29 Mayıs 2015 Cuma

Eyleyişin toplumsallığı ve Haziran İsyanı'nın gücü

Haziran İsyanı'nın yıldönümü vesilesiyle, Temmuz 2013'te tamamlanan ve takip eden ay içinde Praksis Dergisi Gezi Sayısı'nda yayımlanan metinden kısa bir bölümü buraya koymak istedim. Tamamı için sayıya bakılabilir. 

... Zengin eylem repertuarıyla toplumsal mücadele alanına yeni bir soluk getiren Haziran isyanı, yaygınlaştırılmaya çalışılan okuma biçimlerinin aksine kentli emekçilerin ve AKP iktidarı baskısından nasibini almış ezilenlerin bir başkaldırısı olarak görülmeli. Hatırlatılması gereken husus ise İsyanın yıkıcılığı ve ateşinin gücünün kendisini bir parantez içine koymaya çalışanların okuma biçimlerini alt üst edecek bir toplumsallık barındırması. Eylemlere katılan milyonlarca kişiye karşın isyanı darbe girişimi olarak görmek, uluslararası bir komployla açıklamaya çalışmak ve belirsiz gözlemler yanı sıra sınıfsal icatlarla kentte yaşayan emekçileri orta sınıf ilan etmek, eyleyenleri, isyan ve eyleyişin kendisini bir kalıba oturtarak anlamlandırma ihtiyacının ifadesi. Bu aynı zamanda eylemlerdeki yıkıcı ve sistem karşıtı duruşu görmezden gelerek örtme telaşına da denk düşüyor.

Toplumsal üretim ilişkilerinin varlık halini oluştan ayıran bir görüntü sunmasına karşın eyleyenin fiili, eylem metalar dünyası içinde gerçekleştiği için ister istemez bir toplumsal karakter edinir. Bu satırların yazarının, bir bölüm odasında kendi başına bir uğraş veriyor görünürken dahi eyleyişini sürdürebilmesi birçok başka üreticinin emeğinin ürününü kullanmasına bağlıdır. Anlamlandırma faaliyeti gibi son derece bireysel görünen eylemler de emek ürünlerinin ne amaçla kullanıldığını göremeyen emekçilerin ve emek süreci üzerinde bir denetimi bulunmayan işçilerin eyleyişlerinin başka insanların eyleyişinde etkisi bulunmasına benzer bir toplumsal nitelik taşımaktadır. Oysa “eyleyişin toplumsal akışı”[1] kapitalist toplumda kırılmış görünür. Bu kırılma emekçilerin eyleyişinin toplumsal karakterini örtmek için seferber edilir. Hayatımızı sürdürmemiz ve sürdürme biçimimizin kendisi bizim gibi milyonlarca insanın üretken yaratıcılığına ve eyleyişine bağlıyken tekil eyleyişler ve değişim değeri bazlı mübadele edilen metanın diline hapsolmak toplumsallığın bireysellikle ikame edilmesini getirir. İnsanlar arasındaki etkileşimin şeyler arasındaki ilişkiler olarak görünmesine cevaz veren yaklaşımlar bir sınıf mensubu olarak bireyin protestosunun kendi sınıflandırılmasına (bir sınıf mensubu olarak ilanihaye konumlandırılması ve alternatif bir toplum tahayyülünün kısırlaştırılmasına) karşı da bir anlam barındırabileceğini, oluş sürecindeki eylemlerinin varlık olarak kodlandığı biçimlere karşı durabileceğini anlayamayacaklardır.

Özgürlük talebinde bulunan emekçi ücret artışıyla susturulamadığında, ücretlerin artmasını isteyen aynı zamanda öğrencilerin tutuklanmasına tepki gösterdiğinde, hükümetin istifa etmesi gerektiğini düşünen gösterici alternatif örgütlenme biçimleri üzerine tartışmaların bir parçası haline geldiğinde benzer bir eylemlilik hali içine girmişlerdir. Bu kendi eylemliliğini, paranteze almaya çalışan, tek bir soruna yönelik ya da tek bir odaktan kaynaklanan sorunlara ilişkinmiş gibi gösterenlere “bundan daha fazlası” demektir. Haziran İsyanı sırasında hükümet karşıtı, aynı zamanda hak ve özgürlüklerin savunucusu olmuştur. Polis şiddetinin karşısında yer alan gösterici cenazesini kaldırmak isteyene omuz vermiştir. Kentin kamusal mekanlarının korunması için uğraşanlar doğa talanına son verilmesi için de haykırmışlardır. Çok konuşulan “mesele sadece Gezi Parkı değil, arkadaş” tweeti durumu gayet iyi özetlemektedir. Haziran isyancıları kendilerini belirli kimliklerle özdeşleştirmeye çalışanlara net cevaplar verebilmişlerdir: “Evet çapulcuyuz, ama bundan daha fazlasıyız!”

Gezi Parkı’nda çadırının yanına bir pankart asan eylemci görünüşte üretim sürecinin nesnesi olmaktan öteye geçmiş ya da başka bir ifadeyle kendi emeğine yabancılaşmasının farkında ve bunu aşmaya çalışır değildir. Ancak parkın farklı bir politik eylem merkezi haline gelmesi durumunda toplumsal hayatın dönüşümüne ilişkin bir perspektif sunarak eyleyen kişi sadece kendi hayatı değil başkaları için de alternatif “yapma biçimleri” üzerine kafa yormaktadır. Özgürlüğünün başkalarının eyleyişi ile olan diyalektik ilişkisini bir forum sırasında deneyimleyenler, bir yandan kamusal etkinlikleri ve gündelik yaşamın örgütlenmesini tartışmakta bir yandan da eyleyişinin sonucunun eyleyiş sürecinden bağımsız olmadığını ortaya koymaktadırlar. Eyleme hali ve oluş süreci, sonunda ortaya çıkanı biçimlendirmektedir. Sistemin yılmaz savunucularının isyan ve eyleyişin sınırlı hedeflere yönelik olduğu temelli ad hominem argümanları ve popülerleştirmeye çalıştıkları okuma biçimleri eylemciyi (hükümet karşıtı, komplocu, faizci, orta sınıf, marjinal vb. şekillerde) sadece bir karşıtlıkla ya da bir kimlikle özdeşleştirmeye ve böylelikle dönüştürücü potansiyelinin altını oymaya çalışmaktadır. Haziran İsyanı’nın gücü bu özdeşleştirmeyi savuşturma konusunda başarılı eylemlerde olduğu kadar eylemde bulunma halinin sözle damgalamaya, ya da paranteze alma girişimlerine karşı “oluş süreci üzerine devrimci bir vurgu”yu ve olduğundan daha başka olma arzusunu beraberinde getirmesinden de kaynaklanmaktadır.



[1] Bu konuda bkz. Holloway, J. (2005) İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek, İstanbul: İletişim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma