Cumhurbaşkanlığı seçimi kanımca erken sonuçlandı. Bu kadar da olmaz herhalde dediklerim yinelendi. Bundan bir hafta kadar önce bir iletişim listesine kabaca
şunları yazmıştım:
seçmen sayısı 53 milyona dayanmış. katılım oranının %
89 olduğu 30 mart seçimlerinde belediye meclis üyeleri sonuçlarını
hatırlayalım: akp 19,469 milyon, chp 11,423 milyon, mhp 7,907 milyon oy
aldı.
bu seçimde katılım oranı radikal bir şekilde düşüp % 80'lere gerilese dahi
(mümkün görünmüyor ama en kötü ihtimal diyelim) ve 30 mart'ta sandıklarda boy
göstermiş bütün akp'liler tıpış tıpış oy kullansa dahi akp'nin ikinci turu
engellemek için oylarını 2 milyon arttırması gerekiyor. teyyo'nun katılım oranı
tahminleri (% 90) gerçekse bu rakam 3,5 milyona çıkıyor.
yani bu memlekette soma diye bir şey olmadı diyelim, enflasyon % 10'a
dayanmadı diyelim, riyakar ve sevgili vatandaşlarımız daha da dibe vurmaya
niyetli diyelim, kürtler selo başgan'a pek itibar etmedi diyelim, chp miti
gerçek oldu sahil demokratları ve bilimum ulusalcı sandığa gitmedi diyelim, mhp
de kimseyi toparlayamadı (meclis'teki kavga, sokaktaki hırlaşmaya rağmen)
aldığı 8 milyon oyun neredeyse dörtte birini kaptırdı diyelim, bbp tabanda
ikiye bölündü diyelim, 500 binde kalacak yurtdışı oylarda erdoğan % 80'le ezdi
geçti diyelim; işte ancak o zaman bu uzun % 52'ye falan çıkıyor. burası türkiye
olur mu olur, hatta olacak gibi de duruyor, ama yine de ikinci tura kalmaması,
bu kaymanın dört ayda gerçekleşmesi biraz akılalmaz değil mi yoldaşlar?
Dolayısıyla anket şirketlerinin öngördüğü kadar (%85) olmasa
da % 80’in üzerinde bir katılım oranıyla AKP’nin işinin zor olduğunu
öngörmüştüm. Oysa adayların sırasıyla % 52, 39 ve 9 kadar oy aldıkları
görünüyor. “Hadi bunlar oldu” ya da “böyle kaymalar olduysa ancak alır % 52”
dediğim şeylerin neredeyse hepsi gerçekleşti. Katılım oranının % 75 civarında kalması önemli etken. Bu
katılım oranı bölgelere göre büyük farklılıklar göstermiyor. Sadece sahilde
değil, Türkiye’nin genelinde bir düşüş söz konusu. Şimdi hayal kırıklığıyla,
burası Türkiye hislerimi bir kenara bırakarak kendime ve sevdiklerime önümüzdeki
altı ay için hızlıca çıkarılabilecek sonuçları hatırlatayım:
-Geçiş sürecinde büyük itirazlar ve farklı kanatlardan birbiriyle
çelişen hamleler gelmese dahi hedefler büyük olduğu için AKP’ye bu oran genel
seçim için yeterli ışık vermiyor. Baskın seçim olmayacak, seçim 2015’e
bırakılacak.
-AKP kendi emelleri nedeniyle % 10 barajını düşürmeyecek, S.
Önder’in deyimiyle Türk’ü borçla, Kürt’ü demokrasiyle rehin alma stratejisi
değişmeyecek. Kısmi yasal düzenlemeler Öcalan ve müzakere heyetini tatmin
etmeyeceği için aşırı gerilimli bir kışa gireceğiz.
-Erdoğan’ın söylemi değişmeyecek ama bakanlar kuruluna aralıklarla
başkanlık eden bir cumhurbaşkanı ve Putin benzeri hamlelerle başkanlığa salınan
ve zorlanan, adı parlamenter rejim olan kendisi yarı-başkanlık sıfatını hak
eden bir rejime şahit olacağız. Anayasal değişikliğe rakamlar izin vermediği
için hukukun biraz daha büküldüğünü göreceğiz.
-Artık Avrupa’da miktarsal genişleme mi olur, FED’in yönelim
değişikliği mi olur (belki yükselen petrol fiyatlarının katkısıyla mı olur)
Türkiye’nin yüksek borç, iç tüketim ve inşaat ya resulullah temelli yöneliminde
değişikliğe ya da aksamaya izin vermeyecek bir uluslararası konjonktür için
yağmur duasına çıkar gibi toplantılar yapıldığını göreceğiz.
-Düşük yoğunluklu savaşın son iki yıl içinde Suriye’ye transfer
edildiğini ve vekalet savaşının sürdüğünü gördük. Şimdi savaşın daha fazla
etkisini hissedeceğiz ve ihraç edildiği yere geri dönüşünü göreceğiz. Modern
selefilerin cemevlerine saldırılarından gözlerini kaçıran bu toplumun çoğunluğu,
gözü çıkarılan eylemci protesto hakkını kullandığı için onu suçlu ilan etmeye
zaten hazır ve öyle ilan ediyor. Nasıl olacak bilmiyorum ama daha kötüsüne
hazırlanmak gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder