Haziran İsyanı'nın yıldönümü vesilesiyle, Temmuz 2013'te tamamlanan ve takip eden ay içinde Praksis Dergisi Gezi Sayısı'nda yayımlanan metinden kısa bir bölümü buraya koymak istedim. Tamamı için sayıya bakılabilir.
... Zengin
eylem repertuarıyla toplumsal mücadele alanına yeni bir soluk getiren Haziran
isyanı, yaygınlaştırılmaya çalışılan okuma biçimlerinin aksine kentli
emekçilerin ve AKP iktidarı baskısından nasibini almış ezilenlerin bir
başkaldırısı olarak görülmeli. Hatırlatılması gereken husus ise İsyanın
yıkıcılığı ve ateşinin gücünün kendisini bir parantez içine koymaya
çalışanların okuma biçimlerini alt üst edecek bir toplumsallık barındırması.
Eylemlere katılan milyonlarca kişiye karşın isyanı darbe girişimi olarak
görmek, uluslararası bir komployla açıklamaya çalışmak ve belirsiz gözlemler yanı
sıra sınıfsal icatlarla kentte yaşayan emekçileri orta sınıf ilan etmek,
eyleyenleri, isyan ve eyleyişin kendisini bir kalıba oturtarak anlamlandırma
ihtiyacının ifadesi. Bu aynı zamanda eylemlerdeki yıkıcı ve sistem karşıtı
duruşu görmezden gelerek örtme telaşına da denk düşüyor.
Toplumsal
üretim ilişkilerinin varlık halini oluştan ayıran bir görüntü sunmasına karşın
eyleyenin fiili, eylem metalar dünyası içinde gerçekleştiği için ister istemez
bir toplumsal karakter edinir. Bu satırların yazarının, bir bölüm odasında kendi
başına bir uğraş veriyor görünürken dahi eyleyişini sürdürebilmesi birçok başka
üreticinin emeğinin ürününü kullanmasına bağlıdır. Anlamlandırma faaliyeti gibi
son derece bireysel görünen eylemler de emek ürünlerinin ne amaçla
kullanıldığını göremeyen emekçilerin ve emek süreci üzerinde bir denetimi
bulunmayan işçilerin eyleyişlerinin başka insanların eyleyişinde etkisi bulunmasına
benzer bir toplumsal nitelik taşımaktadır. Oysa “eyleyişin toplumsal akışı”[1]
kapitalist toplumda kırılmış görünür. Bu kırılma emekçilerin eyleyişinin
toplumsal karakterini örtmek için seferber edilir. Hayatımızı sürdürmemiz ve
sürdürme biçimimizin kendisi bizim gibi milyonlarca insanın üretken
yaratıcılığına ve eyleyişine bağlıyken tekil eyleyişler ve değişim değeri bazlı
mübadele edilen metanın diline hapsolmak toplumsallığın bireysellikle ikame
edilmesini getirir. İnsanlar arasındaki etkileşimin şeyler arasındaki ilişkiler
olarak görünmesine cevaz veren yaklaşımlar bir sınıf mensubu olarak bireyin
protestosunun kendi sınıflandırılmasına (bir sınıf mensubu olarak ilanihaye
konumlandırılması ve alternatif bir toplum tahayyülünün kısırlaştırılmasına) karşı
da bir anlam barındırabileceğini, oluş sürecindeki eylemlerinin varlık olarak kodlandığı
biçimlere karşı durabileceğini anlayamayacaklardır.
Özgürlük
talebinde bulunan emekçi ücret artışıyla susturulamadığında, ücretlerin
artmasını isteyen aynı zamanda öğrencilerin tutuklanmasına tepki gösterdiğinde,
hükümetin istifa etmesi gerektiğini düşünen gösterici alternatif örgütlenme
biçimleri üzerine tartışmaların bir parçası haline geldiğinde benzer bir
eylemlilik hali içine girmişlerdir. Bu kendi eylemliliğini, paranteze almaya
çalışan, tek bir soruna yönelik ya da tek bir odaktan kaynaklanan sorunlara
ilişkinmiş gibi gösterenlere “bundan daha fazlası” demektir. Haziran İsyanı
sırasında hükümet karşıtı, aynı zamanda hak ve özgürlüklerin savunucusu
olmuştur. Polis şiddetinin karşısında yer alan gösterici cenazesini kaldırmak
isteyene omuz vermiştir. Kentin kamusal mekanlarının korunması için uğraşanlar
doğa talanına son verilmesi için de haykırmışlardır. Çok konuşulan “mesele
sadece Gezi Parkı değil, arkadaş” tweeti
durumu gayet iyi özetlemektedir. Haziran isyancıları kendilerini belirli kimliklerle
özdeşleştirmeye çalışanlara net cevaplar verebilmişlerdir: “Evet çapulcuyuz,
ama bundan daha fazlasıyız!”
[1] Bu konuda bkz. Holloway, J.
(2005) İktidar Olmadan Dünyayı
Değiştirmek, İstanbul: İletişim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder