Bugün Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun iç işleyişi ve
karar mekanizmalarını da düzenleyen yasal değişiklikle ilgili olarak ana
muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Olağanüstü zamanlardan
geçtiğimizin bir nişanesi daha karşımızda duruyor, çünkü bu bir iptal başvurusu
değil. Söz konusu olan bir yok hükmünde sayılarak iptal başvurusu. Ortada yasama organı
tarafından kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı’na onay için gönderilmiş ancak henüz
onaylanmadığı için Resmi Gazete’de yayımlanmamış ve bu nedenle yürürlüğe girmemiş
bir kanun duruyor.
Basın açıklamasında yok hükmü başvurusunun gerekçesi Mersin
milletvekili Ali Rıza Öztürk tarafından geri dönülemeyecek sonuçlar ortaya
çıkmasını engellemek olarak açıklandı. Yolsuzluk operasyonu ile ilgili olan ya
da hükumetin tercihlerine uygun kararlar almayan savcıların görev yerlerinin
iki aydır değiştirildiğini biliyoruz. Buna ek olarak HSYK’nın yapısının
değiştirilmesi ve Anayasa Mahkemesi iptal kararı alsa da bunun geriye dönük
işlememesi nedeniyle deyim yerindeyse iş işten geçmiş olacak.
Anayasa Mahkemesi’nin görevlerine ilişkin 146-153. maddelerde
yazanlar ve Mahkeme’nin aldığı kararlar hukuken çeşitli garabetler doğuruyor. Örneğin
yasama organının yetkilerinin kısmen rafa kaldırıldığı bir kanun hükmünde
kararname çıkarma sürecinde çıkan KHK, Mahkeme kararıyla anayasaya aykırılık
gerekçesiyle iptal edilmiş olsun. 1990’larda çokça görülen bu durumda iptal
kararı alınana kadar kanuni değişiklik uyarınca yapılan işlemler geriye
yürümüyor. Buna bir de yine 1990’larda çokça görüldüğü üzere Mahkeme’nin yeni
düzenleme için belirli bir süre tanıması durumunu ekleyelim. İptal edilmiş KHK
ya da kanunun doğurduğu boşluğa ek olarak esasen anayasaya aykırılığı tespit
edilmiş olan bir düzenlemenin bir süre daha yürürlükte kalması sonucu doğmuş olabilir.
Bu hukuki tartışma gerektiren ayrıntılar yanısıra iptal kararının sakat idari
işlemlerin ortadan kalkmasını gerektirip gerektirmediği de bir tartışma konusu.
1982 Anayasasına göre iptal kararı geriye yürümese de doktrinde örneğin Danıştay’ın
1982 Anayasası öncesindeki 1961 Anayasına ilişkin olarak iptal kararı geriye
yürümez ibaresinin sakat idari işlemler için söz konusu edilemeyeceğine dair
kararı mevcut.
Buna karşın 1982 Anayasasında yok hükmü diye bir şey yok. Anayasa Mahkemesi'nin anayasanın temel ilkelerine aykırı düzenlemeleri yok hükmünde sayabileceği yönünde cümleler gerekçeli kararlar didik didik taranarak bulunabilir. Yine de yok hükmünün yakın dönemde gündeme geldiği üç olayı hatırlarsak
meselenin teknik ve hukuki prosedür değil siyasi kullanım ve söylemler açısından malzeme olmaya devam
ettiğini anlayabiliriz. Birincisi 2007’de referanduma sunulan anayasa
değişikliğinde geçici maddelerin metinden çıkarılması üzerine muhalefet
partilerinin yaptığı başvuru. Bu başvuru 2008 başında reddedilmişti. İkincisi yükseköğretimde türban serbestliği
getiren 2008 anayasa değişikliğine ilişkin CHP’nin başvurusu ki anayasa
değişikliğinin esasına ilişkin inceleme talebiyle zaten kendisi 1982 Anayasası
tarihinin en ilginç başvurularındandı. İlginç olan Mahkeme’nin iptal kararına
da AKP sıralarından "yok hükmündedir" itirazları gelmesiydi. Bu çizgiyi devam
ettirenler çıktı elbette sonraki yıllarda. Üçüncü örnek buna ilişkin. Eski Mahkeme
raportörü, eski Demokrat Yargı eşbaşkanlarından ve şimdinin AKP MYK üyesi Osman
Can’ın 2010’daki anayasa değişikliği referanduma gitmeden önceki süreçte
Anayasa Mahkemesi paket aleyhinde bir karar verirse bunun hükumet tarafından
yok hükmünde sayılması gerektiğine dair yine dünyada eşi benzeri görülmedik
açıklaması aklıma geliyor.
Son örnek bir kararın yok hükmünde olmasını değil de hukukçu
terminolojisiyle siyasete soyunulmasını gösteriyor. İlk ikisi ise rejim
değişikliği sürecinde, bir aktör olarak ana muhalefetin hukuki mücadele yöntemi
olarak dillendirdiği ancak Anayasada yeri olmayan bir karar biçimine işaret
ediyor. Son dönemdeki kullanımlardan anlaşılabileceği üzere bir geçiş, alt üst
olma durumu ve sıradışı kararlar alınması (hükumet tarafından, yargı tarafından
vb.) gerekliliğini ifade etmek için kullanılan bir kavramla karşı karşıyayız.
Şimdi CHP’nin başvurusu ve beklentisi de bu iklimin (2007’den
beri denilmekle birlikte rejim biçimi değil devlet biçimi düşünüldüğünde 1980’ler
sonrası ikliminin) bir yansıması. Radikal felsefe geleneğinin süslü laflarını
kullanarak halkın olağanüstü hal ilan etmesinin egemenlerin kararlarını yok
hükmünde kılacağından dem vurmak isterdim ama şimdi bu çokça başvurulan kaçma
yöntemine gerek yok. Bu tarz bir ezilenlerin “yok hükmü” kararı yokluğunda can
çekişen liberal demokrasi normlarını sakız etmeye devam edeceğiz.
Mesleki deformasyon gereği ben daha ziyade kurumlar arası
yer kapmaca ile ilgileniyorum. Düzeltilmekten mutluluk duyarım ancak Anayasa
Mahkemesi’nin benim bildiğim kadarıyla yakın dönemde alınmış yok hükmü kararı
yok. 2000’lerin ilk yarısında esasa girerek inceleme yapmaya doğru yelken açan,
kendi jurisdiction’ını genişleten Mahkeme'nin,
2008’de anayasanın değişmez maddeleri gereği yok hükmü kararı alabileceğine
yönelik gerekçe yazan aynı Mahkeme’nin kadrosu, AKP kapatma davasını takiben hedefe
konmuştu ve esasen 2010 referandumu sonrası müdahaleyle değiştirildi. Sadece anayasanın
lafzındaki yokluk nedeniyle değil böyle bir kompozisyon nedeniyle de Mahkeme’nın
yok hükmü kararı vermesini beklememek lazım.
Bu tarz bir karar alınması
durumunda Anayasa Mahkemesi yargının mutlak kontrolü ve yeniden biçimlendirilmesi yönünde AKP’nin adımlarına bir ket vurmuş
olacak ama mahkeme kararlarına karşın erişime yeniden açılmayan internet siteleri ve ifade vermeyen “dokunulmazlar”dan
bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de zaten 2013 sonundan bu yana “bağzı” mahkeme
kararları uygulanmıyor. Yok eğer başvuru reddedilirse hükumetin tercihleri
doğrultusunda HSYK ve alt kademeler yeniden biçimlendirilebilecek. Başka bir
ifadeyle Erdoğan ve hempaları yargılandıktan sonra bu devletin
demokratikleştirilmesi yönünde yapılması gereken binlerce değişikliğe yenileri eklenmiş
olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder