Daha önce hem Kürt hareketinin konumuna ilişkin hem de rejim biçimine dair bu bloga yazdım. Kısmen tekrar ve hatırlatma yapma ihtiyacı içindeyim. Praksis dergisininin 37. Sayısı aracı oldu.
Bu sayı siyasal rejim tartışmaları
dosya konusuyla çıkıyor. Sayıda yer alan forum kapsamında editörler siyasal rejimin
niteliğine yönelik çok sayıda düşünce insanı ve araştırmacıdan görüş bildirmelerini
talep etti. Ben de dilim döndüğünce birkaç tespitte bulundum. Görüşleri sayıdan
derli toplu okumak isteyenler bir-iki hafta içinde dergiyi edinebilirler. Görünen
rejimin niteliği üzerine sosyalistler olarak bir uzlaşıya sahip olmadığımız
ve yine de karşıdaki Leviathan’ı betimlerken bunun kelimenin dar anlamıyla bir
demokrasi olarak dahi tanımlanamayacağını düşünmemiz.
Ortada en azından çok sayıda köşe kadısı tarafından Türkiye
tarihinin en büyük atılımı olarak nitelenen bir görüşme-müzakere süreci devam
ediyor. İçeriğini bilmediğimiz bir süreç hakkında böyle büyük laflar edecek
değiliz. Ancak Türkiye’nin en baskıcı rejimlerinden birisinin altında inleyenlerin
ahları ile takdir edilebilir ki barış ve demokratikleşme umutları bir arada
paradoksal bir görünüm sergiliyor. Bu yüzeydeki çelişkinin çok yakında ortadan
kalkacağını düşünüyorum.
Benim otoriter-neoliberal olarak nitelediğim Türkiye’nin
faşist bir rejim deneyimleyip deneyimlemeyeceği her şeyden çok bu çelişkinin (ya
da hakikaten fiziki olarak tarafların) ortadan kalkma biçimine bağlı. Şu tespitleri yapmak mümkün:
**İç güvenlik yasa tasarısı da burjuva hukukunun
yürütme tarafından 2013 sonunda askıya alınması da yarı-başkanlığın tek
adamlığa salındığının göstergeleri.
**Kimsenin içeriğini bilmediği ancak muhtemelen
3-4 yıl sonra kısmen öğrenebileceğimiz görüşmelerden kalkarak niyet okumak çok
iyi bir yöntem değil. Ancak mecbur bırakılıyoruz. KCK silah bırakmak için ileri
sürülen şartları ya da müzakere ve silah bırakma sürecindeki somut aşamaları
(belki de aşamaların sırasını) kabul etmiş değil. AKP yapılanmasının ileride
atılacağını taahhüt ettiği adımların vadesi gelmiş ancak herhangi bir girişimde
bulunulmamış görünüyor. Çözüm süreci dedikleri Öcalan’ın suni tenefüsü nedeniyle
devam ediyor.
**Erdoğan’ın kendi iktidarını korumak için her
türlü hukuki kuralı çiğneyeceği, her türlü XXsansürXX girişebileceği konusunda
kimsenin bir şüphesi olmamalı. İktidarını tehlikede görmesi durumunda bütün
sembolleri kullanarak Türkiye çapında – teşbihte hata olmaz – yeni bir cihata
girişeceği belirgin.
Dünya görüşlerinde ve siyasal iktidar tahayyüllerinde bu
kadar farklılık olan yapılanmaların Türkiye’nin geleceği üzerine minimum bir
uzlaşıya varması da, varırlarsa bunu Türkiye’de büyük bir hezeyan içindeki milliyetçi
kesimlere kabul ettirmesi de mümkün görünmüyor (geçen yıllar bir umut vermiyor). Sorun artık düğümün seçim öncesinde
mi sonrasında mı ve nasıl kesileceğidir.
Kendi iktidarını sallantıda gören bir Erdoğan rejiminin görüşmeleri askıya alıp Kürt hareketine karşı (sınırlı?) XXsansürXX kalkışması, bu durumda sokaklara çıkacak hem Kürtleri hem de başta
sosyalistler olmak üzere rejim muhaliflerini polis güçleri aracılığıyla
pogroma tabi tutması ve kendi tasfiyesini seyredecek düzen içi muhalefetin
göstermelik açıklamalarla yetinmesi ihtimali her zamankinden daha fazladır.
Çünkü yaşanan kolektif akıl tutulmasıdır.
Faşizm dediğimiz bu gidişle çok
yakında kapıyı çalacaktır. Elinde meclis tokmağı mı olur, çekiç mi olur, umarım
onu tartışmak zorunda kalmayız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder