ertuğrul Kürkçü’nün yüzde 8 beklentisini yerinde bir şekilde eleştirerek) vurguladı. Hazırlıksız ancak akıcı konuşmalarında olumlu olan husus “biz yapabiliriz” vurgusuydu. Bu ülkede “demokratik modernite” anlayışı çerçevesinde nasıl bir dönüşüm gerçekleştirilebileceği muamma. Tuncel’in radikal demokrasi ve eşitlik vurgusunun Marksizmle olan gerilimlerini isteyen tartışmaya devam etsin (bu tür yazılara kısa bir internet aramasıyla ulaşabilinir). Önemli olan nokta Tuncel’in, başka Kürt hareketi kökenli siyasal figürler gibi Türkiye siyasetinde tabana mesajın kürsüden verilmeyeceğinin farkında olması. HDP’nin vurgularına ve taktiklerine katılmasam da bu vurguyu bir kenara not edelim.

15 Şubat’ta Balkan Konferansı’nda Huricihan İslamoğlu’nu dinleme şansını yakaladım. İki ay önce Türk Sosyal Bilimler Derneği Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi açılış konuşmasından daha kötü biçimlendirilmiş ve dağınık konuşmasında yaptığı bir ayırıma takıldım. “Direniş siyaseti” ve “reform siyaseti” arasında bir çizgi çekerek solun reddiye ile bu kadar çok uğraşmasının ortaya negatif bir siyaset tarzı çıkardığını, solun temel vurgusu olan değiştirmenin yerinde yeller estiğini anlattı. Önerisi, konuşmanın sadece ufak bir kısmıyla ilgili gibi görünse de basitti: İnsanların kendi yaşamlarında aktif birer özne olarak konumlanması, öz saygı kazanımına ve ihmal edilen alanlardaki siyaset imkanlarının değerlendirilmesine bağlıdır. Alternatifleri ancak bu sayede uygulama noktasına gelebiliriz.

Soyut bir düzlemde bu vurgulara itiraz pek kolay değil. Pozitif bir siyaset anlayışının gerekli olduğunu kim inkar edebilir? Ya da hayatların daha iyileştirilmesi için yapılabilecek bazı reformların imkanını tartışmaktan kaçınmak sol siyasete bugüne kadar ne fayda sağladı ki? Memlekette bir boşluk, bir devlet krizi, demokrasinin ilgası durumu yok mu? Burada siyasal bir odak olarak ön plana çıkmak için pozitif siyaset önerilemez mi?

Çok ayrıntılandırmayacağım itirazlarım var. Eski tartışmalara girmeden belirtmek istediğim nokta şu: Siyasal özgürleşme (demokratik bir cumhuriyet, eşit vatandaşlık) doğrultusunda kampanyaların-girişimlerin aşamacılığı pozitif siyaset ufkunun bahsettiğim örneklerde çeşitli savunucular tarafından sınırlandığının göstergesi haline dönüşüyor. Ezilenlerin seslerinin daha iyi duyulması, temsiliyetleri önündeki engellerin kaldırılması ve siyasal eşitliğin sağlanması konusunda mücadele sonucu Türkiye’de yeni bir anayasa yapılsa, demokratik bir devlet biçimi ortaya çıksa bu kötü olmaz ama pozitif siyasetin ufku, “bundan daha iyisi, daha ferahını sağlayalım sonrasına bakarız”, “zaten bunları yapmak için yeterli güce sahip olduğumuzda (öz saygı ve potansiyel güç biriktirdiğimizde) daha sonrakilere el atabiliriz” düşüncesi ile sınırlanmış demektir. Değindiğim kişiler de, eğer bu bahsettiğim figürlerin ağzına kelimeleri yerleştirmek değilse (ki ben öyle olmadığı inancındayım) o zaman yapabiliriz dediğimiz şeyi bir noktaya kadar yapabiliriz, daha ötesini daha sonra yaparız demiş oluyorlar.

Başka eleştiriler getirilebilir. Sadece şunu söylemek istiyorum. Bu ülkedeki milyonlarca insanın yaralarına merhem olmak istemek iyi bir şey. Ama pozitif siyasetin gerekliliği konusunda haklı olan bu figürler, çok farklı yerlerde de dursalar siyasetin imkanları konusunda baştan kendilerini sınırlamış durumdalar. Mikro değişiklikler ve siyasal özgürleşmenin makro ölçekli dönüşümlerle bağlantısını, Türkiye bağlamında yersiz kaçabilecek bir özgüven aşılaması isteği nedeniyle ya da gündelik yaşamın dönüşümüne dair solda görülen dilsizliğe vurgu yapacağım diye atlama eğilimindeler. Benim bildiğim, iradenin iyimserliği bu değil. Haklı olmanız pozitif siyaset yapma isteğiniz, bizzat kalkıştığınız pozitif siyaseti sınırlamadığınız anlamına gelmiyor. Reformun bütün kanalları tıkanmışsa, mücadele insanlarının bildiği üzere en ufak bir taviz koparmak için sistemin sarsılması gerekiyorsa, bir yayalaştırma projesinin iptali için bu ülkede ancak 2,5 milyon insan sokağa döküldükten ve hükümetin istifasını istedikten sonra adım atılabiliyorsa dönüşüm konusunda ürkek davranmanın bir faydası olacağını sanmıyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma