18 Şubat 2015 Çarşamba

Çekiç mi tokmak mı? Bazı öngörüler ya da aklın karamsarlığı

Daha önce hem Kürt hareketinin konumuna ilişkin hem de rejim biçimine dair bu bloga yazdım. Kısmen tekrar ve hatırlatma yapma ihtiyacı içindeyim. Praksis dergisininin 37. Sayısı aracı oldu.

Bu sayı siyasal rejim tartışmaları dosya konusuyla çıkıyor. Sayıda yer alan forum kapsamında editörler siyasal rejimin niteliğine yönelik çok sayıda düşünce insanı ve araştırmacıdan görüş bildirmelerini talep etti. Ben de dilim döndüğünce birkaç tespitte bulundum. Görüşleri sayıdan derli toplu okumak isteyenler bir-iki hafta içinde dergiyi edinebilirler. Görünen rejimin niteliği üzerine sosyalistler olarak bir uzlaşıya sahip olmadığımız ve yine de karşıdaki Leviathan’ı betimlerken bunun kelimenin dar anlamıyla bir demokrasi olarak dahi tanımlanamayacağını düşünmemiz.

Ortada en azından çok sayıda köşe kadısı tarafından Türkiye tarihinin en büyük atılımı olarak nitelenen bir görüşme-müzakere süreci devam ediyor. İçeriğini bilmediğimiz bir süreç hakkında böyle büyük laflar edecek değiliz. Ancak Türkiye’nin en baskıcı rejimlerinden birisinin altında inleyenlerin ahları ile takdir edilebilir ki barış ve demokratikleşme umutları bir arada paradoksal bir görünüm sergiliyor. Bu yüzeydeki çelişkinin çok yakında ortadan kalkacağını düşünüyorum.

Benim otoriter-neoliberal olarak nitelediğim Türkiye’nin faşist bir rejim deneyimleyip deneyimlemeyeceği her şeyden çok bu çelişkinin (ya da hakikaten fiziki olarak tarafların) ortadan kalkma biçimine bağlı. Şu tespitleri yapmak mümkün:

**İç güvenlik yasa tasarısı da burjuva hukukunun yürütme tarafından 2013 sonunda askıya alınması da yarı-başkanlığın tek adamlığa salındığının göstergeleri.

**Kimsenin içeriğini bilmediği ancak muhtemelen 3-4 yıl sonra kısmen öğrenebileceğimiz görüşmelerden kalkarak niyet okumak çok iyi bir yöntem değil. Ancak mecbur bırakılıyoruz. KCK silah bırakmak için ileri sürülen şartları ya da müzakere ve silah bırakma sürecindeki somut aşamaları (belki de aşamaların sırasını) kabul etmiş değil. AKP yapılanmasının ileride atılacağını taahhüt ettiği adımların vadesi gelmiş ancak herhangi bir girişimde bulunulmamış görünüyor. Çözüm süreci dedikleri Öcalan’ın suni tenefüsü nedeniyle devam ediyor. 

**Erdoğan’ın kendi iktidarını korumak için her türlü hukuki kuralı çiğneyeceği, her türlü XXsansürXX girişebileceği konusunda kimsenin bir şüphesi olmamalı. İktidarını tehlikede görmesi durumunda bütün sembolleri kullanarak Türkiye çapında – teşbihte hata olmaz – yeni bir cihata girişeceği belirgin.

Dünya görüşlerinde ve siyasal iktidar tahayyüllerinde bu kadar farklılık olan yapılanmaların Türkiye’nin geleceği üzerine minimum bir uzlaşıya varması da, varırlarsa bunu Türkiye’de büyük bir hezeyan içindeki milliyetçi kesimlere kabul ettirmesi de mümkün görünmüyor (geçen yıllar bir umut vermiyor). Sorun artık düğümün seçim öncesinde mi sonrasında mı ve nasıl kesileceğidir.

Kendi iktidarını sallantıda gören bir Erdoğan rejiminin görüşmeleri askıya alıp Kürt hareketine karşı (sınırlı?) XXsansürXX kalkışması, bu durumda sokaklara çıkacak hem Kürtleri hem de başta sosyalistler olmak üzere rejim muhaliflerini polis güçleri aracılığıyla pogroma tabi tutması ve kendi tasfiyesini seyredecek düzen içi muhalefetin göstermelik açıklamalarla yetinmesi ihtimali her zamankinden daha fazladır. Çünkü yaşanan kolektif akıl tutulmasıdır. 

Faşizm dediğimiz bu gidişle çok yakında kapıyı çalacaktır. Elinde meclis tokmağı mı olur, çekiç mi olur, umarım onu tartışmak zorunda kalmayız. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma