21 Aralık 2015 Pazartesi

Bu bir Çıkar ve Mücadele Meselesi

Zamanı değil, ne çaresizlik iddiasına değinmenin, ne de bir değiniyi referanslara boğmanın. Ama savaş dezenformasyonu ve devletin yok edici aygıtı karşısında birilerini suçlama eğilimine karşı laf etmekten geri durmayasım var.  

17 Kasım 2015 Salı

Suriye cephesinde yeni bir şey yok mu?

Cihadist selefilerin son saldırılarını takiben mülteci politikalarından askeri müdahaleye kadar, devletlerin Ortadoğu ve Suriye'yi ilgilendiren girişimleri tekrar mercek altına alındı. Rusya Paris saldırıları öncesi bu sefer Özgür Suriye Ordusu denilen güçler koalisyonunun istediği hedefleri bombaladığını açıklamıştı. ABD ve Fransa'nın devam eden bombalamaları ve uluslararası toplum olarak fetişleştirilen güçlerin işbirliği çağrılarına bakıldığında son birkaç hafta içinde ve saldırıları takiben yeni bir gelişmeden söz etmek o kadar da kolay değil. Bu yorumlara yansırken, bir yandan da nefret saldırılarını engellemek adına Irak Şam İslam Devleti'nin İslamla hiçbir ilgisi olmadığına yönelik ardı ardına ve ne yazık ki bir ölçüde saçmalığa varan açıklamalar geldi. ABD dışişleri niteleme yarışını "psikopatik canavarlar"a kadar götürdü. Aynı günlerde Ortadoğu hakkında yeterli bilgi sahibi araştırmacıların da gönülleri ferahlatmak adına mürekkep döktüğünü gördük.

10 Kasım 2015 Salı

en kanlı seçim kampanyası ve bazı muteber şirketlerin rakamları

Sersemledik ve güçten düşürüldük. Sandık başındaki müdahalelere karşın seçim sonuçlarını radikal bir şekilde değiştirebilecek hileler tespit edilmedi, iddia edilenler ispata muhtaç. Türkiye tarihinin en kanlı seçim kampanyası böylece geride kaldı. Türkiye tarihinin en kanlı dönemi olmaya aday bir dönem ise önümüzde duruyor.

12 Ekim 2015 Pazartesi

Barışçıl eylemlerde ölmemek mümkün mü?

Son on beş yılda neredeyse kesintisiz bir şekilde Türkiye tarihinin başka dönemlerine göre sıkça denilebilecek linç girişimleri gerçekleşti. 2010 tarihli bir İnsan Hakları Derneği raporu 2005’te Trabzon, Sakarya, İzmir, Bursa, Kayseri, Rize, Samsun ve Artvin, 2006’da Sakarya, Isparta, Mersin, İzmir, Kırklareli, Tokat, Konya ve İstanbul; 2007 Denizli ve Sakarya vb. şeklinde devam ediyor ve sayıları onları bulan girişimleri dökümlüyor. 2013 Haziran ve devamında Türkiye’nin çeşitli illerinde, 2015 Temmuz'undan itibaren yine çok sayıda ilde linç girişimlerinin devam ettiğini biliyoruz. Devlet eliyle ve hesap sorulamamış olan öldürmeler halk isyanlarında olduğu kadar yakın dönemdeki çatışmalarda da yoğunlaştı. (örn. 2013 Haziran isyanı, 2014 Ekim İsyanı, 2015 Cizre ablukası vb.). Bunun yanısıra MİT gözetiminde olup malzeme temin edilmese dahi göz yumulanların, isimleri ve adresleri dahi bilinip yol verilenlerin eliyle katliamlara şahit olduk (sadece son beş ayda Diyarbakır, Suruç ve çok yüksek ihtimalle aynı kategoriye giren Ankara). Kısaca linç girişimleri, devlet eliyle XXsansürXX ve XXsansürXX süreklilik arz ettiği bir ülkedeyiz.

23 Eylül 2015 Çarşamba

Öğretim üyesi adayını ne yapmalı? Ya da mecburi hizmet dedikleri

Yükseköğretim Kurulu 22 Eylül Salı günü internet sitesinde bir açıklama yayımlayarak Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı’nın (ÖYP) kaldırılacağını ve bu doğrultuda ilgili idari işlemin yapılması ve kadroların cari  usule göre atamalar için aktarımını sağlamak üzere Maliye Bakanlığı’na 1 Eylül tarihinde yazı yazıldığını ifade etti. Gerekçe olarak ÖYP kapsamında tahsis edilen kadroların son beş yıl içinde 3550’sinin boş kalması, üniversitelerin tepkileri vb. gösterildi.

11 Eylül 2015 Cuma

Bu kadar bilinmeze karşın umut ve mücadele

(Aceleci okuyucuya bir uyarı: Bu yazı herhangi bir kişi ya da kuruma yaranmak için kaleme alınmış veya Türkiye’de geçer akçe politik konumları destekleyen bir yazı değil. Buradan vurucu slogan da el kitabı da çıkmaz, ancak yaşadığı cehennemi açıklamaya çalışan bir siyaset bilimcinin gözlemleri ve öfkesi yine de faydalı olabilir)

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Sivil Darbe: Oksimoron Değilse de Bir Yanlış Anlama

İşgüder hükumetin başında yer alan Davutoğlu’nun yeni bir hükümet kuramayacağının anlaşılmasından önce de Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini aşması nedeniyle ve seçimlerin ertelenmesi olasılığı arttıkça bir yeni müdahaleden bahsedilir olmuştu. Yakın zamanda Erdoğan’ın, yönetim şeklinin fiili olarak değiştiğini ilan etmesiyle tekrar bir rejim-yönetim biçimi tartışmasının içine girdik. Bu tartışma Türkiye siyasetinde adeta çevrimsel bir nitelik taşıyor. Son zamanlarda bu çevrimin süresi kısaldı, daha sık rejimin niteliği ve hak ettiği sıfatlar tartışılır hale geldi.

son girdi

Üç soruda desteksiz ve eksik kapanma