21 Şubat 2015 Cumartesi

Akademik performans: Teşvik yönetmeliği ya da Whiplash

Yükseköğretim Kurulu 2014 yılında çıkarılan 6564 sayılı yasa gereği hazırlaması gereken teşvik yönetmeliğinin taslağını kamuoyuna sundu. Askıya çıkardık linki altında 6 Mart’a kadar kalacak olan bu yönetmelik taslağı üniversitelerden gelecek cevaplar ve siteye düşülebilecek yorumlar sonrası gözden geçirilip Milli Eğitim Bakanlığı ve oradan da Bakanlar Kurulu’na sunulacak. Adetim olduğu üzere yönetmeliği incelesem de YÖK mekanizması üzerinden bir yorum yapma ihtiyacı duymadım. Muhtemel teşvikle ilgili hesap kitap yapmayı geride bıraktıktan sonra buraya birkaç düşünce kırıntısı yazıyorum.

Akademik teşvik YÖK tarafından ve aynı zamanda hükumet tarafından 2014 sonbaharındaki tazminatla birlikte bir destek unsuru olarak sunuldu. Çalışkan akademisyenlerin hakkını alacağı üstelik daha çok üretenin daha çok kazanacağı bir düzenleme yapmaktı amaç. Yönetmelik bunun gereği olarak farklı faaliyet türleri belirliyor (araştırma, proje, yayın, tebliğ, tasarım, patent, atıf vb.). Buna göre toplam olarak faaliyetlerden alınabilecek puan en fazla 100 ve hesaplanan puan aynı zamanda önceden belirtilen miktarın yüzde kaçının öğretim elemanı tarafından alınacağını da gösteriyor. Örneğin 40 puan toplamış bir doçent önceden belirlenmiş 658 liralık teşviğin yüzde 40’ını alacak.

YÖK tek bir faaliyet türünden, örneğin “bilimsel yayın”dan çokça puan alınmasını engellemek için bir faaliyet türünden alınabilecek puanı 30’la sınırlandırıyor. Bu nedenle yönetmelik ideal akademisyene dair ya da verimli araştırmacıya dair bir resim çiziyor. Kaba bir hesapla bir yıl içinde bir ulusal-uluslararası yayın yapan, birkaç atıf alan, bir-iki konferans sunuşu yapan, üniversite onaylı araştırma ya da bir ulusal-uluslararası proje yürüten (ya da burada araştırmacı olarak bulunan) akademisyen 100 puan toplayabilir. Çoğu devlet üniversitesi akademisyeninin tavrı bu yönetmelik karşısında “eyvallah” olacaktır. Çünkü yönetmelik (birbirlerine atıf yapan epistemik cemaatler, oturmamış fakülte dergilerinde yayın peşindekiler ve rektörlük imzalı araştırma kılıfında çalışma yapanlara) kullanışlı arka kapılar da sunmaktadır. YÖK’ün iç tartışması da bu kapıları ne kadar sıkı kapatmak gerektiği üzerinedir.

Ancak burada hızlıca işleyen bir piyasalaştırma mekanizması devrededir. Akademisyenleri puan peşindeki Süper Mario’lara dönüştürmek isteyen yönetmelik halihazırda bazı vakıf üniversitelerinde (bundan sonra özel üniversite) atama ve kadro yenilemenin yanısıra uygulanan düzenlemeleri devlet üniversitelerine teşvik mekanizması adı altında henüz iş güvenliğine dokunmadan taşımaktadır. Niceliğe dökülmesi oldukça zor olan akademik emek üzerindeki tasarruflarıyla özel üniversiteler bu alanda daha fazla çaba sarf ederken, şimdi devlet üniversiteleri bu mesafeyi kapatmaya hazırlanmaktadır. Ancak burada özel üniversiteler bağlamında oluşturulan ve devlet üniversitelerine kısmen taşınmış piyasanın performans sisteminin daha fazla bilimsel üretimi teşvik edeceği sonucu da çıkarılmamalıdır. Toplaması gereken puan bakımından açığını ders vererek kapatan özel üniversite emekçisi ile proje eksikliğinden kaybettiği teşvik ödeneğini ek dersle, ikinci öğretimle kapatan devlet üniversitesi emekçisi tepeden gelen performans baskısını  sistemin sunduğu kaçış yöntemlerini kullanarak hafifletebilmektedir.

Yine de gidişat açıktır. Karşımızdaki dönüşümü kavramak için Whiplash filminde daha iyi çalabilmesi için kendi öğrencisini sınırlarına kadar zorlayarak ondan bir müzikal canavar meydana getiren Fletcher’ı ve onun dayanaklarını hatırlamak mümkündür. Öğrencisinin zorlu yolculuğu sırasında her fırsatı ona ders vermek için kullanmaktan geri durmayan kendisi ruhen sakatlanmış Fletcher, Andrew’a daha fazla çalışma karşılığında daha iyi çalabileceğini ve bunun karşılığını hayatta alabileceğini söyleyerek işkencesine devam edebilmektedir. Burada iki kişi arasındaki iktidar ilişkisinin dayanağı Andrew’ın çalıştıkça bunun karşılığını alacağına dair inancıdır. Teşvik yönetmeliği, aynı inancı akademik emekçinin özsaygı yitimi arka planında ve parasallaşmış toplumsal ilişkiler içinde akademisyenin şu sıralarda en çok ihtiyaç duyduğu şeyi sunarak yaratmaya çalışmaktadır. Daha fazla atıf alan daha fazla para alacaktır. Daha fazla patent çıkartan ödüllendirilecektir. Maaşları arasında 500 lira fark olan ancak aynı işi yapan akademisyenlerden birisi daha fazla çalışmış öbürü sadece ders anlatmış olarak görülecektir. Bu çerçeveye göre ilki çalışmasının karşılığını almaktadır. Dolaşım alanında eşitler arası mübadelenin yaydığı sihre kapılmıştır. Nicelikselleştirilmiş emek kriterlerine göre daha fazla üretmektedir. İstenen performansı sergiledikçe, hak ettiğinin karşılığını aldığını düşünmektedir.

Bu çerçeveyi inşa eden, berkiten ve sürdüren aslında kendisi ve kendi gibileridir. Arzulanan, teşvik mantığının sonucu olarak, toplumun anlaşılması ve daha iyiye ulaşmak için uğraşı sergilenmesinin (toplumsal bilimlerin önemli bir vazifesi), bir iş paketinin tamamlanıp proje çıktısının alınması ve gerektiğinde ilgili mercilere sunulması ile ikamesinin yaygınlaşmasıdır. Ancak belki de daha önemlisi akademik emek sürecinden kaynaklanan gerilimlerin parasal bir dille ifade edilerek çalışma ve üretim alanından soyutlanması ve başka bir alana (hem akademik ürünün dolaşımı, hem de meta olarak emek gücü ile paranın mübadelesi anlamında dolaşım alanına) aktarılması çabasıdır. Bu çaba başarıya ulaştığı oranda bilimsel üretim sürecinin, muktedirlerin arzularına uygun bir şekilde denetlenmesi kolaylaşacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma